Kudüs ve Filistin bizim için neden önemli ?
* Bu konuda herkes bir şeyler söyledi, bir şeyler yazdı. Hiç şüphe yok ki her biri birbirinden değerlidir.
Ben de bu konuda ciddi manada araştırma yapıp geçmişin olaylarını, bu günün değerlendirmelerini tahlil edip herkesin anlayabileceği bir boyutta anlaşılabilirliği daha kolay bir formatta özetleyerek, daha kolay anlaşılabilir noktada derleyip bir anlatım hale getirdim.
Bu çalışmamamı konunun uzmanlarına göre değil, her esin, her kesimin kolayca anlayabileceği bir sadeliğe getirdim.
* Verdiğim emek ve gayretimin yerini bulacağını ümit ederek saygı değer okuyucularımın anlayacağı ve beğeneceklerini ümit ediyorum.
(1)
Peygamber efendimiz Hz. Muhammed'in Kudüs ile ilişkisi; İsra ve Miraç mucizesine, Mescid-i Aksa'nın ilk kıble olmasına ve Mekke dönemindeki tevhidi mirasa dayanır. Bu bağ, İslam'ın kutsal mekânları arasındaki konumunu ve sonraki dönemler için yönlendirici hadislerini içerir.
• Bir gece Hazreti Muhammed (SAV) Cebrail'in eşliğinde Burak isimli binek ile Mekke'deki Mescid-i Haram'dan, Kudüs'teki Mescid-i Aksa'ya götürülmüştür. Bu olağanüstü olay, Kur'an-ı Kerim'de İsrâ Suresi'nin 1. ayetinde geçer.
• Hicret öncesi Mekke'de ve hicretten sonra Medine'deki ilk aylarda Müslümanlar, namazlarını Kudüs'teki Mescid-i Aksa'ya dönerek kılmışlardır.
• Kudüs, geçmiş peygamberlerin tevhit mücadelesinin ortak noktası olması ve İslam'ın "Haremeyn" kültürü dışındaki en önemli manevi merkezi kabul edilmesiyle peygamberin hayatında dönüm noktası olan bir şehirdir.
Kudüs ve Filistin; İslamiyet için ilk kıbleyi barındıran kutsal bir merkez, tarihsel olarak ortak ümmet mirası ve Osmanlı döneminden miras kalan köklü bağlar nedeniyle bizim için büyük bir manevi ve tarihi öneme sahiptir.
***
Kudüs'ün Fethi veya Kudüs Kuşatması, 637 yılında Bizans İmparatorluğu ve Râşidîn Halifeliği arasında gerçekleşen askeri çatışmanın bir parçasıdır. Çatışma, Ebu Ubeyde bin Cerrah komutası altındaki Râşidîn ordusunun Kasım 636'da Kudüs'ü kuşatmasıyla başladı. Patrik Sophronius, altı ay sonra yalnızca Râşidîn halifesine teslim olmak şartıyla teslimiyeti kabul etti. 637 yılının Nisan ayında Halife Ömer, şehrin teslimini almak için Kudüs'e şahsen gitti. Patrik de Ömer'e teslim oldu.

Şehrin Müslümanlar tarafından fethedilmesi, Filistin üzerindeki Arap egemenliğini sağlamlaştırdı ve bu egemenlik, 11. yüzyılın sonlarındaki İlk Haçlı Seferi'ne kadar herhangi bir tehdit yaşamadı. Böylece Kudüs, hem İslam hem de Hristiyanlık ve Yahudilik tarafından kutsal bir yer olarak görülmeye başlandı.
***
632 yılında Hazret-i Muhammed'in ölümünden sonra Ridde Savaşları olarak bilinen bir dizi savaşın ardından Müslümanların liderliği Halife Ebû Bekir'e geçti. Ebu Bekir, Arabistan üzerindeki egemenliği güvence altına aldıktan sonra Irak’ı işgal ederek doğuda bir fetih savaşı başlatırken batı cephesinde ise halifenin orduları, Bizans İmparatorluğu'nu işgal etti.
634'te Haz.Ebu Bekir'in ölümünden sonra Haz. Ömer başa gelerek fetih savaşlarına devam etti. 636'da İmparator Herakleios kaybedilen bölgeyi yeniden ele geçirmek için büyük bir sefer başlattı fakat ordusu, Ağustos 636'da Yermük Muharebesi'nde kesin bir şekilde yenildi. Daha sonra Suriye'deki Râşidîn ordusunun Müslüman komutanı Ebu Ubeyde, 636 yılının başlarında gelecek planları tartışmak üzere bir savaş konseyi düzenledi. Hedefleri, kıyı kenti Kayserya ile Kudüs arasında gidip gelmiştir. Ebu Ubeyde, tüm Müslüman saldırılarına karşılık direnen bu şehirleri önemli görmekteydi. Konuyla ilgili karar verilemedi ve talimatları konusunda Halife Haz.Ömer'e yazdı. Gelen cevapta halife, Kudüs'ün ele geçirilmesini emretti. Ebu Ubeyde, Jabiya'dan Kudüs'e doğru ilerledi ve Halid bin Velid ve seyyar muhafızı ilerlemeye öncülük etti. Müslümanlar kasım ayı başlarında Kudüs'e vardı ve Bizans garnizonu, müstahkem şehrin içine çekildi.
Hz. Ömer'in Kudüs emannamesi nedir? Kudüs Patriği neden Türkiye'ye hediye etti?
Hz. Ömer’in Kudüs emannamesi, 638 yılında Kudüs’ün İslâm topraklarına katılması sırasında yazılmış olan tarihî bir belgedir. Bu emanname ile Kudüs halkının canı, malı, ibadethaneleri ve dinî özgürlükleri güvence altına alınmıştır.
Bugün barış ve hoşgörünün sembolü olarak kabul edilen bu belge, Kudüs Patriği tarafından Türkiye’ye hediye edilmiştir. Bu durum, bölgede yaşanan zulüm ve saldırılar altında artık Hristiyanların güvencelerinin kalmadığı ve Müslümanların lideri olarak kabul edilen Türkiye’ye bir sığınma olarak değerlendirilebilir.
(Devamı yarın )

Yorumlar (0)
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!