Eylül ve Ülkücüler 1

12 Eylül 1980 günü gerçekleştirilen Askeri darbe ile ilgili bu güne kadar ve her yıl olduğu gibi, 46 yıl boyunca çok şey söylendi. Bunlar arasında 12 Eylül öncesinde aynı şehirde mahallelerin sağcı-solcu, alevi-sunni diye bölündüğü, insanların akrabasını ziyaret için bile olsa diğer mahalleye giderken korktuğu, gecelerin silah seslerinin eksik olmadığı, gece veya gündüz silahlı çatışmaların aynı silahla, hatta aynı gün içinde bir solcu bir sağcı gencin öldürüldüğü ve bu durumun sıradanlaştığı

 

 

Hükümet, devlet ve kurumları aciz kalmış, sokaklarda ve meydanlarda asayişi sağlayamıyor ve toplumu 
sakinleştiremiyordu.
Ben, 12 Eylüle doğru olan süreçte askeri öğrenciydim. Genelkurmaydan gelen Kurmay subayların 
verdikleri konferanslarda, ülkenin anarşik durumunu eleştirdiklerini, sağ, sol ve irticai siyasi ve sosyal 
dinamikleri “iç tehdit unsurları” olarak değerlendirdiklerini, Türk milletinin asker-millet olduğunu, 
milletin kodlarına ve sosyolojisine demokrasinin uygun olmadığını… söylediklerini hatırlıyorum. 
….
O günlerde sabah uyanıp Ankara’ya baktığımızda, orta çukur bölgesini kirli ve dumanlı havanın 
kapladığını, Keçiören ve Çankaya gibi yüksek bölgelerin ancak görünebildiği görüyor, gazetelerden hava 
kirliliğinden toplu ölümler olabileceğini okuyorduk. 
O gün sabah Ankara pırıl pırıldı ve Ankara’nın orta çukur bölgeleri de gözle görülebiliyordu. Belki bu 
alışkın olmadığımız temiz hava ve pırıl pırıl Ankara görüntüsü, biraz sonra çarşı iznine çıkmaya 
hazırlandığımız için bize huzur vermişti. Bu duygular içinde çarşı iznine çıkmaya hazırlanırken, izinlerin 
iptal edildiğini, çünkü TSK’nin bir darbe yaptığını öğrenmiş olduk.
O gün anarşi ve terör bıçak gibi kesilmişti, her gün 5-10 kişinin öldüğü günler bitmişti, halk son derece 
memnundu. Kenan Paşa bizim komutanımızdı, başarılı “bayrak”(darbe) harekatında hiç bir görev 
almamış ve askeriyenin en alt kademesinde olsak bile, bu durumdan bizde kendi kendimize bir başarı 
payı veriyorduk. Öyle ya sırası ve zamanı gelince bizde “rol model” Kenan paşa ve arkadaşları gibi “bir 
hareket yapacak ve vatanı kurtaracaktık” 
Dünyada ve özellikle Amerika’da Türkiye’deki darbenin nasıl karşılandığı konusunda haber yapan 
gazetelerden, bir tiyatroda oyun seyreden ABD başkanına danışmanları, 12 Eylül darbesi için “bizim 
çocuklar Türkiye’de başardı” müjdesini verdiğini, Başkanın da memnuniyetini ifade ettiğini okuyorduk.

Darbeyi yapan Kenan paşa ve arkadaşları, şehir şehir geziyor mitingler yapıyorlar ve her yerde 
alkışlanıyorlardı. Kimi vatansever çevreler ve kamuoyu tarafından darbe yapmakta geciktikleri için de
eleştiriliyorlardı. Kenan Paşanın o meşhur cevabı hala hafızalarda duruyor. “ortamın olgunlaşmasını 
bekledik” diyordu. Siyasetçileri suçluyordu. “Cumhurbaşkanı seçemediler”, “Tencereyi pislettiler” 
diyordu. Burada tencereden kasıt demokrasiyi işletemediler, devleti idare edemediler gibi 
anlamlandırılıyordu. Vatandaş hak veriyordu. Öyle ya arkası gelmeyen Cumhurbaşkanlığı oylama 
turlarında tercih kağıtlarına Bülent Ersoy yazan millet vekilleri bile vardı.
….
Kenan Paşa idareyi ele geçirdikten sonra, uluslararası ilişkilerde yaptığı ilk işlerden, sivil iktidarların 
Yunanistan’ın NATO’ya dönüşüne onay vermeyen tutumlarının tersine, “NATO’nun ala menfaatleri” 
için onay verdiğini söylüyordu. 
Askeri idare, kısa zamanda yeni anayasa yaptırdı, Kenan paşa kendisinin Cumhurbaşkanlığı ile birlikte 
yeni Anayasa oylamasını 1982 yılında halkın %92 evet oyuyla kabul ettirdi. Az da olsa sandıklardan hayır 
oyu çıkan bazı bölgelerin insanlarının ekonomik ve sosyal olarak, bölgedeki devlet kurumları tarafından 
cezalandırıldığını duyduk.
Ülkenin meşhur gazetecileri Kenan Paşa ile “alayı vela” ile röportajlar yapıyor, kimi gazeteciler onu 2’ci 
Atatürk olarak nitelendiriyordu. O da 2’nci Atatürk olduğuna kendini inandırmış olmalı ki, hastanede 
yapılan muayenelerinde kendisine, “hastalığın yok sağlamsın” diyen doktorlara “sirozda mı yok” diye 
sitemli cevaplar veriyordu.
….
Evran Paşa, 23 Nisan Çocuk Bayramı kutlamaları için çeşitli ülkelerden gelen çocuklara yaptığı 
konuşmalarda “sırası gelince sizde ülke yönetimlerine(bizim gibi) el koyacaksınız” diyebiliyordu.
……
Mezun olup kıtalara gitmiştik, memleketin ücra köşelerinde bile olsak, dışardaki ülkücü camianın 
çıkardığı “sözcü ve Yeni düşünce” mecmualarından MHP ve Ülkücü kuruluşlar davasını takip ediyor, 
mahkemelerde kimin ne ifadeler verdiğini okuyorduk
İlerleyen yıllarda, hapse atılan Demirel, Ecevit, Erbakan gibi siyasi liderler çıkmış ancak Türkeş hapiste 
tutulmaya devam ediliyordu. 

Türkeş’in devre arkadaşı Kenan Evren’e hapishaneden yazdığı mektuplarında ve mahkeme 
duruşmalarında verdiği ifadelerde, Özal’ın başbakanlığını ve özellikle Türk cumhuriyetleri ile başlatılan 
yakınlaşma politikalarını kastederek, “biz hapisteyiz ama fikirlerimiz iktidarda” dediğini yine basından 
okuyorduk. 
….
Başbakan ÖZAL’ın, ABD’ye yapacağı ziyarete giderken verdiği demeçte, “Türkeş dışında hapiste lider 
kalmadı” diye sitemli bir ifadesini duyuyor, sanki Türkeş’in hapisten çıkarılması için ABD(başkanın)’den 
yardım isteyeceği intibaını alıyor ve bu duruma içten içe seviniyorduk.
….
Aslında ben, 80’li yıllara doğru anarşi ve terör durumunu, 12 askeri darbesini, hapishanelerde yapılan 
işkenceleri, yargılamalar ve sonraki dönemlerden Ülkücülerin durumunu ve çıkarmaları gereken 
dersleri, bu kapsamda temel haklar ve insan hakları konusunda verdikleri izlenimleri konu edinen bir 
yazı yazmaya niyetlenmiştim. Ancak bu 12 Eylül 1980 dönemine ait hatıralar ve anekdotlara kendimi 
kaptırdım. Hafızamda canlı duran hatıralar kaleme geldi. Böyle olunca niyetlendiğim “ülkücüler ve insan 
hakları” konusu devam edecek olan bölümlere kalmış oldu. 
Haşim Efe 
12 Eylül 2