İNSAN KALMA ONURU

 

 

“İyilikler de eşit değildir, kötülükler de eşit değildir. Öyle ise, sen kötülüğü en güzel olan iyilikle sav; o zaman, seninle aranda düşmanlık bulunan kişinin sıcak bir dost gibi olduğunu görürsün.”

Fussilet, 34.

 

"Kardeşinin yüzüne tebessüm etmen senin için bir sadakadır."

el-Buhârî: el-Edebü’l-Müfred, 501.

 

Her sabah doğan güneş, her akşam yavaşça çekilirken bize yaşamın gerçeğini hatırlatır. İnsan kimi zaman insan kalma onurunu unutur; koşuşturma içinde kendini kaybeder, iyiliği ıskalar, kendine bile yabancılaşır. Kimi zaman dünyayı taşımaya çalışan bir omuz olur ve bir sözle de gönül onarır… 

Tarih boyunca insanın iki yüzü hep yan yana yürümüştür; bir yüzü kırar, diğeri onarır… Kimi insan gücüyle övünür, kimi insan sözüyle gönüllere güç verir. Kimi yıkarak ilerler; kimi yürüdüğü toprağa nezaket bırakır… 

Bugün bir yanda hayatı güzelleştirmeye çalışan insanlar, diğer yanda kırarak, hoyratça yürürler. Bir yanda başkalarının yükünü hafifletenler, diğer yanda omuzlara ağırlık yüklerler. Kimi insan, dokunduğu her yere zarafet taşır; kimi insan, içindeki öfkeyi çevresine yayar durur… 

Peki, ne yapalım?

  • Kırmadan konuşabiliriz.
  • Karşımızdakini dinleyebiliriz.
  • Hayata iyi bir iz bırakabiliriz.
  • Kendimizi şefkatle geliştirebiliriz.
  • Merhameti çoğaltabiliriz.
  • Güç yerine, değer üretebiliriz.
  • Farklılıkları, zenginlik görebiliriz.

Evet, ışığın olduğu yerde, gölge korkar. İnsan, geriye sadece bıraktığı iyilikleriyle kalır. Öldüğünde iyi biriydi derler… Yaşarken tek bir insanın bile içini ısıtabiliyorsan, hayatın boşa değildir. Nerede sevgi varsa, orada hayat vardır. Dünyayı güzelleştirmek için olağan dışı çaba göstermen gerekmez; insan olmak yeterlidir… 

İyi olalım, çünkü iyilik bulaşıcıdır. Hayat kısa, bıraktığın izlerin hep uzun olsun. Gücünle değil, zarafetinle hatırlan. Karanlığın değil, aydınlığın tarafında dur. İnsan olmanın yükü değil, onuru ağırdır. İyi bir söz, bir ömrün yönünü değiştirebilir. Her gün yeni bir başlangıçtır; önce kendini güzelleştir. Kötülüğe inat, iyi olmayı seç!

Bir çocuk dağda yürürken düşüp acı çekerek bağırır. Sesi dağlardan aynı şekilde geri döner. Merakla, “Kimsin sen?” diye seslenir; yine aynı cevap gelir. Öfkelenir ve “Korkak!” der, yankı yine onu tekrar eder. Babası gülümser, “Dikkat et” der ve dağa doğru “Seni seviyorum!” diye bağırır; dağ bunları da aynen yankılayıp geri verir. Sonra baba şöyle açıklar: “Bu bir yankıdır; tıpkı hayat gibi… Ne söylersen, ne yaparsan sana geri döner. İnsan için yaptığının karşılığı vardır. Sevgi ve iyilik beklersen, önce sen sevgi ve iyilik göstermelisin.” 

Bizim bu dünyadaki görevimiz, karanlığı çoğaltmak değil, varlığımızı bir iyilik eylemi hâline getirmektir.

Güç yerine değer üretmeliyiz. Güç geçicidir. İnsan, zihnini donatmalıdır. Bilgiden, adaletten, sevgi ve saygıdan daha güzel hiçbir şey yoktur. Vicdan azabı duymadan uzun süre keyfi çıkarılacak tek zenginlik, son kuruşuna kadar alın teri ve bilek gücüyle kazanılmış servettir. İnsanoğlu hakkını vermeden, çaba göstermeden huzurlu hayatı edinemez. Kibir, kendini farklı sanmaktır. 

Bizler, bu yaşamda birbirimizin aynası olalım. Çevremizdekileri kırmadan konuşma onurunu taşıyalım. Adımımızda, ardımızda nezaket ve zarafet bırakalım.

Güçle övünmek yerine, sevgiyle gönül onararak ilerleyelim.

Şefkatle kendimizi ve çevremizi güzelleştirelim. Hayat, geç kalanları affetmez; gecikmeden helalleşelim. İnsan kalma onuruyla can verelim…