Son seçimler her ne kadar bilinenin mulumunu ortaya koysa da yine bilinenin bir başka malumunun daha şiddetli ve daha gerekliliğinin ifadelendirilmesine sebep teşkil etti.
Herkesçe bilinen bir kural vardır ki, “aynı şartlarda ve aynı zeminde yapılan uygulamalar, aynı sonucu verir.” Ne yazık ki bizler şartları ve zemini değiştirme ihtiyacı duymadan, palyatif tedbirler ile sonucun değişmesini hayal edip durduk.
Bir başka kural daha vardı ki, onu da tersinden uyguladık. Peki neydi bu kural? Bu kuralın esası da hedefe yönelik birleşmekti. Birleşildi mi? Görünüşte sanki evet! Ne yazık ki, bu birleşmenin görünüşteki mimarları ya bilmeyerek ya da bilerek birleşmenin esas unsurunu yok saydılar.
Birleşme bütünleştirmedir. Bütünleri parçalayarak farklı birliktelikler yapmak değildir. Böyle yaparsanız sadece kümelerin adını değiştirmiş olursunuz. Sayılar aynı kalır. Nitekim de aynen böyle oldu.
Buraya kadarını bir girizgâh olarak değerlendirmenizi istirham ediyor, esas söylemek istediklerime geçiyorum.
Türkiye’nin ne kadar sıkıntılı bir merhaleden geçtiğinin ben de herkes gibi farkındayım. Yine ben de herkes gibi çözümler arıyorum kendimce. Gerek yazılı basından gerekse görsel sunumlardan ve de daha çok sosyal etkileşim yollarından görüyorum ki her grup tek çözümün kendilerinden olabileceği kanaatinde. Bu gruplar daha ziyade köklü fikir hareketlerinin günümüzdeki takipçileri. Ellerindeki tek argümanları da BİRLEŞMEK.
Oysa gerek sosyolojik olarak gerek felsefi ve fikri değerler açısından bakıldığında göz ardı edilen bazı hususlar göze çarpmakta bu çabalarda.
Mesela;
Her grup kendisini öne çıkartıp sadece ben derse, ben diye bir şeyin kalması, yaşaması mümkün olabilir mi? Olamaz. Neden? Şundan ki, her ben diğer benlerin yok olmasını adeta kendi varlığının varlık sebebi saymakta. Böyle bir mücadelenin sonunda hangi ben zararsız çıkabilir? Ya yok olur ya da yaralı çıkar ki bu da kendisinin tekamülünü önler, karşısında daima var olacak bir gücün yaşamasına sebep olur.
Bu olgunun sadece fikri hareketlerde var olduğunu söylememiz mümkün değildir. Tarikatlarda da aynı anlayışı görmekteyiz. “BEN” Oysa sözde hepsinin kaynağı da din olmasına rağmen; hepsi de birbirini yalanlıyor sahtekarlıkla hatta kafirlikle suçlamaya kadar varıyor.
Öyleyse birlik için öncelikle “ben” yerine “biz” hatta “hepimiz” demenin şart olduğunu kabul edip, gereğini yerine getirmenin yollarını aramalıyız. Değilse başkalarının değirmenine su taşımış oluruz.
Bilâl BÜTÜN
BİRLEŞMEK BÖYLE OLMAZ
Bu yazı ne bir parti manifestosu ne de herhangi kimselere talimattır. Sadece günümüzde birleştirmeden ziyade parçalanmaya yönelik ve de tekilciliği empoze eden fikir sahiplerine kendi düşüncelerimin sunumudur.
