Sırf renklerinden dolayı onlarca kişi tarafından kovalandıktan sonra yakalanıp linç edilen ve öldürüldükten sonra cesetleri bir ağacın dalına asılan iki siyahi gencin hikayesidir bu. 1930'lu yılların Amerika'sı bunu -siyahilerin lincini- günlük yaşamın bir ritüeli gibi görüp yaparken bugünün dünyası farklı mı? Renkler değişmiş, coğrafyalar kendi sınırlarının dışına taşmış olabilir lakin zulmetleri halen devam etmektedir. Dün siyahilerin bugün benzerilerinin cesetleri ağaçlara asılıyor. Tarih, dostunuzu ve düşmanınızı tanımanız için o kadar net ve güzel bir aynadır ki yeter ki bakmasını bilin!
Bir ağaçta iki beden asılı... İkisi de renginden dolayı azılı suçlu muamelesi görmüş. Linç edilmiş ve iki tuhaf meyve misali ağaca asılıp salınmış.
İki siyahi genç! Sırf derilerinin renginden dolayı kovalanır içi kara dışı beyazlarca. Onlarca kişi ardında iki siyahi gencin, salyalı ağızlarında onlarca kişinin "Siyahları istemiyoruz." teranesi ve "Def olun!” topraklarımızdan sövgüsü... Yakalanır iki genç büyük kovalamacanın ardından. Hırpalanıp tekmelenirler iyice. Ağızları burunları dağıtılır, kanları akıtılır, canları alınır. Sonra asılır cansız bedenleri bir ağacın dallarına yıkanmış çamaşır gibi. İbret olsun diye bütün siyahilere, sallandırılır iki ince, uzun ve siyahi gencin bedeni. İki kurumuş yaprak gibi, iki tuhaf meyve...
Muhabirler fotoğrafını çeker bu iki talihsiz siyahi gencin ağaçta salınan bedenlerinin. Polis de güya takibatını yapar bunu yapan canilerin. Sadece kağıt üzerindedir bu takibat… Yani geçiştirilir amiyane tabirle, bu linç de diğerleri gibi unutulur sanılır.
Canı yananların ocağında ateşler tüter.Can yakanlar, linç ettikleri her cesedin başında en güzel giysileriyle poz verir. Torunları da dün Irak Ebu Gureyb'te poz vermişti, bugün de Gazze’de poz veriyor çocukları - iddiaya girerek - ekmek kuyruğunda vururken Gazzelileri…
Yıllar sonra bir şair, Abbel MEEROPOL, bir kitabın arasında görür dalda salınan iki siyahi gencin fotoğrafını. Takılır kalır gözleri onların masum bedenlerine, bakışları yapışıp kalır onların hırpalanmış yüzlerine. Eve gider hemen ve yazar "Tuhaf Meyve" şiirini gözü yaşlı bir şekilde.
Billie Holiday şarkıcıdır. Caz kulüplerinde ünlenmeye başlar o sırada. Sesi, tarzı ve tavrıyla farklıdır. Ön yargıları yıkan bir gücü vardır ırkçılık zirvedeyken hem de! Haksızlık karşısında sesini çıkartan herkes özeldir, zulüm karşısında direnen de güzeldir. Onun müziği evrensel bir enstrümandır. Okumayı sever Billie; şiiri, hikayeyi, romanı. Derken "Tuhaf Meyveler" çıkar karşısına.
"Güneydeki ağaçlar garip bir meyve veriyor,
Yapraklarda kan var, kökte kan var.
Güney rüzgârında sallanan siyah bedenler,
Kavak ağaçlarından sarkan garip meyveler..."
Çarpılır bunu ilk okuduğunda ve besteler hemen. Her gece kulüpte verdiği konserin en son parçası olur "Tuhaf Meyveler."
O, son şarkıyı söylerken garsonlar servisi keser, seyirciler de nefesini. Bütün kulüp, pürdikkat şarkıya odaklanır. Işıklar karartılır ve sadece Billie Holiday’in üzerinde minicik bir ışık hüzmesi durur. Karanlığın yüzüne çakılan bir çakmak gibidir onun yüzü, ırkçılığın suratının ortasına indirilen okkalı bir yumruk gibidir sesi. Gözleri zalimin gözlerine dikilmiş bir aslan gözü gibidir şarkıyı söylerken. Ve herkes büyük bir sessizlik ve koyu bir karanlık içinde 1930 yılında linç edilen iki siyahi gence yakılan ağıdı dinler onun büyülü sesinden. Şarkı bitince Billie, çeker gider sahneden alkışlara aldırmadan ve geri dönmeden. Herkes şarkının hüznünü hisseder büyük bir sessizlik içerisinde.
O dönem için politik bir şarkıdır bu ve haz etmez egemen güçler bundan. Sadece aşktan, ayrılıktan dem vursun isterler lakin Billie Holiday, dinlemez kimseyi. Her sahne sonu söyler şarkısını büyük bir hüzünle ve ölümsüz kılar linç edilip ağaca asılan iki siyahi gencin hikayesini.
Makama ve koltuğa asılı cesetler var bugün ülkemde. Paraya, kadına, aşka ve meşke... Siyasete asılı bedenler var bugün, cemaate... Kemâlât kimsenin harcı değil bugün herkeste kem âlet var! Rabbin huzurunda eğilmeyen başlar kulun karşısında iki büklüm. Değmez hiçbir kimseye hiçbir şey için!
Tuhaf Meyveler olmasın hiçbir ağaçta. İnsanlar ölmesin; hiçbir yaşta, renkte ve inanışta. Ve elleri kanlı olmasın kimsenin. Ağaçlar çiçeğe dursun sadece, meyveye. Dar ağaçları yansın yakılsın sobalarda. Yakmasın canları soğuk odalarda.
