AYASOFYA'DA BİR AKŞAM VAKTİ
İSTANBUL NİCE CAMİLERLE TEÇHİZ EDİLMİŞTİR, ANCAK AYASOFYA BİRÇOK KONUMU İLE BİR BAŞKA ÖZELLİĞE SAHPTİR
Akşam ezanı okunmak üzereydi. Namazımızı etrafında saatlerden beri dönüp dolaştığımız Sultan Ahmet Caminde kılmaya karar verdik. Kardeşim Ayasofya da olurdu dese de ben burayı seçtim. Kapısına vardığımızda içeriye kimsenin alınmadığını gördük. Sorduğumuzda da belli zamandır tadilat, tamirat yapılıyor dediler.
Ayasofya Camii kebirine yöneldik. Meydanlıktan bakınca Ayasofya'nın önü ve etrafı bir hayli kalabalıktı. İçimden eee! Sultan Ahmet de kapalı olunca bu kalabalık normaldir dedim. Belki de açılışına gelen yüz binlerden bir kısmı hala burada diye de geçirdim. Biraz da hızlanmak istedim. Hem vakit gelmişti hem de bu kadar kalabalık camiye girdiğinde yer bulmakta zorlanabilirdik.
Adımlarımızı sıklaştırarak caminin kapısına vardık. Hakikaten kapı önü bir hayli kalabalıktı. Kalabalığı öteleyerek içeri girdik. Girdik ama, girmemizle şaşkınlığımız bizi kapı ağzına demirledi. Caminin büyük kubbesinin altını oluşturan boşluk bir şeritle çevrilmiş, o çevrili yerin içine namaz kılanların dışında kimse alınmıyordu. Onun içindir ki turistik maksadıyla camiyi ziyarete gelenler gerek kapının dışını gerekse dış kapıdan girince o şeritle çevrili alan arasını neredeyse omuzunuzla zor sökeceğiniz şekilde doldurmuşlar; gerek caminin ışıklarla çok daha muhteşem gözüken süslemelerini, gerekse çevrili alanın iç tarafında namaz kılan müslümanları gözlemliyorlardı.
Davudi sesli bir müezzin iç ezanı okuduktan sonra namaz kılacak olanlar mihrabın olduğu bölümde toplanıp, imamın arkasında namaza durdular. Namaza duranların, namaz esnasında işgal ettikleri alan mihrabın üzerindeki yarım kubbenin iz düşümü kadardı. Akşamın farzını kıldıktan sonra sünnete niyet etmeden garip bir şaşkınlıkla etrafa baktım, hepsi bu kadar mı diye. Tahminim seksen kişi kadardı. Oysa biz yer bulamayız endişesi ile koştura koştura gelmiştik.
Açıkçası büyük bir hayali sükuta uğramıştım. Nasıl uğramayayım? Açılışı sanki İstanbul yeniden feth edilmiş gibi yüz binlerin toplandığı, bırakınız iç kısmını Ayasofya ile Sultan Ahmet'in arasındaki o devasa alan tıklım tıklım dolmuş, insanlar yerlere serdikleri gazetelerin, ceketlerinin üzerinde namaz kılmışlardı. O müthiş heyecanla sokaklara taşan, İstanbul'un namusunun kurtarıldığını bas bas bağıran insanlar nereye gitmişti. Öyle büyük bir coşku, öyle büyük bir taktir ortaya konmuştu ki, bunun üç beş günde sönüp gitmesi çok düşündürücü idi.
Namaz çıkışı kardeşimle bir bank bulup oturduk. Bir süre sessiz kaldık. O nu bilmem ama ben bu garipliğe bir anlam verememenin şaşkınlığını yaşıyor, bir taraftan da kabullenememenin sıkıntısı ile boğuşuyordum. Kardeşime dönerek;
" Öğleden sonra camileri gezerken bir soru sormuştun hatırlıyor musun? Şimdi de ben sana gerçekten anlamakta zorlandığım için ve de anlayabilmek için bir soru soracağım." Kardeşim gülümseyerek,
" İntikam mı almak istiyorsun ? Sor bakalım!" dedi.
" Sanıyorum Ayasofya'nın ibadete açılması esnasında burada idin? O gün yüzbinlerin geldiği söylenip, basında TV’lerde reklam edildi. O gün ki Ayasofya ile bugün ki Ayasofya arasında bir değişiklik olmadığına göre neden bu kadar fark oldu. O gün ki namaz ile bugün ki namazın farkı neydi? " Kardeşim hiç beklemeden dedi ki;
" BUGÜN BURADA OLANLARIN HEPSİ ALLAH İÇİN BURADALAR, AMA O GÜN BURAYA GELENLERİN BÜYÜK BİR ÇOĞUNLUĞU REİS VE İNTİKAM DUYGULARINI HAYKIRMAK İÇİN GELMİŞLERDİ."
"Peki kimden ve ne için intikam almak istediler?" diye sordum. Güldü..."sen çok iyi anladın" dedi.
Anlayıp anlayamadığımı, hala anlayamadım!...
NOT: Sonraki paylaşım AYASOFYA CAMİSİ NEDEN MÜZE OLDU ?

Yorumlar (0)
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!