Bizi Rehin Alan Öfke

Bazen insan kendi duygularının esiri olur. Ama en tehlikelisi, bunu fark etmemesidir.

Bizi Rehin Alan Öfke

Öfke…

İlk bakışta güçlü bir duygu gibi görünür. İnsan kendini daha cesur, daha net, daha “haklı” hisseder. Sanki söylenmesi gereken her şeyi söylemek, içini dökmek bir rahatlama getirecekmiş gibi gelir. O an yükselen ses, aslında içimizde birikenlerin dışa vurumudur.

Ama zamanla fark ederiz ki o yükselen ses, sadece karşı tarafı değil, bizi de yaralamaktadır.

Çünkü öfke, kontrol edilmediğinde bir duygu olmaktan çıkar; bir kimliğe dönüşür. Kişi artık sadece sinirlendiği anlarda değil, hayatın birçok anında öfkeyle tepki vermeye başlar. Küçük bir söz, basit bir davranış bile büyük bir tartışmaya dönüşebilir. Ve insan, fark etmeden kendi duygularının rehini haline gelir.

İşte tam da bu noktada ilişkiler zarar görmeye başlar.

Çünkü öfke en çok en yakına yönelir.

birikenlerin dışa vurumudur.

Ama zamanla fark ederiz ki o yükselen ses, sadece karşı tarafı değil, bizi de yaralamaktadır.

Çünkü öfke, kontrol edilmediğinde bir duygu olmaktan çıkar; bir kimliğe dönüşür. Kişi artık sadece sinirlendiği anlarda değil, hayatın birçok anında öfkeyle tepki vermeye başlar. Küçük bir söz, basit bir davranış bile büyük bir tartışmaya dönüşebilir. Ve insan, fark etmeden

kendi duygularının rehini haline gelir.

İşte tam da bu noktada ilişkiler zarar görmeye başlar.

Çünkü öfke en çok en yakına yönelir.

Bir eşe, bir çocuğa, bir anneye ya da babaya…

Yani aslında en çok sevdiklerimize.

Oysa insan, yabancılara karşı gösterdiği sabrı çoğu zaman en yakınlarına gösteremez. Dışarıda kontrol edebildiği öfkesini, evde serbest bırakır. Çünkü orası “rahat” hissettiği yerdir. Ama bu rahatlık, zamanla ilişkilerin en büyük yüküne dönüşür.

Bir süre sonra insanlar sizin ne söylediğinizi değil, onlara nasıl hissettirdiğinizi hatırlar. Kırıcı bir cümle unutulabilir ama o cümlenin yarattığı duygu kolay kolay silinmez. Değersizlik hissi, incinmişlik, uzaklaşma…

Ve sonra insanlar yavaş yavaş geri çekilir.

Tartışmayı bırakır, anlatmayı bırakır, hatta bazen hissetmeyi bile bırakır.

Öfke işte tam da burada en tehlikeli halini alır.

Çünkü artık sadece bir tepki değil, bir mesafe yaratır.

Oysa çoğu zaman öfkenin altında başka duygular vardır.

Kırgınlık, anlaşılmama hissi, değersizlik, yorgunluk…

Ama biz o duygularla yüzleşmek yerine öfkeyi seçeriz. Çünkü öfke daha kolaydır. Daha görünürdür. Daha güçlü hissettirir.

Oysa gerçek güç, öfkeyi yükseltmekte değil; onu anlayabilmektedir.

Kendimize dürüstçe sorabilmekte:

“Ben gerçekten öfkeli miyim, yoksa incinmiş miyim?”

Belki de mesele öfkemizi bastırmak değil, onu tanımaktır.

Onu yönlendirebilmek, zarar vermeden ifade edebilmek…

Çünkü kontrol edilmeyen öfke sadece bir anı değil, bir hayatı etkiler.

Ve insan en çok, sevdiklerine verdiği zararı fark ettiğinde geç kalmış hisseder.

 

Öfke bizi güçlü değil, kontrolsüz yapar; ve kontrolsüzlük en çok bizi bizden alır.

 

Aile Danışmanı / Özden Canbolat