Belki de asıl sormamız gereken soru şu: Bize ne oluyor?
Ne zaman bu kadar tahammülsüz olduk?
Ne zaman öfkemizi yönetmek yerine karşımızdakini yok etmeye başladık?
Ne zaman “Hayır” cevabını, ayrılığı, reddedilmeyi ve kaybetmeyi kabullenemez hâle geldik?
Şiddet yalnızca vurmakla başlamıyor. Bazen aşağılamakla, tehdit etmekle, kontrol etmekle, “Benim dediğim olacak” demekle başlıyor. Karşımızdaki insanı ayrı bir birey olarak görmekten vazgeçtiğimiz yerde tehlikeli bir sınırın da kapısı aralanıyor.
Özellikle çocuklarımıza ne öğrettiğimizi yeniden düşünmeliyiz. Öfkelenmenin doğal, fakat şiddetin bir seçenek olmadığını öğretebiliyor muyuz? Kaybetmeyi, reddedilmeyi, sınırları ve “hayır” cevabını kabul etmeyi öğretiyor muyuz? Yoksa çocuklarımız hâlâ sorunların bağırarak, korkutarak, baskı kurarak çözüldüğü ilişkilerin içinde mi büyüyor?
Çünkü insan yalnızca sevgiyi değil, çatışmayı da ailesinde öğrenir.
Elbette her şiddet davranışını yalnızca aileye veya öfkeye indirgemek doğru değildir. Şiddetin bireysel, psikolojik, sosyal, ekonomik ve kültürel birçok boyutu vardır. Ancak bir toplum olarak şiddeti yalnızca gerçekleştikten sonra konuşuyorsak, çok önemli bir noktayı kaçırıyoruz demektir: Önleyici olmak.
Çocuklara duygu düzenlemeyi öğretmek, sağlıklı sınırlar kurabilmek, yardım istemeyi güçsüzlük olarak görmemek, ilişkilerde sahiplenmek ile sevmek arasındaki farkı anlatmak ve şiddetin hiçbir biçimini normalleştirmemek zorundayız.
Çünkü hiçbir cinayet yalnızca bir “haber” değildir.
Arkasında yarım kalan hayatlar, dağılan aileler ve büyüyen toplumsal yaralar vardır.
Belki bugün kendimize şu soruyu sormanın zamanı:
Biz çocuklarımıza yalnızca nasıl başarılı olunacağını mı öğretiyoruz, yoksa öfkelendiğinde, reddedildiğinde, kaybettiğinde ve incindiğinde nasıl insan kalacağını da öğretiyor muyuz?
Aile Danışmanı Özden Canbolat
Toplum Olarak Şiddete Neden Bu Kadar Yaklaştık?
Neredeyse her gün yeni bir şiddet haberiyle karşılaşıyoruz. Bir tartışma cinayetle bitiyor, bir ayrılık kabul edilemiyor, küçük bir anlaşmazlık büyük bir öfkeye dönüşüyor. Haberleri okuyor, üzülüyor, öfkeleniyor ve sonra hayatımıza devam ediyoruz. Fakat artık yalnızca “Ne oldu?” diye sormak yetmiyor.
