Ülkemiz çok ama çok zor günler geçirmekte. Kimimiz yoksulluğun pençesinde; kimimiz bolluk içerisinde.
Ulus Baker diyor ki."
Artık yalnızca köleler var ve bu kölelik içinde birileri paranın, diğerleri ise parasızlığın kölesi durumundadır.
Atalarımız der ki "Biri yer biri bakan kıyamet ondan kopar"
Eğitim yılı başladı, Devlet öğrencilere kitapları ücretsiz vermekle eğitimi hallettiğini zannediyor ama ne yazık ki birçok velimiz çocuklarının eğitim ihtiyaçlarını karşılayamıyor. Asgari ücretin 28.Bin Tl olduğu bir ülkede eğitime ayrılan miktarın çok az olduğu da bir gerçektir. İnsanlar çocuklarının eğitim ihtiyaçlarını nasıl karşılayacak?
Öğrencilere en az bir öğün yemek verilmesi yönünde de bir çalışma yoktur. Çocuklar yine okula aç gidecek aç dönecektir.
Eğitimde fırsat eşitliğine yönelik müspet bir girişim de bulunmamaktadır. Zenginler çocuklarını özel okullarda okutabilirlerken parası olmayanların çocukları yeni Devlet okullarına talim edecekler.
Okullara güvenlik için 30 Bin eleman alınacak ama okul sayımız en az 75 bin civarında olduğu varsayılırsa bu sayının yetmediği büyük bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır. Diğer yandan bu tedbirin eğitime bir güvenlik getirmeyeceği de yaşanılıp görülecektir. Eğitimin güvenliği ve başarısı Öğretmen- Veli ve öğrenci işbirliği ile sağlanabilirken siz velileri 'randevu' alarak okula girebilir noktasına getirirseniz hayal kırıklığına düşersiniz.
İktidar okullarda ki güvenliği çantaları aramakla sağlayacağını düşünerek milleti adeta uyuturken, bu tür önlemlerin okuldaki arkadaş- akran baskısını önleyecek durumda değildir. Diğer yandan eğitimde kazandırmak istediğimiz davranışları polis- jandarma gücüyle mi sağlayacağız? Bunun eğitimin çağdaş ve bilimsel niteliği ile nasıl bağdaşacak düşünmek gerek.
Eğitimde düğmeler baştan yanlış iliklendiğinde bütün düğmelerin yanlış olduğunu bilmek gerek.
Öğretmenlere önlük giyme zorunluluğu getirerek eğitimi düzelteceğini veya eğitime çeki- düzen vereceğini düşünürken eğitimde 'sivil itaatsizlik' dönemini başlatanların yine bu iktidar olduğunu unutmuş durumda.
İki yıldır uygulamaya koyduğu Türkiye Yüzyılı Maarif Programını anlayan ve uygulayan kaç öğretmen olduğunu da araştırmış değil. Bu program uygulamaya girdiğinde yapılan eleştirilerin yüzde kaçının giderildiğine dair de henüz bir bilgi yoktur. Diğer taraftan bu programın 'eğitimin özüne' ne kadar uyduğu da halen eğitimciler tarafından kabullenmiş değildir.
Eğitim, eğitim örgütünün varlığını sürdürebilmesi, amaçlarını gerçekleştirebilir olmadığını bütün vatandaşlar bilmekte ve her gün eğitimin gittikçe zayıfladığını ifade etmelerine rağmen iktidarın bütün gayesinin eğitimi çağdaş ve bilimsel hale getirmek yerine Osmanlıcılık oyunu oynamaya devam etmekte, İmam- Hatip ortaokul ve Lise sayısını artırarak eğitimi düzelteceği varsayımından halen daha vazgeçmiş değildir. İmam- Hatip Liselerine karşı değiliz ama bu kadarının da fazla olduğu bir gerçektir.
Eğitim sistemindeki değişimlerde ilk karşılaşacak insanların eğitim çalışanları olduğunu, bu kitlenin istenilen sisteme adaptasyonu konusunda yeterince çaba sarf edilmediği, öğretmen ve yöneticilere yeterince Hizmet İçi Eğitim Hizmeti sunulmadığı, bu nedenle de yeterince verim alınamadığı bilinen gerçeklerden birisidir.
Okullarda ki disiplin olaylarının çoğalmasının asıl nedeninin veli- öğretmen ve yönetici işbirliğinin yeterince gerçekleşmemesinden, özelikle de okullardaki Rehberlik faaliyetlerinin istenilen düzeyde etkin olamamasından kaynaklandığını bütün eğitimciler bilirler. Rehberlik, eğitimde öğrenci davranışlarını yönlendiren ve çocukların okul içi ve okul dışı uyumsuzluklarını en iyi anlayan ve onlara yardım eden faaliyetler zinciridir. Okullarda güvenlik görevlilerini artırmak yerine rehber öğretmenleri artırmak daha eğitimsel davranış olur.
Eğitimin bir diğer problemi ise yeterli düzeyde rehberlik ve denetim faaliyetlerinin olmaması veya zamanında bu faaliyetlerin yenine getirilmememesinden kaynaklanmaktadır.
Rehberlik ve denetim hem yol gösterici hem de yanlışları düzeltici işlemler bütünüdür. Son yıllarda bu kurumun okullar üzerindeki etkisinin azaltılması birçok problemin çıkmasına yol açmıştır. Yeni bir değerlendirmeye ihtiyaç vardır.
Bir diğer problem ise yönetim kademelerinde görevlendirilenlerin Liyakate göre değil, siyasi görüşlerine göre atamalarıdır.
Eğitim, ancak ve ancak liyakatli öğretmen ve liyakatli yönetici ile ileri götürülebilir. Eğitimin içine siyaseti karıştırırsanız verim almanız mümkün değildir.
Eğitimcinin siyasi görüşü bilimsellik ve çağdaş eğitim ilkeleridir. Bunu sağlayacak sistem ise iktidarın elindedir.
Eğitim siyasete kurban edilemeyecek kadar önemli ve değerlidir.
Siyasetin alanı ile eğitimin alanını bir birine karıştırmak ülkeye ihanettir.
