
Hükümet, devlet ve kurumları aciz kalmış, sokaklarda ve meydanlarda asayişi sağlayamıyor ve toplumu
sakinleştiremiyordu.
Ben, 12 Eylüle doğru olan süreçte askeri öğrenciydim. Genelkurmaydan gelen Kurmay subayların
verdikleri konferanslarda, ülkenin anarşik durumunu eleştirdiklerini, sağ, sol ve irticai siyasi ve sosyal
dinamikleri “iç tehdit unsurları” olarak değerlendirdiklerini, Türk milletinin asker-millet olduğunu,
milletin kodlarına ve sosyolojisine demokrasinin uygun olmadığını… söylediklerini hatırlıyorum.
….
O günlerde sabah uyanıp Ankara’ya baktığımızda, orta çukur bölgesini kirli ve dumanlı havanın
kapladığını, Keçiören ve Çankaya gibi yüksek bölgelerin ancak görünebildiği görüyor, gazetelerden hava
kirliliğinden toplu ölümler olabileceğini okuyorduk.
O gün sabah Ankara pırıl pırıldı ve Ankara’nın orta çukur bölgeleri de gözle görülebiliyordu. Belki bu
alışkın olmadığımız temiz hava ve pırıl pırıl Ankara görüntüsü, biraz sonra çarşı iznine çıkmaya
hazırlandığımız için bize huzur vermişti. Bu duygular içinde çarşı iznine çıkmaya hazırlanırken, izinlerin
iptal edildiğini, çünkü TSK’nin bir darbe yaptığını öğrenmiş olduk.
O gün anarşi ve terör bıçak gibi kesilmişti, her gün 5-10 kişinin öldüğü günler bitmişti, halk son derece
memnundu. Kenan Paşa bizim komutanımızdı, başarılı “bayrak”(darbe) harekatında hiç bir görev
almamış ve askeriyenin en alt kademesinde olsak bile, bu durumdan bizde kendi kendimize bir başarı
payı veriyorduk. Öyle ya sırası ve zamanı gelince bizde “rol model” Kenan paşa ve arkadaşları gibi “bir
hareket yapacak ve vatanı kurtaracaktık”
Dünyada ve özellikle Amerika’da Türkiye’deki darbenin nasıl karşılandığı konusunda haber yapan
gazetelerden, bir tiyatroda oyun seyreden ABD başkanına danışmanları, 12 Eylül darbesi için “bizim
çocuklar Türkiye’de başardı” müjdesini verdiğini, Başkanın da memnuniyetini ifade ettiğini okuyorduk.
…
Darbeyi yapan Kenan paşa ve arkadaşları, şehir şehir geziyor mitingler yapıyorlar ve her yerde
alkışlanıyorlardı. Kimi vatansever çevreler ve kamuoyu tarafından darbe yapmakta geciktikleri için de
eleştiriliyorlardı. Kenan Paşanın o meşhur cevabı hala hafızalarda duruyor. “ortamın olgunlaşmasını
bekledik” diyordu. Siyasetçileri suçluyordu. “Cumhurbaşkanı seçemediler”, “Tencereyi pislettiler”
diyordu. Burada tencereden kasıt demokrasiyi işletemediler, devleti idare edemediler gibi
anlamlandırılıyordu. Vatandaş hak veriyordu. Öyle ya arkası gelmeyen Cumhurbaşkanlığı oylama
turlarında tercih kağıtlarına Bülent Ersoy yazan millet vekilleri bile vardı.
….
Kenan Paşa idareyi ele geçirdikten sonra, uluslararası ilişkilerde yaptığı ilk işlerden, sivil iktidarların
Yunanistan’ın NATO’ya dönüşüne onay vermeyen tutumlarının tersine, “NATO’nun ala menfaatleri”
için onay verdiğini söylüyordu.
Askeri idare, kısa zamanda yeni anayasa yaptırdı, Kenan paşa kendisinin Cumhurbaşkanlığı ile birlikte
yeni Anayasa oylamasını 1982 yılında halkın %92 evet oyuyla kabul ettirdi. Az da olsa sandıklardan hayır
oyu çıkan bazı bölgelerin insanlarının ekonomik ve sosyal olarak, bölgedeki devlet kurumları tarafından
cezalandırıldığını duyduk.
Ülkenin meşhur gazetecileri Kenan Paşa ile “alayı vela” ile röportajlar yapıyor, kimi gazeteciler onu 2’ci
Atatürk olarak nitelendiriyordu. O da 2’nci Atatürk olduğuna kendini inandırmış olmalı ki, hastanede
yapılan muayenelerinde kendisine, “hastalığın yok sağlamsın” diyen doktorlara “sirozda mı yok” diye
sitemli cevaplar veriyordu.
….
Evran Paşa, 23 Nisan Çocuk Bayramı kutlamaları için çeşitli ülkelerden gelen çocuklara yaptığı
konuşmalarda “sırası gelince sizde ülke yönetimlerine(bizim gibi) el koyacaksınız” diyebiliyordu.
……
Mezun olup kıtalara gitmiştik, memleketin ücra köşelerinde bile olsak, dışardaki ülkücü camianın
çıkardığı “sözcü ve Yeni düşünce” mecmualarından MHP ve Ülkücü kuruluşlar davasını takip ediyor,
mahkemelerde kimin ne ifadeler verdiğini okuyorduk
İlerleyen yıllarda, hapse atılan Demirel, Ecevit, Erbakan gibi siyasi liderler çıkmış ancak Türkeş hapiste
tutulmaya devam ediliyordu.
…
Türkeş’in devre arkadaşı Kenan Evren’e hapishaneden yazdığı mektuplarında ve mahkeme
duruşmalarında verdiği ifadelerde, Özal’ın başbakanlığını ve özellikle Türk cumhuriyetleri ile başlatılan
yakınlaşma politikalarını kastederek, “biz hapisteyiz ama fikirlerimiz iktidarda” dediğini yine basından
okuyorduk.
….
Başbakan ÖZAL’ın, ABD’ye yapacağı ziyarete giderken verdiği demeçte, “Türkeş dışında hapiste lider
kalmadı” diye sitemli bir ifadesini duyuyor, sanki Türkeş’in hapisten çıkarılması için ABD(başkanın)’den
yardım isteyeceği intibaını alıyor ve bu duruma içten içe seviniyorduk.
….
Aslında ben, 80’li yıllara doğru anarşi ve terör durumunu, 12 askeri darbesini, hapishanelerde yapılan
işkenceleri, yargılamalar ve sonraki dönemlerden Ülkücülerin durumunu ve çıkarmaları gereken
dersleri, bu kapsamda temel haklar ve insan hakları konusunda verdikleri izlenimleri konu edinen bir
yazı yazmaya niyetlenmiştim. Ancak bu 12 Eylül 1980 dönemine ait hatıralar ve anekdotlara kendimi
kaptırdım. Hafızamda canlı duran hatıralar kaleme geldi. Böyle olunca niyetlendiğim “ülkücüler ve insan
hakları” konusu devam edecek olan bölümlere kalmış oldu.
Haşim Efe
12 Eylül 2
