Sokağın sonunda bekleyen adam
( 1.BÖLÜM ) Siyaset sokağı bugünlerde öylesine darmadağın ki insanlar artık güzergâhlarını o tarafa çevirmeyi bile düşünmüyor. Çünkü siyaset piyasası, her geçen gün biraz daha inandırıcılığını kaybediyor.
Ortalıkta ciddi bir tedirginlik, derin bir keşmekeş ve ne olduğu tam olarak tarif edilemeyen bir kargaşa hâkim.
Herkes bir şeylerin ters gittiğinin farkında; fakat işin asıl nedenini yüksek sesle dile getirmeye gelince, nedense cesaretler bir anda tükeniveriyor.
Daha da önemlisi, halk siyasetçiye güvenmiyor. Hele siyasetin içine bir de “baba-oğul ” politika cambazları girdi mi, vatandaşın siyaset kurumuna duyduğu mesafe daha da büyüyor ve nefret duyguları artıyor.
***
Bir bakıyorsunuz yeni bir parti kuruluyor. Bir başka gün, başka bir siyasi hareketin kuruluşunu duyuyorsunuz.. Benim bildiğim kadarıyla bugün itibarıyla Türkiye’de kurulmuş siyasi partilerin sayısı 183’e ulaşmış durumda; kim bilir, ben bu yazıyı tamamlayıncaya kadar birkaç siyasi parti daha kurulmuş olur ! Doğrusu, Türkiye siyasetinde artık parti kurmak neredeyse apartman dairesi kiralamak kadar kolay bir hâle geldi.
Zaten en başımızda, adeta kraliyet ordusunun başkumandanı edasıyla duran bir zatı muhterem var. - Allah eksikliğini göstermesin!- Ancak siyaseten öylesine karmaşık, öylesine girift bir atmosferin içine sürüklendik ki, milletçe adeta nevrimiz dönmüş durumda.
Bir tarafta inkâr edilmesi mümkün olmayan yatırımlar…

Diğer tarafta dünyaya kafa tutacak ölçekte gerçekleştirilen müspet girişimler...Kültürden tarihe, Türk dünyasından İslam âlemine kadar uzanan dostluk ve kardeşlik ilişkileri...Bunların her biri, kendi başına değerlendirildiğinde küçümsenemeyecek gelişmeler. Bunları yok saymak, hakkaniyetli bir yaklaşım olmaz.
Ama...Aaah ah! Bütün bunlar aliyyülâlâ güzel de...O zaman insanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Halkın bunca memnuniyetsizliği neden? Milletimizin neden huzursuz olduğunu, neden siyasete karşı mesafeli durduğunu ve neden siyaset kurumuna olan güveninin giderek zayıfladığı elbette biliniyor, ben de bildiğimi söyleyebilirim.
Fakat bu yazının konusu ve sınırları içerisinde bu hassas meseleyi bütün boyutlarıyla ele almak yerine, onu daha geniş kapsamlı başka bir yazının konusu yapmak gerektiğine inanıyorum.
Şimdilik asıl meseleye gelelim. Çünkü bütün bu karmaşanın, bütün bu siyasi hesapların ve bütün bu belirsizliğin ortasında, sokağın sonunda bekleyen bir isim var
SOKAĞIN SONUNDAKİ ADAM
O adamın adı: MANSUR YAVAŞ...
Bu ismi telaffuz ettiğim anda birden irkildiğinizi tahmin edebiliyorum. “Yok artık!” dediğinizi de...
Ancak Mansur Yavaş ismini duyup da bir an olsun düşünmeyen, siyasi denklemi yeniden kurmaya çalışmayan kimseyi ben ne gördüm ne de duydum. Çünkü Mansur Yavaş, bugün Türk siyasetinde yalnızca bir belediye başkanı ismi olmaktan çıkmış; siyasi ihtimallerin üzerinde konuşulduğu önemli bir aktöre dönüşmüştür. Üstelik burada üzerinde durulması gereken çok önemli bir ayrıntı var... Ben, Sayın Mansur Yavaş'ın CHP'de kalmak ya da yeni kurulacak bir partiye geçmek gibi bir düşünce içerisinde olduğunu tahmin etmiyorum.
Peki bu ne demektir? Bana göre bunun anlamı şudur: Taşı gediğine koyma zamanı gelinceye kadar bağımsız kalmak Ankara Büyük Şehir Belediye Başkanı olarak hizmetlerine devam edecek...
Bu arada zamanı gelince o, taşı nereye koyacağına yalnızca kendisinin karar vereceğini de düşünmüyorum. Belki Başkentlilerin, Ama daha önemlisi ve mutlaka Türk milletinin vereceği karara göre hareket edeceğini tahmin ediyorum.
Çünkü bazı siyasi kararlar vardır ki, onları bir siyasetçi vermez, zaman verir. Bazı siyasi yürüyüşler vardır ki, başlangıç noktasını bir kişi belirlese bile istikametini toplum belirler.
Bu bağlamda ben Türkiye genelinde ciddi bir araştırma yaptım ve senelerdir birlikte çalıştığımız arkadaşlarımdan edindiğim bilgilere göre o kadar enteresan ki inanılacak gibi değil. ( Bu konuda yaptığım istihbaratı il il, hatta isim isim açıklayacağım ) İşte Mansur Yavaş meselesini de ben biraz böyle okuyorum.
Şimdilik sokağın sonunda bekleyen bir zirve isim var, o Mansur Yavaş’ın ta kendisi. Şimdilik işini en iyi şekilde icra ederken bir taraftan da etrafı seyrediyor.
Sokak olarak terennüm ettiğim mekandakiler kimin nereye gideceği, kimin hangi yola sapacağı ve o sokağın sonunda bekleyen adamın ne zaman yürümeye başlayacağını merakla bekliyor.
Ama bir şey belli: Türkiye siyasetinde taşlar yeniden yerinden oynuyor ve o taşların nereye konulacağını hep birlikte göreceğiz.
Benim söyleyeceklerim bu günlük bu kadar. Asıl mesele bundan sonra başlıyor. Yazımın ikinci bölümünü yarın Pazar günü yayına vereceğim.

Yorumlar (0)
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!