KUTLAMA SONRASININ DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
Malum dün 30 Ağustos Zafer Bayramının 104. Yılı kutlamalarıydı.
Bu kutlamanın sebebi, bir milletin vatan tuttuğu topraklardan sökülüp atılmasının, bir nevi vatansız kalmasının; kişiliğinin sembolü haline gelen bağımsızlığının bağımlılık haline gelmesinin kararının verileceği son noktaydı ve bu son bizim istediğimiz gibi sonuçlandı.
Zafer dolayısıyla yazılıp- çizilenleri takip ederken bir yayında prof. Titrini almış(nasıl almışsa?) bir zatın “o olmasaydı (Atatürk’ü kast ederek) başka birisi çıkardı” sözü üzerine…?
“Göl yerinde su eksik olmaz” demiş atalarımız.
Ne yazık ki zamanlar içerisinde bu göl yeri onu korumakla, onu yüceltmekle görevlendirilen; bilerek ya da bilmeyerek onu kirleten, bataklık hale getiren gafil ve hainlerin insafına terk edilmek durumunda kalmıştır.
İşte böyle zamanlarda o göl yerinin derinliklerinde bulunan, içindeki kurtarıcı, kurucu ve de koruyucu mineraller taşıyan saf su yeryüzüne çıkıp o gölü olması gereken özeliklerine kavuşturmuştur.
İşte Atatürk’te bu yüce milleti vatan ve hürriyet mahrumu yapmak isteyen, bu isteğin gerçekleşmesi için çaba sarf edenlere çanak tutan hatta onlarla birlikte hareket edenlere dur diyen ve Tanrı tarafından kut verilmiş birisidir.
Hepimiz biliriz ki “ÇARE KARANLIĞIN EN KESİF OLDUĞUNDA ORTAYA ÇIKAR.”
Türk Milleti ne zaman varlık-yokluk kaygısını yaşamaya başlamışsa onu dünyaya kendi değerlerinin koruyucusu olarak gönderen Tanrı, yine onu yaşatmak için kendisinin içinden birisine kut vererek yeryüzüne göndermiştir ve gönderecektir.
Günümüzde de bu kaygı fazlasıyla hissedilmeye başlanılmıştır. Ümit edelim ki bu kaygıların giderilmesi için gelişleri tekerrür haline gelen kutlu kişilerin zuhurunu görmeyelim. Zira gelişlerinden öncesi ve sonrası çok acı ve büyük kayıplara sebep oluyor diye geçti kafamdan.
Bilâl BÜTÜN
