Peygamberliğin antik Ortadoğu topluluklarında fenomen bir boyutu vardır.


 Elçilik, devlet yönetiminin bir parçasıdır.  Toplumun siyasi yapılarıyla yakından ilişkilidir. Kureyş’in ileri gelenleri (mele'), savaş ve barıştan evliliklere, hatta genç kızların evlilik için reşit ilan edilmesi gibi sosyal ritüellere kadar her şeyi meclislerinde müzakere ederdi. Hz. Muhammed, kabilesinin karar alma mekanizmasına ev sahipliği yapmıştır.  O, şehrin ve kabilenin siyasi gündemiyle çatışan veya onu şekillendiren bir "elçilik" faaliyeti yapmıştır.  Jonathan Stökl'ün Prophecy in the Ancient Near East adlı eseri, peygamberliği Eski Babil, Yeni Asur ve İbranice kaynaklar üzerinden filolojik ve sosyolojik bir karşılaştırmaya tabi tutar. Peygamberler (āpilum, muhhûm, raggimu gibi çeşitli unvanlarla anılırdı). Örneğin, Mari (antik Suriye) arşivlerinde bulunan tabletler, peygamberlerin krala doğrudan rapor verdiğini ve ona siyasi tavsiyelerde bulunduğunu gösterir. Bu durum, peygamberliğin devletin işleyişinde aktif rol oynayan bir "memuriyet" veya "danışmanlık" da olduğu söylenmiştir. Stökl, bu rolün "kesbî" (kazanılmış) doğasını destekler; zira kadın ve erkek peygamberler, içinde bulundukları toplumsal yapının izin verdiği ölçüde bu rollerini icra etmişlerdir. Peygamberliğin kazanılan bir beceri ve statü (kesbî) olduğu fikri, tarihsel ve felsefi açıdan ele alınmıştır. Spinoza'ya göre peygamberler, sıradan insanlardan üstün bir entelektüel kapasiteye sahip değillerdi; onları ayıran şey, "canlı bir hayal gücü" idi. Peygamberlerin mesajları ve üslupları, kişisel mizaçlarına, yetiştirilme tarzlarına ve hatta mesleki geçmişlerine göre büyük farklılık gösterirdi. Eğitimli ve saray hayatına aşina bir peygamber krallar ve saraylarla ilgili imgeler kullanırken, çobanlıktan gelen bir peygamber tarım ve hayvancılıkla ilgili imgeler kullanırdı. Bu durum, peygamberlik mesajının kendi birikimi, kültürü ve sosyal konumu tarafından şekillendirildiğini gösterir.