İSLAM DİNDARLIĞI

Asırlardır akletmeyi ihmal ettiğimiz için yaşadığımız çağın gelişmeleri karşısında şaşkınlık içindeyiz. Kimi dini reddederek, kimi dinden uzaklaşarak çağa ayak uydurmaya çalışıyor. Ne yazık ki dini değerlerle birlikte çağı yaşayan medeni bir Müslüman toplumdan söz edemiyoruz.
İstibdat, kaos, istikrarsızlık ve cehaletin egemen olmadığı tek bir Müslüman ülke yoktur. Siyaset, hukuk ve sosyal hayatla ilgili tartışmaların merkezinde hep DİN vardır.
Dinin politize edilmesi, ideolojilerde, siyasi partilerde, devlet ve kurumlarda, örgütlerde, cemaatlerde ve din adamlarıyla temsil edilmesi dini görünürlüğü artırmış ancak ruhunu, özünü yok etmiştir.
Din’i temsil iddiası ve Müslümanların büyük çoğunluğunun kendilerini dinin sahibi veya koruyucusu, bekçisi, bayraktarı, fedaisi ve savaşçısı olarak görmesi, dinin özünü ve değerlerini içselleştirilmesini engellemiştir.
--
İnsanı, değerli ve saygın kılan bir dine mensup olması değildir. İnsanların bir dini olabilir ancak bir dine mensup olmak, kişinin ahlaklı ve medeni olduğunu göstermez. Medeni ve ahlaklı olmayan bir insana da bir dini var diye veya dini ritüelleri nedeniyle “dindar” denilmez.
Dindarlık, dinin sahibi ve temsil iddiası değildir. Çünkü dinin sahibi Allah’tır, temsilcisi de ancak peygamberlerdir. Dindarlık da dini sahiplenmek, din adına savaşmak veya siyaset yapmak değil, dini değerleri hayatına hâkim kılmaktır.
Değerlerin yaşama hâkim olmadığı veya kaybedildiği bir toplumda insanlıktan ve ahlaklı bir toplumdan söz edilemeyeceği gibi dindarlıktan da söz edilemez. Dindarlık, evrensel ilkeler ve insanlık değerleriyle bütünleştiğinde değerlidir. Buna da ‘İslam dindarlığı’ diyoruz.
Biliyoruz ki, “İnsanlığın temel değerleri, bireyleri bir arada tutan, toplumsal barışı ve ortak vicdanı sağlayan evrensel ilke ve erdemlerdir.”
Din de en önemli değerler ve ilkeler bütünüdür. İslam dindarlığı da bu değerleri ve ilkeleri samimi bir imanla yaşamaktır.
Örnek vermek gerekirse, başkalarının hak ve özgürlüğünü kendi hak ve özgürlüğü kadar gerekli ve saygın görmeyen bir Müslümanın, İslam anlayışında “dindar” sayılması mümkün değildir.
Resul-ü Ekrem’in de “Sizden biriniz kendiniz için istediğini mümin kardeşi için de istemedikçe iman etmiş sayılmaz” mealindeki buyruğu da aynı anlama gelmiyor mu?
Yine, bütün insanların özgür, onur ve haklar bakımından eşit, her bireyin yaşama ve insan onuruna yaraşır bir hayat sürme hakkına sahip olduğunu, hiç kimsenin ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasi görüş veya sosyal köken farkı gözetilerek bu haklardan mahrum bırakılamayacağını içselleştirmeyen bir Müslüman, İslam düşüncesinde “dindar” olarak kabul edilemez.
Akletmeyi ihmal etmiş, ilim, hikmet, irfan ve bilimden kopmuş, gelişmeyi, yenileşmeyi ve medenileşmeyi başarmamış Müslüman toplumların, grupların ve bireylerin dindarlık iddiası İslam dinadarlığıyla bağdaşmaz.
--
Müslümanlar akletmekten uzaklaştıkça dindarlıktan da uzaklaştılar. Akıl devre dışı kalınca dinbazlık dindarlığın yerini aldı. İlkeler ve değerler değil, ritüeller dindarlığın ölçüsü oldu. Büyük Alim İmam Matüridi şöyle der:
"Dinin kendisiyle bilinebileceği iki esas vardır, biri nakil (vahiy) diğeri de akıldır…İnsana aklını kullanmaktan vazgeçmeyi telkin eden şeytanî vesveseden başka bir şey değildir, çünkü şeytan kişiyi aklının semeresinden caydırmak ister" (alıntı)
İslam; İnsan-Allah, insan-evren, insan-doğa, insan-hayvan ve insan-insan ilişkilerini vahiy ve akıl yoluyla düzenlenmesini ön görür. Esas itibariyle İslam; öncelikle bir evren düzeni, kâinat sistemi, meleklerin ve ruhların secde ila başlattıkları İlahi teslimiyetin tanımıdır.
Buna göre İslam; yalnız Müslümanlar için değil, bütün insanlık ve kâinat için ortak bir teslimiyet dinidir. Ne yazık ki İslam; Müslümanlar tarafından özünden, ruhundan ve akıldan soyutlanarak tekelleştirilmiş, rehin alınmış ve onayları olmadan İslam’ın kabulü dahi imkânsız hale getirilmiştir.
İslam muhteremdir, azizdir. Rahmet, Ahlak ve Adalet dinidir. Herhangi bir topluma, bir ırka, bir devlete, bir millete, bir coğrafyaya, bir partiye, bir grup veya cemaate mal edilemez ve onlarla sınırlandırılamaz. Bunların hiçbiriyle de temsil edilemez.
Bu durunda İslam’ı evrenden ayırmak, ayrıştırmak mümkün değildir. Yine İslam’ı ilahi nizamdan cemaat, örgüt, parti, devlet ve siyaset nizamına indirgemek de doğru değildir.
İslam adına topluma din dayatmak veya din adına devlete ve siyasete nizam vermek İslam değildir. Buna dindarlık da denilmez aksine dinbazlık denir. Akletmeyi ihmal ederek ve dinbazlıkla yüzleşmeden İslam dindarlığını anlayamayız.
“Siz insanlara iyilik yapmayı emredip kendinizi unutuyor musunuz? Halbuki ilâhî kitabı da okuyup duruyorsunuz. Hiç aklınızı çalıştırmıyor musunuz? (Bakara suresi, ayet:44)
