Bu geç kalış bir anda olmaz. Kimse bir sabah uyanıp “Ben kendimi yıllardır ihmal ediyorum” demez. Yavaş yavaş olur. Önce başkaları öncelik kazanır. Eş, çocuklar, aile, sorumluluklar… “Ben sonra bakarım” denir. Biraz daha sabredilir. Biraz daha idare edilir. Ve zamanla insan, kendi duygularını duymamaya alışır.
Kendine geç kalanlar çoğu zaman güçlü görünenlerdir. Her şeyi toparlayanlar, ortamı yumuşatanlar, kimse üzülmesin diye susanlar… Dışarıdan bakıldığında hayat yolunda gibidir. Ev vardır, aile vardır, düzen vardır. Ama içte bir şey eksiktir. İnsan mutlu olduğunu söyler ama hissettiği şey mutluluktan çok alışkanlıktır.
Evlilikte ve aile hayatında bu durum daha da görünmez hâle gelir. Roller kusursuzca oynanır. İyi eş, fedakâr anne, sorumluluk sahibi baba olunur. Ama insan bir süre sonra şunu fark eder: Yaşıyor gibi değil, dayanıyor gibi hissediyordur. Sorunlar büyük değildir belki ama yorgunluk derindir. Çünkü kişi kendini uzun zamandır ihmal ediyordur.
Kendine geç kalmak, kendi hislerini ertelemektir. “Buna şimdi girmeyeyim” demektir. “Zamanı değil” deyip kalbini susturmaktır. Ve susturulan her duygu, bir gün başka bir yerden kendini hatırlatır. Bazen bir öfke patlamasıyla, bazen anlamsız bir boşlukla, bazen de “Artık hiçbir şeyden keyif almıyorum” cümlesiyle…
En zor fark edilen gerçek şudur: İnsan kendine geç kaldıkça, başkalarından daha çok şey beklemeye başlar. Anlaşılmak ister ama kendini anlatmaz. Görülmek ister ama görünür olmaktan vazgeçmiştir. Değişsin ister ama önce kendisiyle yüzleşmeye cesaret edemez.
Oysa kendine zamanında varmak bencillik değildir. Kendini önemsemek, başkalarını ihmal etmek anlamına gelmez. Aksine, kendini ihmal eden bir insan, uzun vadede kimseye iyi gelemez. İç dünyası tükenen biri, ilişkilerini de besleyemez.
Kendine geç kaldığını fark etmek acıtır. “Bunca yıl neredeydim?” sorusu insanın içini sızlatır. Ama bu fark ediş aynı zamanda bir başlangıçtır. Çünkü insan kendini fark ettiği anda, aslında hâlâ geç değildir. Geç kalınan şey yıllar olabilir ama geri kazanılabilecek olan bugündür.
Belki de yapılması gereken ilk şey, hayatın ortasında kısa bir duruştur. Kimseye hesap vermeden, kimseyi idare etmeden, sadece kendine sormaktır:
“Ben nasılım?”
“Ben ne hissediyorum?”
“Ben bu hayatın neresindeyim?”
Kendine geç kalmış biri için en büyük cesaret, yeniden kendine doğru yürümeye karar vermektir. Bu yol hızlı olmaz. Kolay da olmaz. Ama gerçektir. Ve insan, en çok gerçeğe temas ettiğinde iyileşir.
Çünkü herkesin yetiştiği bir hayatta, insanın kendine geç kalması en büyük eksikliktir.
Kendine Geç Kalmak
İnsan hayatta birçok şeye geç kalabilir. Bir trene, bir randevuya, söylenmesi gereken bir cümleye… Ama en ağır geç kalış, insanın kendine geç kalmasıdır. Çünkü kendine geç kalan biri, aslında kendi hayatının merkezine ulaşamamış demektir.
