Bilim dünyasının ve siyaset aleminin bilge isimleri diyor ki
BİLİM DÜNYASININ VE SİYASET ÂLEMİNİN BİLGE İSİMLERİ İLE BİRLİKTE OLUŞTURDUĞUMUZ BU PROJE YAZISINI SONUNA KADAR OKUMANIZ GELECEĞİNİZE IŞIK TUTACAĞI KAATİNDEYİM. ( M.A.)
Bazı çevreler, yazılarımızda zaman zaman görüşlerine yer verdiğimiz kişilerin kim olduğunu merak ediyor, hatta ısrarla kimliklerini soruyorlar. Ben ise şahsımı ve çevremde bulunan insanları ön plana çıkarmaktan mümkün olduğunca kaçınmayı bir ilke olarak benimsiyorum.
NEDEN BU ÇALIŞMAYI YAPIYORUZ?
Bu açıklamayı sütunlarıma taşımanın asıl sebebi şudur:
Güvendiğimiz, saygı duyduğumuz ve vatan-millet meselelerine duyarlı olduğuna inandığımız bir arkadaşımızın, ileride devlet yönetimine, siyasi bir sorumluluk üstlenmeye karar vermesi hâlinde bir katkı sağlamayı görev kabul ediyoruz.
Burada altını özellikle çizmek gerekir: Henüz verilmiş bir karar yoktur.
Yapılan çalışma, “şu karar alınmalıdır” demekten ziyade, “hangi şartlarda, hangi seçenekler üzerinde düşünülmelidir?” sorusuna cevap aramaktadır.
Nitekim eski bir milletvekilinin, “Karar vermek için henüz çok erken değil mi?” şeklindeki sorusu da bu bakımdan son derece anlaşılabilir.
Evet, erkendir.
Fakat bizim yaptığımız çalışma bir karar açıklaması değil; karar verecek insanların önüne mümkün olduğunca geniş bir düşünce alanı koyma çabasıdır..
Buradaki amaç kişi isimlerini öne çıkarmak değil, düşüncelerini görünür kılmaktır.
GÖRÜŞLER, DÜŞÜNCELER VE TESPİTLER
Şu ana kadar bize ulaşan değerlendirmeler yalnızca yazılı metinlerden ibaret değil;
bazı arkadaşlarımızın düşüncelerini telefonla birebir görüşerek aldık, görüşmelerimiz hâlen devam ediyor.
Üstelik ortaya çıkan tablo tek bir düşüncenin etrafında şekillenmiş de değil.
Farklı bölgelerden, farklı mesleklerden ve farklı siyasi tecrübelere sahip insanların birbirinden ayrılan değerlendirmeleri bulunuyor.
Türkiye'nin geleceği açısından nasıl bir yönetim, nasıl bir hukuk düzeni, nasıl bir ekonomi ve nasıl bir dış politika anlayışına ihtiyaç vardır?
Bize ulaşan değerlendirmeleri ana başlıklarıyla özetlediğimizde şu düşünceler öne çıkıyor:
Adalet ve siyaset düzelmeden devlet düzeninin sağlıklı işlemesi mümkün değildir.

Devlet yönetiminin temelinde liyakat, ehliyet, erdemli akıl ve kamu ahlakının bulunması gerektiği vurgulanıyor.
Devlet makamlarının kişisel yakınlıklarla değil, yetkinlik ve sorumluluk bilinciyle ehil insanlara emanet edilmesinin artık ertelenemeyecek bir mesele olduğu ifade ediliyor.
Ekonomik tabloya ilişkin değerlendirmelerde ise özellikle küçük esnafın, çiftçinin, emeklinin, dar ve orta gelirli vatandaşların yaşadığı güçlüklerin dikkate alınması gerektiği belirtiliyor.

Bir tarafta borcunu borçla kapatmaya çalışan, kredi yükü altında ezilen vatandaşlar bulunurken diğer tarafta ekonomik imkânlara daha kolay ulaşabilen kesimler arasında oluştuğu düşünülen dengesizliğin toplumsal adalet duygusunu zedelediği yönünde görüşler dile getiriliyor.
Burada üzerinde durulması gereken temel mesele yalnızca ekonomik büyüklükler değil, vatandaşın adalet duygusudur.
Çünkü devletin itibarı yalnızca güçlü olmasıyla değil, adil olup olmamasına inanılmasıyla da ölçülür.
SİYASETTE YENİ ARAYIŞLAR
Türkiye'de siyasi parti sayısındaki artış da toplumdaki arayışın göstergelerinden biri olarak değerlendiriliyor ?..
Asıl sorulması gereken şudur: Neden bu kadar çok siyasi arayış ortaya çıkıyor?
Her yeni parti başarılı olacak anlamına gelmediği gibi, her yeni siyasi oluşumun başarısız olacağını söylemek de mümkün değildir.
Türkiye'nin siyasi hayatında farklı düşüncelerin kendilerine alan açmaya çalışması, aynı zamanda toplumdaki beklentilerin çeşitliliğini göstermektedir.
Asıl mesele; Yeni bir siyasi dil, yeni bir yönetim anlayışı, yeni bir kadro ve yeni bir gelecek tasavvuru oluşturabilmektir.
Çünkü şahıslar değişir, Partiler değişir, Siyasi dengeler değişir, fakat devletin temel meseleleri ve vatandaşın beklentileri ortada kalmaya devam eder.
TOPLUMSAL DENGE VE ADALET MESELESİ
Bugün Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu temel sorunlardan biri toplumsal adalet duygusudur.
Uzun yıllar boyunca gelir dağılımındaki farklılıklar, fırsat eşitsizlikleri, kamu kaynaklarının kullanımına ilişkin tartışmalar ve yolsuzluk iddiaları toplumun farklı kesimlerinde rahatsızlık oluşturmuş ve vatandaşın sabrı taşma noktasına gelmiştir.
Ancak burada çok önemli bir ayrım yapmak gerekir: İddia ile kesinleşmiş gerçek aynı şey değildir.
Bu nedenle yolsuzluk, usulsüzlük, kayırmacılık veya kamu kaynaklarının kötüye kullanılması gibi ciddi iddialar varsa bunların bağımsız hukuk mekanizmaları tarafından araştırılması ve somut deliller üzerinden değerlendirilmesi gerekir.
Devletin itibarı da zaten burada başlar.
Devlet, iddiaları susturmakla değil, baskıcı bir anlayışla da değil, iddiaları şeffaf biçimde araştırıp gerçekleri kamuoyu ile paylaşmakla sorumludur.
GEREKLİ OLAN DENKLEM
Bütün bu değerlendirmelerden sonra ortaya çıkan temel düşünce şudur:
Türkiye'nin geleceği bir kişinin, bir partinin veya bir seçim döneminin meselesi olarak ele alınmamalıdır.
Öncelikle acele edilmeden, sükûnet içerisinde kapsamlı bir hazırlık dönemi geçirilmelidir.
Her ihtimal üzerinde düşünülmeli; ancak hiçbir ihtimal peşinen kesinleştirilmemelidir.
Önümüzdeki dönemde üzerinde çalışılması gereken başlıkları şöyle sıralayabiliriz:
* Küresel siyaset: Türkiye'nin değişen dünya düzenindeki konumu bütün boyutlarıyla değerlendirilmelidir.
* Türk Devletleri Teşkilatı, Türk dünyasıyla ekonomik, siyasi, kültürel ve stratejik ilişkilerin hangi kurumlaşma modeliyle güçlendirilebileceği ortaya konulmalıdır.
* Türkiye'nin İslam ülkeleriyle ilişkileri mezhep veya siyasi yakınlıkların ötesinde, karşılıklı çıkar ve ortak kalkınma ekseninde yeniden ele alınmalıdır.
* Dünyadaki güç dengelerinin değiştiği bir dönemde Türkiye'nin nasıl bir uluslararası düzen tasavvuruna sahip olması gerektiği tartışılmalıdır.
* Üretim, tarım, sanayi, teknoloji, istihdam ve gelir dağılımı birbirinden kopuk değil, bütüncül bir ekonomik model içerisinde ele alınmalıdır.
* Hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı, adil yargılanma, kamu yönetiminde şeffaflık ve hesap verebilirlik temel ilkeler hâline getirilmelidir.
* Türkiye'nin insan kaynağını geleceğin dünyasına hazırlayacak, bilim ve teknolojiyle uyumlu, eleştirel düşünmeyi teşvik eden bir eğitim modeli oluşturulmalıdır.
* Sağlık hizmetlerine erişim, sağlık çalışanlarının çalışma şartları ve yaşlanan nüfusun ihtiyaçları uzun vadeli bir perspektifle ele alınmalıdır.
* Dış politikada başta komşu ülkeler olmak üzere vatandaşlarımızın yoğun olarak yaşadığı ülkelerle ilişkiler yeniden değerlendirilmelidir.
* Kamu yönetiminde liyakat ve ehliyet esaslı bir kamu personel sistemi oluşturulmalı; devlet görevi kişisel sadakatten ziyade kamu sorumluluğu olarak görülmelidir.
ASIL MESELE KADRO MESELESİDİR
Bütün bunları gerçekleştirecek insan kaynağı olmadan hiçbir siyasi proje başarıya ulaşamaz.
Bu nedenle Türkiye'nin her bölgesinde, her sektörde ve toplumun farklı kesimleriyle geniş katılımlı çalıştaylar ve kurultaylar düzenlenmesi gerektiği yönünde ciddi görüşler bulunmaktadır.
Bu toplantıların amacı yalnızca konuşmak olmamalıdır…
Dinlemek, tespit etmek, çözüm üretmek ve insan kaynağını tanımak esas alınmalıdır.
Siyasetin gerçek gücü yalnızca liderlerden değil, nitelikli kadrolarla mümkün olabilir.
Bir ülkenin geleceği birkaç kişinin iradesine bırakılamayacak kadar değerlidir.
ACELE DEĞİL, HAZIRLIK
Bugün yapılması gereken; Türkiye'yi anlamak, dünyayı okumak, toplumu dinlemek ve geleceğe hazırlanmaktır.
Şayet ileride siyasi bir sorumluluk üstlenilecekse, bunun zemini bugünden hazırlanmalıdır.
Kadrolar yetiştirilmeli, Projeler hazırlanmalı, Ekonomik model çalışılmalı, Eğitim politikası belirlenmeli.
Adalet sistemine ilişkin öneriler ortaya konulmalı, Dış politika vizyonu oluşturulmalı.
Yerel yönetimlerden merkezi yönetime kadar bütün alanlarda uygulanabilir projeler geliştirilmelidir.
Çünkü seçim kazanmak başka, ülke yönetmek başka bir meseledir.
SON SÖZ: MEMLEKETİN HAYRINA OLAN
Makamlardan önce liyakati, güçten önce adaleti, siyasetten önce ahlakı, seçimden önce devlet yönetimini konuşmalıyız, alt yapı ve kadro hareketini önceden oluşturmalıyız.
Eğer ileride bir siyasi yolculuk başlayacaksa, bu yolculuğun hazırlığı şahsi ikbal için değil, milletin ortak geleceği için yapılmalıdır.
Bu ifadelerin tamamı bana veya bir şahsa ait değildir. Ola ki vatan ve millet sevdalısı, cesur yürekli bir adam ortaya çıkıp da bu şartları hayata geçirmek için “Ben varım “ diyecek olursa biz de söz konusu ettiğimiz fikirlerin sahipleri ile birlikte Hakk ve halk yararına ne yapılması gerekiyorsa elbette - hiçbir menfaat gözetmeksizin - taşın altına elimizi koyarız.
Çok sayıda dost ve arkadaşlarımın farklı görüşlerini derleyip toparlayıp, haber ve köşe yazısı çerçevesinde organize ederek bir gazetecilik dili ile okumanızı ve okutmanızı kolaylaştıracak bir üslup kullandığım kanaatindeyim.
Her şeye rağmen yanlış bir söylemim ve tahrik edici-kırıcı bir durum vaki olduysa hoşgörünüze sığınırım. Saygı ve başarı dileklerimle.
Mehmet Akyol
0530 464 63 77 / e-posta: gazeteciyazar.mehmetakyol.com

Yorumlar (1)
R
Devlet veMlillet meselelerinin tek tek ele alındığı bir öngörü sunmuşsunuz.Türkiyenin geleceği hakkında son derece doğru yerinde tesbit ve düşüncelerinizin yararlı olacağını görüyorumBu konuda sizi destekliyorum. Vijdanı bir görev ve sorumluluk olarak görüyorum.