Milliyetçilik ve dindarlık kisvesi altında sermayelerini yurt dışına kaçırıyorlar
Bu Melih Gökçek denen mahluk ve avanesi milliyetçilik ve dindar kisvesi altında ne kadar rezillikler yaptıklarını sanırım kimse kalmadı.
Dikkatinizi çekmek isterim ; nasıl milliyetçilik ki bu Türkiye'de sağladıkları servetlerini çocuklarını kullanarak Almanya'ya kaçırmışlar.
Kendisinin ifadesine göre yüzlerce şikayet vaki olmuş ve soruşturma geçirmiş, ancak hiç ceza almamış.
Fakat durum bu sefer farklı; bir sıçradı, iki sıçradı, yüzlerce sıçradı ama bu sefer yakayı ele verdi.
Kendisi iki saatten fazla ifade verdi, şimdi Almanya'daki oğlu ve gelinine geldi sıra..
Daha sonra sıra Osman Gökçek denen oğluna gelecek kimsenin şüphesi olmasın.
O Osman Gökçek ki hiç çalışmadan, bir dirhem geliri olmadan, milyonlarca değeri olan villayı nasıl yaptırdı ve çok büyük değere sahip televizyonu nasıl kurdu?
Tabii bütün bunların hesabı sorulmalı, sorulmazsa iktidar ve Türk adaleti hem Hakk hem de Halk nezdinde büyük itibar kaybetmiş olur.

Melih Gökçek Davası: İpin Ucu Kopuyor
İki saat süren ifade alma süreci, basit bir formalite değil; bir mesajdır: Savcılık konuya ciddi şekilde yaklaşıyor. Ortaya çıkan tablo ise sistematik bir yapıyı gösteriyor ve bu durumu başka türlü tanımlamak güç.
Melih Gökçek’in tek başına hareket etmediği açıkça görülüyor. Oğlu Ahmet ve gelini de olayın merkezinde yer alıyor. Aile içi koordinasyon ve eylemlerin düzenli yapısı göz önüne alındığında, hukuki nitelendirme kendiliğinden ortaya çıkıyor. Zaten ABB Başkanı Mansur Yavaş’ın avukatı Nadi Türkaslan da bu durumu net bir şekilde «suç örgütü» olarak tanımlamıştı. Savcılığın tutumu da bu tezi destekler nitelikte: aile üyelerini soruşturma kapsamına alması, olayın tek bir kişiyle sınırlı olmadığının en somut göstergesi. Olayın bundan sonraki aşaması ise daha da derinleşecek; bu noktadan itibaren Gökçek için doğrudan yargı süreci başlayacak.
Kendisi durumu hafifletmeye çalışırken, «Yüzlerce kez ifade verdim, hiçbir cezai sonuçla karşılaşmadım» gibi ifadeler kullanıyor. Ancak bu tür sözler, soruşturmanın henüz delil toplama aşamasında olduğunu gösteriyor. Bir gün gelecek, adalet terazisinin dengesinin ne anlama geldiğini tam olarak anlayacak.
Belki Gökçek, bu ifade sürecinin ardından olayın kendiliğinden tükeneceğini düşünüyor. Ama bu bir yanılgı. Eski düzen artık yıkıldı, parçalanmış cam gibi yerde duruyor.
Gökçek’in görevden alınmasının da rastlantısal olmadığı açık. Bu karar, Cumhurbaşkanlığına iletilen sayısız şikâyetin sonucuydu. Güvenilir ve dürüst kişiler tarafından aktarılan bilgiler, idare tarafından ciddiye alındı ve Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a iletildi. Dolayısıyla görevden alma kararı, boşuna verilmedi; altında somut gerekçeler var.
Şimdi önemli olan, bu sürecin duraksamadan devam etmesi. Eğer ülkede adalet anlayışı var ise, mekanizmaların tam anlamıyla işletilmesi gerekiyor. Böylece yolu tıkanmış onlarca mağdur — iş insanları, bürokratlar ve vatandaşlar — haklarını arama imkânı bulacak. İddialar havada kalmamalı; Türkiye’nin adalet sistemi bunları değerlendirmeli.
Finansal boyut da ayrıca dikkat çekici. Gökçek ailesi Almanya’da bir şirket kurdu ve hemen ardından gayrimenkul yatırımlarına başladı. Şirketin ilk yılında ne çalışanı ne de ciroyu var. Ancak 2023 bilançosunda yaklaşık 849 bin euro tutarında hissedar finansmanı girişi dikkat çekiyor. Peki, hiç faaliyet göstermeden, gelir elde etmeden bu para nereden geldi?
2024 bilançosu ise durumu daha da netleştiriyor: gayrimenkul varlıkları yaklaşık 3 milyon 857 bin euroya ulaşmış; finansman kaynakları arasında «Bank Türkei» ifadesi yer alıyor. Bu da paranın Türkiye’den aktarıldığı yönündeki iddiaları güçlendiriyor.
Mansur Yavaş’ın tutumu ise bu sürecin uzun soluklu olduğunu gösteriyor. 2019’da göreve geldiğinde, Gökçek dönemine ait yaklaşık 40 yolsuzluk dosyasını savcılığa iletti. Dosyalarda belirlenen usulsüzlüklerin o dönemdeki değeri ise yaklaşık üç katrilyon lira olarak açıklanmıştı. Yavaş, takipsizlik kararlarına karşı çıkmış ve konuyu yargıya taşımıştı.
Bu noktada, hem kamuoyuna hem de adli ve yürütme organlarına sesleniyorum: Türkiye’de, Melih Gökçek kadar kamuoyunun gündeminde olan, itibarı bu kadar zedelenmiş, hakkında bu kadar çok dosya bulunan ikinci bir isim var mı? Bu olay sadece bireysel bir hesaplaşma değil; ülkenin hukuk sisteminin güvenilirliğini test eden bir dava.
Yarın, bu konuyu yeni belgeler ve detaylarla devam ettireceğim.
Mehmet Akyol
GRAFİKER-EDİTÖR : HÜSEYİN KAZAN Telefonu: 0532 335 25 80


Yorumlar (0)
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!