Kadının sesini duy, şiddete sessiz kalma!
Kadının bir adı, bir hikâyesi ve geleceğe dair umutları vardır. Onun onurunu ve yaşam hakkını gözetmek, birlikte yaşama sorumluluğumuzun bir parçasıdır.
TÜİK’in Türkiye Kadına Yönelik Şiddet Araştırması 2024 sonuçlarına göre, 15–59 yaş grubundaki kadınların görüşmeden önceki son 12 ayda şiddete maruz kalma oranları psikolojik şiddette %11,6, dijital şiddette %3,7, ekonomik şiddette %3,2, ısrarlı takipte %3,1, fiziksel şiddette %2,6 ve cinsel şiddette %0,9’dur. Aynı kadın birden fazla şiddet türünü yaşamış olabilir.
Bu oranların ardında bedeni incitilen, aşağılanan, iradesi ve özel hayatı ihlal edilen kadınlar vardır. Araştırmada, eşi veya birlikte olduğu kişinin şiddetine maruz kalan kadınların %47,7’sinin son yaşadığı şiddeti kimseyle paylaşmadığı da görülüyor. Bu sessizlik, güvenle yardım istenebilen bir dayanışma ortamı kurma sorumluluğumuzu hatırlatıyor.
Bu dayanışmanın temeli ailede atılır. Sevgi dili önce eşlerin birbirini incitmeden dinlemesi ve sözlerin ardındaki duyguyu anlamaya çalışmasıyla gelişir. Çocuklar, sevgi ve saygıyı anne babalarının birbirine davranışında hissederek öğrenir; evde olağanlaşan baskı ve şiddetide; Anne ve babalar, kız ve erkek çocuklarına eşit değer ve fırsatlar sunmalı; haklara, kişisel alanlara, değerlere ve kararlara saygıyı davranışlarıyla öğretmelidir. Toplumsal cinsiyet eşitliği ve sorumluluk paylaşımı ailede yaşatılmalıdır.
Ailede başlayan bu sorumluluk topluma ve kurumlara da uzanır. Şiddetin sorumluluğu failine aittir; şiddeti normalleştirmemek, kadını suçlamadan dinlemek, tehditleri ciddiye almak ve koruyucu hizmetleri zamanında ulaştırmak ortak görevimizdir. Toplumsal etik ilkeleri de gözetmeliyiz.
İnsanın değerini maddi imkânlarla ölçmek, toplumsal ilişkilerde vicdanı ve merhameti geri plana bırakır..Ahlakı yalnızca kadının davranışları üzerinden değerlendiren, erkeğin sorumluluğunu görünmez kılan anlayışları da sorgulamalıyız. Ahlakın cinsiyeti yoktur; dürüstlük ve adalet, kadın ve erkek için aynı ölçüde bağlayıcıdır.
İnancımızdaki emanet anlayışı ve tasavvufun gönül terbiyesi de bu sorumluluğu hatırlatır. Kadın Allah’ın emanetidir; onun onurunu ve iradesini gözetmek, bu emanete vefanın gereğidir. Hiçbir fiziksel güç, baskı kurma hakkı vermez. Kadının güven içinde yaşadığı bir toplum için birlikte emek vermeliyiz. Kadına verilen değer, geleceğe verilen değerdir.
