Mavi Vatan’ın Tarihî Kökleri: 1568 Osmanlı’nın Süveyş Kanalı Projesi
SON DAKİKA

Mavi Vatan’ın Tarihî Kökleri: 1568 Osmanlı’nın Süveyş Kanalı Projesi

Prof. Dr. Uğur Ünal, 1568 yılında II. Selim ve Sokullu Mehmed Paşa vizyonuyla hazırlanan Süveyş Kanalı Projesi’nin Osmanlı’nın küresel deniz stratejisindeki yerini ve bu tarihî mirasın günümüz "Mavi Vatan" doktrinine sağladığı ilhamı için kaleme aldı.

Mehmet Akyol
23 Ağustos 2026, 00:01
15 görüntüleme

 

Kıtaların kesiştiği ve kadim medeniyetlerin merkez üssü olan Orta Doğu’da Süveyş, asırlar boyunca dünya tarihinin seyrini etkileyen en stratejik geçitlerden biri olmuştur. Burası sadece iki denizi birbirine bağlayan bir su yolu değil; âdeta küresel ticaret yollarını buluşturan, askerî politikaları belirleyen ve Doğu ile Batı arasındaki güç mücadelesinin merkezinde yer alan hayati bir kavşaktır. Tarih boyunca bölgeye hâkim olmak isteyen birçok devlet ve hükümdar, dünya siyasetindeki hedeflerine ulaşmak için Süveyş hattını kontrol etmeye büyük önem vermiştir. 

16. yüzyılda, Sultan II. Selim ve sadrazamı Sokullu Mehmed Paşa’nın vizyonu ile filizlenen Süveyş Kanalı Projesi’ne ilişkin 1568 tarihli fermanlar, yalnızca Akdeniz’i Kızıldeniz’e bağlamayı hedefleyen bir mühendislik tasarısı değildi. Proje aynı zamanda Portekiz tehdidine karşı Hint Okyanusu’na erişimi sağlamayı, Haremeyn’in güvenliğini temin etmeyi ve Baharat Yolu üzerindeki Osmanlı hâkimiyetini güçlendirmeyi hedefleyen stratejik bir devlet aklını barındırıyordu. 

Bu yönüyle Süveyş Kanalı Projesi, Osmanlı Devleti’nin küresel ölçekteki deniz stratejisini ve jeopolitik vizyonunu göstermesi bakımından günümüz Türk denizciliği için kıymetli bir erken dönem örneği teşkil etmektedir. Devletin medeniyet tasavvurunu yansıtan bu girişim, günümüzde Türkiye'nin Doğu Akdeniz ile çevre denizlerdeki egemenlik haklarını tanımlayan Mavi Vatan vizyonuna da tarihsel bir derinlik ve ilham kaynağı sağlamaktadır. Bugün Mavi Vatan’ın ufkuna bakarken o fermanların ruhunu ve Devlet-i Aliyye’nin okyanuslara uzanan stratejisini görebiliriz. 

Mısır’da Kızıldeniz’in en kuzeyinde yer alan Süveyş, tarih boyunca bölgedeki devletler için coğrafi bir mekânın ötesinde dünya tarihinin seyrine etki eden mühim bir jeopolitik merkezdir. Üç kıtanın kesişim noktasında yer alan bu dar koridor, asırlar boyunca küresel ölçekte sonuçlar doğuran kritik gelişmelere sahne olmuştur. Akdeniz ile Kızıldeniz arasında konumlanan hat; Asya, Afrika ve Avrupa arasında iktisadi, siyasi, askerî ve kültürel etkileşimin kavşağını teşkil etmiştir. 

Mısır ile Ön Asya arasında doğal bir bağlantı oluşturan Süveyş Berzahı, İlk Çağ’dan itibaren küresel ticaret güzergâhları üzerindeki konumu sebebiyle hayati önem kazanmıştır. Yeni Çağ’da Coğrafi Keşiflerle değişen ticaret rotaları bölgenin canlılığını azaltmışsa da 1869 yılında Süveyş Kanalı’nın hizmete açılmasıyla birlikte burası, küresel ticaretin en kritik can damarlarından biri hâline gelerek tarihsel konumunu yeniden perçinlemiştir. Ancak bu mega projenin fikrî temelleri sanıldığından çok daha eskiye, 16. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin geliştirdiği stratejik hamlelere dayanmaktadır. Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Osmanlı Arşivi'nde muhafaza edilen belgeler, Süveyş’te kanal açma projesinin sıradan bir tasavvurdan ibaret olmadığını, aksine Hint Okyanusu’ndaki Türk hâkimiyetini güçlendirmeyi, Haremeyn’in güvenliğini sağlamayı ve deniz ticaret yollarını kontrol altına almayı hedefleyen kapsamlı bir devlet politikası olduğunu gözler önüne sermektedir. 

Süveyş Kanalı’nın inşa sürecini gösteren 1866 tarihli fotoğraf, Cuvier, Louis. Rampe d’El-Guisr [El-Guisr Rampası], L’Histoire par l’image décrypte l’histoire

İnşa edildiği dönemde 163 kilometre uzunluğunda olan kanal, adını Kızıldeniz’in kuzeybatısındaki önemli bir liman şehri olan Süveyş’ten almıştır. Ancak bu kritik hat, tarihsel süreçte yalnızca bir liman işlevi görmemiş; çevresindeki su kaynakları sayesinde hacıların deniz yolculuğu öncesinde konakladıkları ve ihtiyaçlarını karşıladıkları duraklardan biri olmuştur. Kahire’den başlayan hac güzergâhı üzerinde yer alan bölge, zamanla ticari ve askerî açıdan da büyük bir değer kazanmıştır. Asya ve Afrika’dan deniz yoluyla getirilen mallar Süveyş Limanı’na indiriliyor, buradan kara yoluyla Akdeniz kıyısındaki Dimyat, Reşîd ve İskenderiye limanlarına taşınarak Avrupa ve Suriye pazarlarına sevk ediliyordu. Bu yönüyle Süveyş, yalnızca iki denizi birbirine bağlayan bir geçit değil; Doğu ile Batı arasındaki ticaretin, hac yollarının ve askerî sevkiyatın düğüm noktasıydı. Portekiz korsanlığına karşı deniz güvenliğini sağlama zorunluluğuyla birleştiğinde söz konusu hat; Osmanlı siyasetinde hem ekonomik hem de askerî bakımdan yakından takip edilen önemli bir merkez hâline gelmiştir. 

 

 

16. yüzyılda bölgedeki jeopolitik dengeleri kökten değiştiren gelişme, Portekizlilerin Hint Okyanusu’nda giderek artan askerî ve ticari nüfuzu olmuştur. Bu gelişme, Süveyş’i Osmanlı Devleti açısından Mısır’ın sıradan bir limanı olmaktan çıkararak Hint Okyanusu’na ve Hindistan’a açılan stratejik bir deniz üssü hâline getirmiştir. Devlet-i Aliyye’nin bölgedeki mevcudiyetini tehdit eden Portekiz müdahaleleri, sıklıkla vuku bulmuşsa da bunlar askerî ve idarî tedbirlerle büyük ölçüde bertaraf edilebilmiştir.   

Gücerat Sultanlığı tarafından farklı tarihlerde İstanbul’a gönderilen elçiler vasıtasıyla iletilen askerî yardım talepleri de dönemin bu karmaşık jeopolitik tablosunu somut bir şekilde gözler önüne sermektedir. Hindistan’ın batı kıyısında, uluslararası ticaret yollarının en önemli merkezlerinden biri olan Gücerat, Portekizlilerin ilk hedefleri arasında yer alıyordu. Gücerat Sultanlığı ve yerel yöneticilerin; Portekizlilerin Diû ve Goa gibi kritik noktaları ele geçirip ticaret yollarını kesmesi üzerine Osmanlı Devleti’nden yardım istemeleri ve Kızıldeniz ile Basra Körfezi'nin güvenliğinin tehlikeye girmesi, bu çağrılara kayıtsız kalınmamasını sağladı. Nitekim Hadım Süleyman Paşa kumandasındaki Osmanlı donanması, 1538 yılı haziran ayında Süveyş’ten yola çıkararak Diû Seferi’ni gerçekleştirmiştir. Her ne kadar sefer sonunda bölgede kalıcı bir Türk hâkimiyeti tesis edilememiş olsa da bu girişim Süveyş’in Osmanlı Devleti’nin Hint Okyanusu siyaseti ile Doğu’ya yönelik bahriye stratejisinin ana üssü hâline geldiğini açıkça göstermektedir. Gündeme gelen Süveyş Kanalı Projesi de işte bu askerî ve stratejik tecrübelerin bir sonucu olarak şekillenmiştir. 

Portekiz faaliyetlerinin bölgede yol açtığı güvenlik sorunları ve bunların devlet otoritesine yaptığı tahribatı kökten ortadan kaldırmayı hedefleyen Osmanlı yönetimi, ihtişamına yakışır ve çağının çok ilerisinde bir vizyon ortaya koymuştur. Kızıldeniz ile Akdeniz’i açılacak bir kanalla birbirine bağlamak suretiyle Osmanlı donanmasının bölgedeki ağırlığını artırarak, muhtemel tehditlerin ivedilikle ortadan kaldırılması tasavvur edilmiştir.  

Osmanlı Devleti’nin Süveyş’te kanal açma düşüncesine ilişkin en önemli arşiv belgelerinden biri, 15 Ocak 1568 tarihli Mühimme Defteri hükmüdür. Mısır beylerbeyine hitaben düzenlenen hükümde, Portekizlilerin Hindistan coğrafyasında nüfuzlarını artırarak Haremeyn’e giden Müslüman hacıların güvenliğini tehdit ettikleri ve bölgedeki İslam beldeleri üzerinde baskı kurdukları belirtilmektedir. Bu durumda, donanmanın Kızıldeniz’e intikalini salimen ve hızlıca sağlamak amacıyla Akdeniz ile Kızıldeniz arasında bir kanal inşasının imkân dâhilinde olup olmadığının araştırılması emredilmektedir. 

Söz konusu hüküm, tasavvur edilen Süveyş Kanalı Projesi’nin ardındaki siyasi, askerî ve dinî gerekçeleri açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Sultan II. Selim, Portekiz’in bölgedeki hâkimiyetini ve Müslümanlar üzerindeki baskısını gayrimeşru görerek nihai amacını şu ifadelerle dile getirmektedir:  

“Lanet olası Portekizliler Hindistan memleketlerini istila edip o taraflardan Haremeyn-i Şerifeyn’e ziyarete gelen Müslümanların yollarını kapatmış. Ondan gayrı bir de bu havalideki ehl-i İslâm, yere batasıca kâfirlerin hâkimiyeti altına girmiş. Bu asla revâ değildir. Hakk Teâlâ’nın yüce yardımlarına tevekkül ve Hazret-i Peygamberimizin mucizelerinin bereketi ile diyar-ı Hindistan’ın bu yere batasıca küffâr elinden kurtarılmasına ve mukaddes yerlerin dahi dört bir tarafına bazı gafil ve ehli dalâlet doluşmuş olduğundan dahi o cânipten kaldırılmaları lâzım olmağın bu uğurda gayret sarfetmeğe niyetim olmuştur.” 

Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!