Katil İsrail’in Katar’a Yönelik Kışkırtması Tırmanıyor
İsrail’de Katar’a yönelik kışkırtıcı söylemin hükümetten muhalefete yayılması, Doha saldırısının birinci yıl dönümünde Körfez güvenliği ve Katar’ın bölgesel arabuluculuk rolünü yeniden gündeme taşıdı.
Son birkaç günde İsrail’in Katar’a yönelik kışkırtıcı söylemi dikkat çekici biçimde tırmandı. Bu durum, geleneksel siyasi anlaşmazlıkların ötesine geçerek tırmanışın nedenleri, Körfez güvenliğine etkileri ve bölgesel arabuluculuğun geleceği konusunda daha kapsamlı soruları gündeme getirdi.
Katar’a yönelik kışkırtıcı söylem artık İsrail işgal hükümeti Başbakanı Binyamin Netanyahu ve bakanlarıyla ya da İsrail’in aşırı sağ kesimleriyle sınırlı değil. Muhalefetin önde gelen isimleri de bu söyleme katılıyor. Bunlar arasında Katar’ın “düşman devlet” olarak sınıflandırılmasını isteyen eski İsrail işgal hükümeti Başbakanı Naftali Bennett de bulunuyor. Katar’a yönelik tutum, ekim ayı sonunda yapılması planlanan İsrail seçimleri yaklaşırken ülkedeki iç siyasi rekabetin de bir parçası haline geldi.
Bu tırmanış, İsrail’in 9 Eylül 2025’te Doha’yı hedef alan saldırısının birinci yıl dönümüne denk gelmesi nedeniyle ayrıca önem taşıyor. Doha, söz konusu dönemde ABD ve diğer uluslararası ve bölgesel taraflarla koordinasyon içinde İsrail ile Hamas arasında arabuluculuk rolü yürüten bir Körfez ülkesinin başkentiydi.
Gözden Kaçmasın
İsrail, Hamas’ın İstihbarat Yetkilisinin Kaçırılmasını Nasıl Pazarlıyor?
Gözlemciler, İsrail’in Katar’a yönelik söyleminin bir bölümünün İsrail iç siyaseti bağlamında okunabileceğini belirtiyor. Dış politika, zaman zaman iç siyasi mücadelenin bir aracına dönüşebiliyor. Bu çerçevede Katar’ın “rakip” ya da “tehdit” olarak sunulması, sert siyasi söylemi güçlendirmenin ve Hamas ile ilişkileri ya da iletişim kanalları bulunan ülkelere karşı daha katı tutum sergileme kapasitesini göstermenin bir aracı haline gelebiliyor.
Bu söylemin en tehlikeli sonuçlarından biri de burada ortaya çıkıyor. Egemen bir devlete saldırmak iç siyasi rekabetin bir parçası haline geldiğinde, siyasi söylemin sınırları giderek genişleyerek yeni siyasi, ekonomik veya güvenlik baskılarını da kapsayabiliyor.
Son dönemde Katar’ı Gazze savaşının bir tarafı olarak göstermeye ya da Gazze’ye yönelik savaşla bağlantılı krizlerin sorumluluğunu Doha’ya yüklemeye yönelik girişimler de öne çıktı. Bu iddialar, Doha’nın arabulucu olarak oynadığı rolün niteliğini ve farklı taraflarla resmî ilişkilerinin doğasını göz ardı ediyor.
Katar, siyasi ve diplomatik söyleminde, ilişki kurduğu ülkelerle açık biçimde ve resmî kanallar üzerinden çalıştığını, arabuluculuk rolünün iletişim kurduğu tarafların tutumlarını benimsediği anlamına gelmediğini vurguluyor. Bu çerçevede arabulucuya savaşın sonuçlarının veya çatışan tarafların başarısızlıklarının sorumluluğunu yüklemeye çalışmak; özellikle işgal, yerleşim faaliyetleri ve İsrail’in güvenlik ve askerî politikaları söz konusu olduğunda siyasi bir sorun oluşturuyor.
İsrail’in Katar’a yönelik kışkırtıcı söyleminin, Doha saldırısının birinci yıl dönümüyle aynı döneme denk gelmesi konuya farklı bir boyut kazandırıyor. Bir Körfez ülkesinin hedef alınması artık yalnızca varsayımsal bir senaryo veya gerçeklikten uzak siyasi bir söylem değil; Katar’ın başkentini hedef alan somut bir askerî olayın ardından gündeme geliyor.
Sonuç olarak İsrail’in Katar’a yönelik söylemindeki tırmanış üç ana başlıkla kesişiyor: İsrail’deki iç siyasi mücadele, Gazze savaşının yansımaları ve çatışmanın Körfez’in güvenlik alanına taşınmasına yönelik kaygılar.
Bölgenin, çatışan tarafları bir araya getirebilecek daha fazla iletişim kanalına ve arabulucuya ihtiyaç duyduğu bir dönemde, arabuluculuğun kendisini hedef alınma nedenine dönüştürmek tam tersi bir sonuç doğurabilir. Çok sayıda kriz ve çatışmayla karşı karşıya bulunan bölgenin daha az değil, daha fazla müzakere kanalına ve farklı taraflarla iletişim kurabilen arabuluculara ihtiyacı bulunuyor.
İsrail barışa düşman
Katarlı Al-Şark gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Cabir el-Harami, AlArabyAlJadeed’e yaptığı açıklamada, İsrail’in bölgede barış, istikrar ve güvenliği sağlamaya çalışan herkese karşı düşman bir taraf olduğunu, kuruluşunun tarihsel olarak bölgedeki kargaşa, kaos ve istikrarsızlıkla bağlantılı bulunduğunu söyledi.
El-Harami, bölgede güvenliği, barışı ve bir arada yaşamayı güçlendirmeye çalışan ülkelerin doğal olarak İsrail’in yönelimleriyle örtüşmediğini belirtti. Katar’ın gerek arabuluculuk gerekse diplomatik çabalar düzeyinde oynadığı olumlu rolün İsrail’deki siyasi çevrelerde kabul görmediğini ifade etti.
Katar’ın arabuluculuğunun ve Doha’nın Gazze’de savaşın sona erdirilmesi için gösterdiği çabaların, Katar’ın tutumu ile İsrail’in tutumları arasındaki farklılığın boyutunu ortaya koyan en önemli dosyalardan biri olduğunu söyledi.
El-Harami, İsrail hükümeti ve resmî yetkilileri ile muhalefetteki bazı isimlerin yürüttüğü kışkırtma kampanyalarının ve Katar’ın imajını karalamaya yönelik girişimlerin, yalnızca İsrail içinde kalmayan daha geniş bir kampanyanın parçası olduğunu değerlendirdi. Bu kampanyanın ABD’ye ve farklı siyasi ve medya alanlarına kadar uzandığını, amacının ise Katar’ın rolüne zarar vermek ve uluslararası imajı ile konumunu etkilemek olduğunu savundu.
Benzer girişimlerin geçmişte de yaşandığını belirten el-Harami, Katar’ın bunlarla karşı karşıya kaldığını ve bunları aştığını söyledi. Mevcut kampanyaların da hedeflerine ulaşamayacağını savunan el-Harami, Doha’nın gizli biçimde hareket etmediğini ve saklayacak bir şeyi bulunmadığını; aksine açık ve şeffaf biçimde, siyasi veya diplomatik dosyalarda yer aldığı ülkelerin resmî makamlarıyla koordinasyon içinde çalıştığını ifade etti.
Katar’ın arabuluculuk ve diplomasi rollerini açık bir vizyonla, resmî ve ilan edilmiş kanallar üzerinden yürüttüğünü belirten el-Harami, farklı taraflarla ilişkilerinin ve temaslarının krizleri çözme, diyalog ve müzakere süreçlerini ilerletme çabaları kapsamında olduğunu kaydetti.
İç hesaplar
Katar Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Yardımcı Doçenti Abdullah Bender el-Uteybi, Katar’a yönelik artan İsrail kışkırtmasının İsrail’in iç hesapları bağlamında geldiğini ve iç krizleri dışarıya taşıyarak bunların sonuçlarını dış bir tarafa yükleme girişimi olduğunu değerlendirdi.
El-Uteybi, söz konusu söylemin yalnızca aşırı sağcı hükümetle sınırlı kalmadığına, İsrail siyasi sahnesindeki farklı kesimlere de yayıldığına dikkat çekti.
El-Uteybi, AlArabyAlJadeed’e yaptığı açıklamada, siyasi açıdan daha önemli olan noktanın, İsrail’in Suriye ve Lübnan dahil bölge ülkelerinin egemenliğini ihlal eden operasyonlarını sürdürmesinin uluslararası düzeyde İsrail hakkında olumsuz bir imajın yerleşmesine katkıda bulunan unsurlardan biri haline gelmesi olduğunu söyledi.
Bu tutumun, aralarında Katarlı bir güvenlik görevlisinin de bulunduğu can kayıplarına yol açan Katar’a yönelik İsrail saldırısının üzerinden kısa bir süre geçmesinin ardından devam ettiğini belirtti.
El-Uteybi’ye göre bu saldırı, İsrail’in diğer ülkelerdeki operasyonlarıyla birlikte, İsrail’in uluslararası hukuka ne ölçüde bağlı olduğu ve devletlerin egemenliği ilkesine ne kadar saygı gösterdiği konusunda temel bir soru ortaya çıkarıyor.
Sorunun, uluslararası hukuk kurallarının uygulanmasında bir istisna bulunduğu izleniminin güçlenmesi olduğunu belirten el-Uteybi, İsrail’e egemenlik ve hesap verebilirlik kurallarının üzerinde bir devletmiş gibi davranıldığını ve böylelikle diğer devletlerin egemenliğinin ihlal edilmesinin “ulusal güvenlik” veya “güvenlik gereklilikleri” gibi gerekçelerle meşrulaştırılabildiğini söyledi.
El-Uteybi, bu durumun yalnızca belirli bir devleti değil, bölgesel ve uluslararası güvenlik ve istikrar sisteminin tamamını tehdit ettiğini belirtti. Ona göre mesele yalnızca Katar’ın İsrail’e yönelik tutumu ya da iki taraf arasındaki siyasi anlaşmazlıklarla sınırlı değil; uluslararası hukukun eşit biçimde uygulanması, devletlerin egemenliğine saygı gösterilmesi ve ulusal güvenliğin uluslararası kuralların aşılması için açık bir gerekçeye dönüştürülmemesiyle ilgili daha geniş bir ilkeyi kapsıyor.
El-Uteybi ayrıca İsrail’in Katar’ı “düşman” olarak sunarak İsrailli seçmene, karşılaştığı sorunların kaynağının kendi politika ve uygulamaları değil dışarıdaki aktörler olduğu izlenimini vermeye çalıştığını söyledi. Bunun, siyasi, diplomatik ve insani sonuçların sorumluluğunun yüklenebileceği dış bir düşman oluşturmayı amaçladığını değerlendirdi.
İsrail’e yönelik uluslararası tepki ve öfkenin diğer ülkelerin yürüttüğü kampanyaların sonucu olmadığını belirten el-Uteybi, bunun “saldırgan davranış” olarak nitelendirdiği tutumun, Gazze’deki savaşın, beraberindeki insani sonuçlar ve ihlallerin yanı sıra İsrail’in bölgedeki politikalarının doğrudan sonucu olduğunu savundu.
Katar’ın yumuşak diplomasisi
Katar Basın Merkezi Genel Müdürü Sadık el-Ammari, AlArabyAlJadeed’e yaptığı açıklamada, Katar’ın İsrail işgal hükümeti Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ve İsrail’deki sağcı muhalefetin boğazına saplanan bir diken haline geldiğini söyledi.
Katar’ın izlediği yumuşak diplomasinin İsrail tarafında açık bir rahatsızlığa yol açtığını ve bunun gurur verici olduğunu ifade eden el-Ammari, Katar’ın “savaş suçlusu Netanyahu” karşısındaki tutumunun onurlu bir duruş olduğunu söyledi.
El-Ammari, Netanyahu ve muhalefetteki bazı isimlerin Doha’nın siyasi ve diplomatik tutumlarına karşılık kentin hedef alınmasından söz eden açıklamalarının, “işgal devletinin uyguladığı devlet terörüne ilişkin yeni bir kanıt” olduğunu savundu.
Filistinlilere yönelik Katar yardımları hakkındaki İsrail suçlamalarına da değinen el-Ammari, söz konusu yardımların yönlendirildiği yönündeki iddiaların doğru olmadığını söyledi. Katar yardımlarının Filistinli ailelere doğrudan ve aile başına bir doları geçmeyen sınırlı bir miktarda ulaştırıldığını belirtti.
El-Ammari, bu miktarın Filistinli ailelerin ihtiyaçlarının yalnızca küçük bir bölümünü karşılamaya katkı sunduğunu ve silah veya askerî teçhizat alımına aktarılmasına imkân vermediğini söyledi.
Katar’ın “barış arayan bir devlet” olduğunu vurgulayan el-Ammari, Doha’nın bölgede barışın sağlanması ve çatışmaların yatıştırılması amacıyla sürekli diplomatik çaba gösterdiğini, Katar’ın hiçbir şekilde istikrarsızlığı veya şiddeti destekleyen bir taraf olarak nitelendirilemeyeceğini ifade etti.
El-Ammari, İsrail’in Katar’ın Filistin meselesine ilişkin diplomatik ve siyasi tutumlarında oynadığı rolü, suçlama ve eleştiri bağlamında da olsa kabul etmesinin, Katar diplomasisinin bölgede ulaştığı etkinin boyutunu yansıttığını söyledi.
Artan kışkırtma
Ummanlı araştırmacı Abdullah Baabud, AlArabyAlJadeed’e yaptığı açıklamada, İsrail işgal devletinin Katar’a yönelik artan kışkırtmasının ciddiye alınması gerektiğini söyledi. Baabud, söylemin artık yalnızca Netanyahu’nun aşırı sağcı hükümetindeki isimlerle sınırlı kalmadığını, muhalefetin önde gelen isimlerinin söylemlerinde de yer aldığını belirtti.
Baabud’a göre bu durum, Katar’a yönelik tutumun artık geçici bir siyasi anlaşmazlık olmaktan çıktığına ve özellikle seçimler yaklaşırken farklı ölçülerde İsrail’deki iç siyasi rekabet ve mücadelelerin bir parçası haline geldiğine işaret ediyor.
Baabud, egemen bir Körfez ülkesinin başkentine yönelik saldırının siyasi olarak övünülebilecek bir konu haline gelmesi ve ardından Katar’a karşı daha fazla siyasi, ekonomik ve güvenlik baskısı uygulanması çağrılarının artmasının, Katar’ın sınırlarını aşarak diğer Körfez ülkelerini de kapsayan bir endişeye yol açmasının doğal olduğunu değerlendirdi.
Baabud, asıl çelişkinin Katar’ın savaşın bir tarafı değil, arabulucusu olmasında yattığını söyledi. Katar’ın bu rolü ABD ve diğer taraflarla koordinasyon içinde yürüttüğünü ve Hamas ile iletişim kanallarının ateşkese ulaşılması ve İsrailli rehinelerin serbest bırakılması yönündeki çabaların temel bir parçasını oluşturduğunu belirtti.
Baabud’a göre Katar’ın bu kanalları koruduğu için hedef alınması açık bir çelişki taşıyor. Arabulucudan görevini yapması istenirken, ardından arabuluculuğu mümkün kılan araç ve kanallar nedeniyle cezalandırılamayacağını vurguladı.
Baabud, meselenin Körfez açısından yalnızca Katar-İsrail anlaşmazlığı olarak ele alınmaması gerektiğini de belirtti. Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerinden herhangi birinin egemenliğine yönelik saldırının veya bunun tekrarlanması tehdidinin bütün Körfez güvenliğini etkilediğini ve Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerinin rolü ile bölgesel caydırıcılık ve koruma sisteminin etkinliği konusunda ciddi sorular ortaya çıkardığını söyledi.
Baabud, açık ve ortak bir tutumla karşılaşmayan bir emsalin zamanla tekrarlanabilir hale gelebileceğini belirtti. Doha saldırısının birinci yıl dönümünün yalnızca yaşananları hatırlama vesilesi olmaması, Katar’a veya başka bir Körfez ülkesine yönelik benzer bir saldırının tekrarlanmasını önleyecek adımların yeniden gündeme getirilmesi için fırsat olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Ummanlı araştırmacı, Körfez ülkelerinden beklenenin, üye devletlerden herhangi birinin egemenliğine yönelik müdahaleyi Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerinin ortak güvenliğine yönelik müdahale olarak kabul eden daha açık bir tutum benimsemek ve bu ilkeyi daha etkili siyasi ve güvenlik düzenlemelerine dönüştürmek olduğunu ifade etti.


Yorumlar (0)
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!