İslam Dünyasının Birlik Arayışı....
Orta Doğu'da Yeni Güç Dengesi çalışmaları başladı...
Orta Doğu'da Yeni Güç Dengesi:
Dr. Muhammed Mazhar Şahin, Orta Doğu’da şekillenen yeni güç dengesini ve İslam dünyasının Türkiye öncülüğünde yükselen birlik arayışı…
Orta Doğu son yılların en kritik jeopolitik dönüşümüne sahne oluyor. Bölgede yaşanan savaşlar, vekâlet çatışmaları ve büyük güç rekabeti, Müslüman ülkelerin uzun yıllardır eksikliğini hissettiği ortak hareket etme ihtiyacını her zamankinden daha görünür hâle getirdi. Bu süreçte Türkiye'nin Pakistan, Suudi Arabistan, Katar ve Mısır ile geliştirdiği siyasi iş birliği, yalnızca ikili ilişkilerin güçlenmesi anlamına gelmiyor. Aynı zamanda bölgesel meselelerde ortak akıl üretebilen yeni bir diplomatik zeminin inşa edildiğine işaret ediyor.
Bu iş birliğinin en önemli sonucu, Orta Doğu'daki temel dosyalarda Müslüman ülkelerin elini güçlendirmesidir. Gazze'den Suriye'ye, Kızıldeniz'den Doğu Akdeniz'e kadar uzanan geniş coğrafyada artık tek tek ülkelerin değil, ortak siyasi iradenin etkisi daha fazla hissedilmektedir. Bölge ülkelerinin birbirleriyle rekabet etmek yerine istişareyi ve koordinasyonu öncelemesi, yalnızca diplomatik açıdan değil, stratejik açıdan da önemli bir kazanımdır.
Özellikle Türkiye'nin son dönemde izlediği aktif diplomasi, Katar'ın arabuluculuk kapasitesi, Suudi Arabistan'ın bölgesel ağırlığı, Mısır'ın Arap dünyasındaki merkezî konumu ve Pakistan'ın sahip olduğu askerî ve stratejik kabiliyetler düşünüldüğünde ortaya çıkan tablo, İslam dünyası açısından yeni bir denge arayışını yansıtmaktadır. Bu ülkelerin ortak hareket edebilmesi, bölgesel krizlerde dış aktörlere bağımlılığı azaltabilecek önemli bir potansiyel taşımaktadır.
Gözden Kaçmasın
Bu tablo aynı zamanda İsrail'in güvenlik hesaplarını da doğrudan etkilemektedir. Çünkü İsrail açısından en büyük avantajlardan biri, uzun yıllar boyunca bölge ülkeleri arasındaki siyasi ayrışmalar ve koordinasyon eksikliği oldu. Ancak bugün farklı başkentler arasında gelişen diplomatik temaslar ve ortak söylemler, İsrail'in bölgesel üstünlüğünü mutlak kabul eden anlayışın sorgulanmasına neden olmaktadır. İsrail'in tehdit ve baskı politikalarına karşı sergilenen daha dik ve koordineli duruş, bölgedeki güç dengelerini yeniden şekillendirebilecek niteliktedir.

Hiç kuşkusuz bu yakınlaşmanın en önemli psikolojik etkisi, İslam dünyasında oluşturduğu umut atmosferidir. Uzun yıllardır parçalanmışlık görüntüsü veren Müslüman toplumlar, ilk kez bölgesel meselelerde ortak hareket edebilecek bir iradenin oluştuğunu görmektedir. Bu nedenle söz konusu iş birliğine duyulan güvenin önümüzdeki dönemde daha da artması beklenebilir. Ortak diplomatik mekanizmaların kurumsallaşması, ekonomik ve savunma alanındaki iş birliklerinin derinleşmesi hâlinde bu güven daha sağlam bir zemine oturacaktır.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun en büyük endişelerinden biri de tam olarak budur. Siyasi koordinasyonun zamanla daha kapsamlı bir stratejik ortaklığa, hatta güvenlik ve savunma alanında daha kurumsal bir yapıya dönüşme ihtimali Tel Aviv'de dikkatle takip edilmektedir. Bu nedenle Netanyahu'nun, bu yakınlaşmayı zayıflatmak veya ülkeler arasındaki güveni sarsmak amacıyla Washington ile daha yoğun bir koordinasyon arayışına girmesi şaşırtıcı olmayacaktır. Farklı başlıklarda görüş ayrılıklarını derinleştirme, diplomatik baskıları artırma veya bölgesel krizleri kullanarak ortak zemini dağıtma girişimleri gündeme gelebilir. Ancak bölge ülkeleri ortak çıkarlarını önceleyen kararlı bir siyaset izlediği sürece bu tür girişimlerin kalıcı sonuç üretmesi kolay olmayacaktır.
Bugün gelinen noktada en önemli mesele, bu siyasi iradenin sürdürülebilir kurumsal iş birliklerine dönüştürülmesidir. Çünkü birliktelik yalnızca ortak açıklamalarla değil; ekonomi, savunma, teknoloji, enerji ve diplomasi alanlarında somut projelerle güç kazanacaktır.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın ifade ettiği gibi, "İslam âlemi 100 yıllık uykusundan uyandı." Bu söz, yalnızca bir temenni değil; son dönemde yaşanan diplomatik gelişmeler ışığında birçok kişinin dikkatle izlediği yeni bir dönemin sembolü olarak değerlendirilebilir. Önümüzdeki yıllar, bu uyanışın kalıcı bir stratejik birlikteliğe dönüşüp dönüşmeyeceğini gösterecektir.

Yorumlar (0)
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!