Şerefsiz 12 Eylül İhtilali ve bilinmesi gereken gerçekler
Merhum Alparslan Türkeş de tutuklanmıştı… Mahkemede verdiği ifadesinde şöyle demişti: İslami, insani, milli ve medeni bir prensip olarak milletimizle birlikte biz iman etmişizdir ki, ”adalet mülkün temelidir.” Zulme sapan, adalete gölge düşüren, mülkün, yani devletin temellerine dinamit koymuş olur.

Adaleti çiğneyen insaniyeti çiğnemiş olur, İslamiyet´i çiğnemiş olur! Zulüm ve adaletsizlik her şeyden önce Allah´a isyandır.
İnancı olmayanlar, kalbi mühürlü ve küfürle kararmış olanlar bilmeseler ve inanmasalar da, büyük Türk milleti böyle bir isyanı bağışlamaz. Türk milletini zulümle idare etmenin, adaletsizliğe razı ve ram etmenin imkanı yoktur. “
Türkiye demokrasi tarihinin kara lekesi olan 12 Eylül 1980 darbesinin üzerinden 46 yıl geçti.
"Bayrak Harekatı" kod adıyla hazırlanan darbe planı, yaklaşık dört ay süren gizli çalışmaların ardından uygulamaya konuldu.
Planın ilk denemesi, 11 Temmuz 1980'de ordu komutanlarına verilen harekat emriyle yapıldı ancak dönemin Başbakanı Süleyman Demirel'in güvenoyu alması üzerine bu teşebbüs ertelendi.
Tarihler 12 Eylül'ü gösterdiğinde, Türk demokrasisine darbe vuracak plan, sabaha karşı uygulandı. 12 Eylül sabahı, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren'in radyodan okuduğu bildiriyle Türkiye, karanlık bir döneme uyandı.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Nejat Tümer ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sedat Celasun'dan oluşan darbeci Milli Güvenlik Konseyi, tüm yetkileri gasp ederek antidemokratik faaliyetlerine başladı.
Öyle enteresandı ki bir yazımdan dolayı beni de tutukladılar, 1 gün karakolda, 1 gün Ankara Emniyet Müdürlüğünde tuttular, ertesi gün Mamak karargahına götürdüler, savcı tutuklama kararından önce bana sorduğu soruya şu cevabı verdim: “ Türk İslam Mefkuresi yazımda yer aldığı için buraya getirildimse kendim ve düşüncelerimle gurur duyuyorum, hiç kuşkum yok ki siz de benim gibi düşünüyorsunuz, bu nedenle tutuklayıp tutuklamama sizin inisiyatifinizde karar sizin ”
Bunun üzerine genç ve oldukça da yakışıklığı ile de dikkat çeken savcı şunları söyleyip beni serbest bıraktı: “ Haklısın ancak zaman mefkuresinin de bilincinde olman lazım, haydi geçmiş olsun ” deyip beni serbest bıraktı. Aile efradımın, dostlarımın ve benimle daima mücadele etme faaliyetinde bulunanların çektiği üzüntü ve tabii benim 2 gecelik tutuklu kalmam hatıralarımda iz bıraktı.

Darbeciler, siyasi ve sosyal yapıyı kökten değiştirmeyi hedefliyordu. Sendikaların ve meslek kuruluşlarının faaliyetleri durduruldu. Anayasa yürürlükten kaldırıldı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi lağvedildi.
Ülke genelinde sıkıyönetim ilan edildikten sonra sivil toplum kuruluşlarını hedef alan darbeciler, Türk Hava Kurumu, Çocuk Esirgeme Kurumu ve Kızılay dışındaki dernekleri kapattı.
Siyasi partilerin faaliyetlerini durduran darbeciler, Süleyman Demirel ile Bülent Ecevit'i Hamzakoy'a, Necmettin Erbakan ile Alparslan Türkeş'i ise Uzunada'ya sürgüne göndererek siyasi yasak getirdi.
Demokrasinin unutulmayan kara lekesi: 12 Eylül darbesi
"Asmayalım da besleyelim mi?"
Antidemokratik uygulamalarına her gün yenisini ekleyen darbeciler, acısı yıllarca hafızalardan silinmeyecek idam kararlarına da imza attı.
Darbe sonrası kurulan mahkemeler, yüzlerce kişiyi idamla yargıladı. Takvimler 9 Ekim 1980'i gösterdiğinde sol görüşlü Necdet Adalı ile ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu idam edildi.
Darbe öncesinde bir askeri inzibat erini öldürdüğü gerekçesiyle hüküm giyen 17 yaşındaki Erdal Eren'e de idam cezası verildi. Eren'in idam hükmü, Yargıtay tarafından 2 kez iptal edilmesine rağmen Milli Güvenlik Konseyince onaylanan kararla ve yaşı büyütülerek 13 Aralık 1980'de Ankara Ulucanlar Cezaevi'nde infaz edildi.

Kenan Evren'in Eren için söylediği "Asmayalım da besleyelim mi?" ifadesi, darbecilerin insan hakları ihlali konusunda sınır tanımadığının itirafı oldu.
Kanlı uygulamaların yanı sıra demokrasinin askıya alındığı süreçte 650 bin kişi gözaltına alındı, 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı, 7 binden fazla kişi hakkında idam talep edildi.
Hukukun askıya alındığı o günlerde 517 kişi ölüm cezasına çarptırıldı ve 50 kişi hakkında idam kararı yerine getirildi.
Onlarca gazeteci hakkında binlerce yıla varan hapis cezası istendi, 14 bin kişi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkarıldı, 30 bin kişi ise "sakıncalı" olduğu iddiasıyla işinden edildi. 4 bine yakın öğretmen ve çok sayıda üniversite görevlisinin işine son verildi.
Kültür ve sanat hayatının da hedef alındığı 12 Eylül'de, yaklaşık 1000 film sakıncalı bulunduğu için yasaklandı.
Darbecilerin yargılanması süreci
12 Eylül darbesi, sadece siyasi hayata müdahale etmekle kalmadı, toplumsal ve anayasal yapıyı da dönüştürdü. Darbeci generallerin belirlediği danışma meclisinin hazırladığı Anayasa, 1982'de "güdümlü" referandumla yüzde 92'lik "evet" oyu aldı. Böylece darbe rejiminin kurumsallaşması sağlandı.
Evren ve diğer darbeciler, darbe Anayasası'na dahil ettikleri "geçici 15. madde" ile ömür boyu dokunulmazlık hakkı kazanarak olası bir yargılanmaya karşı önlem aldı.
Ancak Türkiye'nin demokratikleşme sürecinde atılan adımlarla, bu dokunulmazlık perdesi 12 Eylül 2010'daki referandumla kaldırıldı.
Referandumdan bir gün sonra Türkiye'nin dört bir tarafından darbeciler ve onların talimatlarını uygulayanlar hakkında suç duyurusunda bulunuldu.
Bunun üzerine o dönem hayatta olan Milli Güvenlik Konseyi üyelerinden Kenan Evren ile Tahsin Şahinkaya hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma açıldı.
Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesince 10 Ocak 2012'de kabul edilen iddianamede, iki darbeci "Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın tamamını veya bir kısmını değiştirmeye veya ortadan kaldırmaya ve anayasa ile teşekkül etmiş olan Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasına engel olmaya cebren teşebbüs etmek" ile suçlandı.
Sağlık gerekçesiyle duruşmalara katılmayan darbeci generaller, video konferans aracılığıyla yaptıkları savunmalarında suçlamaları kabul etmedi, kurucu iktidar olduklarını, mevcut mahkemelerin kendilerini yargılayamayacağını iddia etti.
Yargılamanın devam ettiği dönemde Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi yasayla kapatılınca dosya, Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesine devredildi.
Mahkeme, 18 Haziran 2014'te Evren ve Şahinkaya'yı, 1979'da verdikleri muhtırayla "Anayasa ve TBMM'yi ortadan kaldırmaya ve görevini yapmasını engellemeye teşebbüs", 1980'deki darbeyle de "Anayasa'yı tağyir, tebdil veya ilgaya ve bu kanun ile teşekkül eden TBMM'yi ıskat ve cebren men" suçunu işledikleri gerekçesiyle "ağırlaştırılmış müebbet hapis" cezasına çarptırdı.
Mahkeme, takdiri indirimle bu cezayı "müebbet hapse" çevirdi, ayrıca 2 darbecinin rütbelerinin sökülmesine karar verildi.

Öldükleri için dava düştü
Hükmün ardından sanık avukatları, kararı temyiz etti. Dosya Yargıtaydayken Evren, 9 Mayıs 2015'te 98 yaşında, Şahinkaya ise 9 Temmuz 2015'te 90 yaşında geberip gittiler.

Yorumlar (0)
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!