Yolsuzluk ahlak yoksunluğudur


YOLSUZLUK AHLAK YOKSUNLUĞUDUR

Biyografi


 

Abdulbaki ERDOĞMUŞ

A- A+

Dünyanın en kaotik ve istikrarsız bölgelerinden birisi hiç kuşkusuz Müslüman coğrafyasıdır. Cehalet başta olma üzere sefalet, yoksulluk, hak ve özgürlüklerden yoksunluk, terör, iç savaş gibi olumsuzluklar nedeniyle insanca yaşamın asgari koşulları dahi yoktur.

Yönetici sınıfı ve yandaşları tarafından ülkelerin kaynakları talan ediliyor. Tahribat bununla da sınırlı değil, dinin araçsallaştırılmasıyla değerler geri plana itilmiş, ideolojik ve siyasi kamplaşmalar, birlikte barış ve güven içinde yaşamayı imkânsız hale getirmiştir.

En kötüsü de toplumsal olarak yaşanan ahlaki çürümedir.

Kanaatime göre bunun başlıca nedeni din-siyaset ve ideolojiyle şekillenmiş bir Müslümanlıktır. Yönetici-politikacı ve din adamlarının iş birliği ile yeni bir din/Müslümanlık anlayışı hâkim olmuştur.

Bu anlayışa göre devleti yönetmek dinin bir gereği olduğu için yöneticilerin de “Müslümanlık” kimliğiyle çıkar sağlamaları, yolsuzluk, hukuksuzluk, ayırımcılık yapmaları sorgulanamıyor.

Aynı anlayışın gereği olarak kurumlarda görev alanlar, liyakat ve ehliyetlerine göre değil, “Siyasal Müslümanlık Kimliği” ve ideoloji bakımından iktidara yakınlıklarıyla değerlendiriliyor.

Adalet, ahlak ve liyakatin ölçü alınmadığı ve siyasal bir kimlik olarak Müslümanlığın öncelendiği bir düzende insanlık değerleriyle oluşan ortak bir aidiyetten söz etmek artık mümkün olmuyor.

Özellikle siyaset alanında fetvalarla meşrulaştırılmış ikiyüzlülük, sahtekarlık, dolandırıcılık, yolsuzluk, hırsızlık artık Müslüman çoğunluk için bir sorun olarak görülmüyor.

--

Ahlaktan yoksun bir güç, liyakatsizliğe da yolsuzluğa da yol vermek zorunda kalır.

Bir Müslüman olarak belirtmek isterim ki günümüz Müslüman çoğunluğu Hak’tan, adalet ve ahlaktan sapmış durumdadır. Bilgiyi, bilgi ile yenilenmeyi, karanlık dünyalarını bilgiyle aydınlatmayı, bilgi ve akıl ile yönetmeyi İslam’a aykırı gören bir Müslümanlık anlayışının egemen olduğu bir coğrafyadan söz ediyorum.

Din konusunda akletmeyen ve akletmeyi “fitne” sayan bir Müslümanlık anlayışının İslam ve insanlıktan sapmaya yol açmadığını düşünebilir miyiz?

Bu bağlamda Müslüman çoğunluğun hakikatten sapma hali yaşadığını iddia ediyorum.

Kur’an-ı kerim bu gerçeği en açık biçimde bildiriyor: “Allah, akıllarını kullanmayanların kalpleri üzerine (manevi ve ahlaki) pislikler yağdırır.” (Yunus Suresi, ayet;100)

Pislikle kaplanmış bir kalpte artık hikmet aranmaz.

Akıl ve bilgiden uzaklaşarak İlahi biçiminden soyutlanmış, kurumsallaşmış, siyasallaşmış, araçsallaştırılmış ve ideolojik-politik örgütlenmelerle bölünmüş dinlerin toplumsal yarar (ahlak) yerine çıkar ve güç olgusu olarak büyük tahribatlara yol açtığı tartışma götürmez bir gerçektir. Müslümanlar da bu tahribatı yaşıyor.

Genel olarak Müslümanların mevcut durumu Muhammed İkbal’in şu sözüne uygun düşmektedir;

“Bu asır, senin için bir Azrail’dir. Geçinme yolunu sana gösteriyor ama ruhunu kabzediyor.”

--

Müslüman ülkelerde Türkiye örneğinde olduğu gibi kurumsal ve toplumsal alanın tümünde ahlaki çürümüşlük, yolsuzluk ve haksızlık yaygın hale gelmiş ve sıradanlaşmıştır.

Son olarak ortaya çıkan ve dinle meşrulaştırılmış FON Soygunu, örtbas edilemeyecek kadar açık bir hırsızlık olduğu halde gereği gibi sorgulanamıyor. Bugüne kadar aynı referansla yapılan yolsuzluklar karşısında muhtemelen Fon vurgunu hafif kalır.

Fon vurgunu, ‘Siyasal Müslümanlık Kimliği” ile örgütlenmiş bir grubun organize biçimde yaptığı bir hırsızlık ve yolsuzluk örneğidir.

Bu Saadet Zincirinin, ahlak ve günah endişesi duyulmadan kurulduğu çok açık değil mi?

Din ile perdelenmiş nice soygun ve yoksuzluklardan toplumun haberi dahi olmuyor.

Fonların büyük bölümü vurgun ve soygun yollarını açmak amacıyla kurulmuştur. Yolsuzluğu “hırsızlık” gibi suç saymayan bir zihniyet için milletin varlığını hortumlamak sıradan bir mal edinmekten farkı yoktur.

Oysa Yolsuzluk bir yönüyle hırsızlık, diğer yönleriyle dolandırıcılık, gasp ve emanete ihanettir. Ahlaki çürümenin sonucu olan Yolsuzluk, yıkım ve vebal bakımından bireysel hırsızlıktan çok daha büyüktür.

Fon vurguncularından haya eden, utanç duyan tek bir kişi oldu mu?

Bu utanmazlığın nedeni, arkasına saklandıkları “Siyasal Müslümanlık Kimliği” değil de nedir?

--

“Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.”

Adaletsizliklerin, haksızlıklar ve yolsuzlukların yayılmasını, “siyasi kimlik” haline getirilmiş “Örgütlü Müslümanlık” anlayışına ve ahlak yoksunluğuna bağlıyorum.

Dikkat ediniz;

Siyasal Müslümanlık kimliği ile yapılan haksızlıklar sonucu her yerde ve her alanda bir çürüme yaşanıyor.

Haksızlık yapanlar var.

Haksızlığa taraf olanlar var.

Haksızlığı destekleyenler ve savunanlar var.

Haksızlığı onaylayanlar var.

Haksızlığı alkışlayanlar var.

Haksızlık yapanları baş tacı edenler var.

Haksızlıktan pay ve koltuk kapmak için mücadele edenler var.

Haksız tarafta olmak için yarışanlar, cihad! edenler var.

Haksızlık karşısında susmayı, dilsiz olmayı bilerek ve isteyerek seçenler var.

Bütün bunları da “dindarlık” maskesiyle yapan geniş bir Dinbaz kitlesi var.

--

Sormak isterim; bu tablo karşısında biz Müslümanlar için bir ahlak sorunu yok mu?

Siyaset, din ve ideoloji ile şekillenmiş örgütlü bir Müslümanlığın coğrafyamız için kurtuluş reçetesi olması mümkün mü?

“Dilsiz Şeytan” konumuna düşmemek için açıkça belirtmek isterim ki ideolojik ve siyasal Müslümanlık, özellikle yönetimde ve siyasette yalnız bir tahrip değil, artık bir tehdit haline geldi.

Liyakatsizlik ve ahlak yoksunluğu ile kirlenmiş bir Müslümanlık, muazzez ve muhterem İslam dini ile tanımlanamaz.

Ahlaktan yoksun Müslümanlığın, İslam’la ve insanlıkla bir bağının olmayacağını düşünüyorum.

Yaklaşık yüz yıl önce M. Akif Ersoy bu gerçeği veciz cümlelerle ortaya koymuştur:

Müslümanlık nerde! Bizden geçmiş insanlık bile...

Adem aldatmaksa maksad, aldanan yok, nafile!

Kaç hakiki Müslüman gördümse, hep makberdedir;

Müslümanlık, bilmem amma, galiba göklerdedir.

--

Din üzerindeki ideolojik ve siyasi kuşatmayı kaldırmadıkça, Müslüman coğrafyasının huzura kavuşması, karanlık dünyalarının aydınlanması mümkün olmayacaktır.


 

Abdulbaki Erdoğmuş