Ulaştırma E.Bakanı Prof.Dr. Enis Öksüz: " Türkiye'nin geleceği Anayasa, Hukuk, Ekonomi, Eğitim, ve Toplumsal birlik üzerine değerlendirilmelidir.

Ulaştırma E.Bakanı Prof.Dr. Enis Öksüz: " Türkiye'nin geleceği Anayasa, Hukuk, Ekonomi, Eğitim, ve Toplumsal birlik üzerine değerlendirilmelidir.

İdari, sosyal, milli ve manevi duyguları ile herkesin sevgi ve saygısını kazanan Ulaştırma Eski Bakanı, Ankara Meclisi Anadolu Birliği Yüksek İstişare Kurulu Siyasi ve Sosyal İlişkiler Başkanı Prof.Dr. Enis Öksüz Ankara Meclisi Anadolu Birliği ve Bilge Kadınlar Topluluğu tarafından düzenlenen “ Türk Toplumunun bozulmuş yapısı ve Çözüm yolları “ konulu toplantıda yaptığı konuşmada bir nevi insanlık, milliyetçilik, iktisadi ve içtimai konular üzerinde durarak dinleyenleri mest etti.

Mehmet Akyol
12 Ekim 2026, 16:18
207 görüntüleme

   Prof.Dr. Enis Öksüz’ün konuşmasını aynen veriyoruz: 

      İnsan zaman içerisinde değişebilir; şartlar, olaylar ve yaşanan tecrübeler düşüncelerimizi etkileyebilir. Buna rağmen ülkemizin ve milletimizin geleceği söz konusu olduğunda kişisel kırgınlıkları bir kenara bırakarak ortak akılla hareket etmeliyiz.

Öncelikle hepimizin sağlığına dikkat etmesi, birbirimizi anlaması ve ülkemizin geleceği için ortak sorumluluk bilinciyle hareket etmesi gerektiğini düşünüyorum. Geçirdiğimiz dönem içerisinde sağlık meseleleriyle, çeşitli projelerle ve toplumsal çalışmalarla ilgilendik. Zaman zaman farklı düşüncelerimiz, değerlendirmelerimiz ve beklentilerimiz olabilir. Ancak önemli olan, bütün bu farklılıkları ortak bir hedef doğrultusunda değerlendirmemiz lazım. 

 

Anayasa ve Türkiye'nin Geleceği

Anayasa konusunda yıllardır çeşitli toplantılara, konferanslara ve araştırma çalışmalarına katılıyoruz. Yaklaşık 10–12 yıldır farklı gruplar hâlinde yürüttüğümüz çalışmaları, hazırladığımız değerlendirmeleri ve önerileri ilgili makamlara iletmeye gayret ediyoruz.

Türkiye, tarihî birikimi, devlet geleneği ve jeopolitik konumu itibarıyla önemli sorumluluklar taşıyan bir ülkedir. Bu nedenle bölgesel ve uluslararası alandaki liderlik iddiasından vazgeçmemeli, gelişen dünya şartlarına uyum sağlayarak rekabet gücünü artırmalıdır.

Günümüzde devletlerin gücü yalnızca askerî veya ekonomik imkânlarla ölçülmemektedir. Hukukun üstünlüğü, insan hakları, kadın hakları, çocukların korunması, eğitim kalitesi, bilimsel gelişme ve toplumsal refah da devletlerin geleceğini belirleyen temel unsurlardır.

Özellikle çocukların eğitiminden başlayarak toplumsal sorunların çözülmesi, insan haklarının güçlendirilmesi ve kadınların toplum hayatındaki konumlarının geliştirilmesi öncelikli hedeflerimiz arasında bulunmalıdır.

Bazen yapılan değerlendirmeler karşısında ümitsizliğe kapılabiliriz. Ancak ümitsiz olmak yerine düşüncelerimizi, çalışmalarımızı ve önerilerimizi ilgili kurumlara ulaştırmaya devam etmeliyiz.

Osmanlı'dan Cumhuriyet'e Devlet Geleneği

 

Osmanlı Devleti'nden Cumhuriyet dönemine uzanan tarihî süreç incelendiğinde, devlet yönetiminde bilgiye, tecrübeye ve danışma mekanizmalarına önem verildiği görülmektedir.

Osmanlı döneminde yetişmiş âlimler, düşünürler, devlet adamları ve farklı alanlarda uzmanlaşmış kişiler, devletin karşılaştığı meselelerin değerlendirilmesinde önemli roller üstlenmiştir.

Cumhuriyet döneminde de bu birikimin farklı kurumlar aracılığıyla devam ettirilmesi amaçlanmıştır.

Devletin karşılaştığı iç ve dış meselelerin yalnızca siyasi yaklaşımlarla değil, tarihî tecrübeler, bilimsel araştırmalar ve uluslararası gelişmeler dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekir.

Rusya, Amerika, Almanya ve diğer ülkelerdeki gelişmelerin takip edilmesi, elde edilen bilgilerin değerlendirilerek devletin karar mekanizmalarına sunulması büyük önem taşımaktadır.

Ancak bu süreçte bilgi toplama, değerlendirme ve karar verme yetkilerinin hukuki ve kurumsal sınırlar içerisinde yürütülmesi de gereklidir.

Türkiye'nin Kalkınmasının Önündeki Engeller

Türkiye'nin gelişmesinin önündeki engeller yalnızca doğrudan yapılan tahribatlardan veya açıkça engellenen projelerden ibaret değildir.

Bazen yanlış yönetim anlayışları, verimsiz kurumlar, liyakatsiz görevlendirmeler, siyasi çekişmeler ve zamanında alınmayan kararlar da kalkınmayı geciktirebilir.

Bir ülke gelişmesini geciktirdiği sürece diğer ülkeler ilerlemeye devam eder. Bu nedenle kaybedilen zaman, yalnızca ekonomik bir kayıp değil, aynı zamanda stratejik bir kayıptır.

Geçmişte farklı siyasi ve ekonomik görüşlere sahip insanların aynı çalışma ortamında bir araya gelebildiğini gördük.

Komünist düşünceye sahip akademisyenler, kapitalist ekonomi anlayışını savunan uzmanlar, askerler ve Atatürk'ün karma ekonomi modeli üzerinde çalışan kişiler, ülkenin geleceği için ortak değerlendirmeler yapabiliyordu.

Bu çalışmalar içerisinde farklı etnik ve kültürel kökenlerden gelen insanların bulunması da önemliydi.

Yahudi, Ermeni, Arnavut, Türkmen ve diğer kökenlerden gelen insanların ortak amacı Türkiye'ye hizmet etmekti.

Buradan çıkarılması gereken temel ders şudur: Bir ülkenin gelişmesinde insanların kökenlerinden veya siyasi düşüncelerinden önce bilgi, yetenek, liyakat ve ülkeye sağlayacakları katkı esas alınmalıdır.

Bilim, Siyaset ve Toplumsal Birlik

Bugün toplumun çeşitli kesimlerinin kendi düşünce çevreleri içerisinde hareket ettiğini görüyoruz.

Oysa bilimsel çalışmaların ve teknik değerlendirmelerin siyasi veya ideolojik kalıplara sıkıştırılması doğru değildir.

Bir düşüncenin değerini belirleyen, onu kimin söylediği değil, ne kadar doğru, uygulanabilir ve ülkeye yararlı olduğudur.

Türkiye'nin uzun vadeli çıkarlarını ilgilendiren meseleler üzerinde farklı görüşler elbette tartışılmalıdır. Ancak bu tartışmalar birbirimizi yıpratmak, kamplara ayırmak veya düşmanlaştırmak amacıyla yapılmamalıdır.

Bilim insanlarının bilgi üretmeye, araştırma yapmaya ve toplumsal sorunlara çözüm geliştirmeye daha fazla zaman ayırması gerekir.

Bilimin siyasallaştırılması ve uzmanların ideolojik mücadelelerin içerisine çekilmesi, ülkenin gelişmesini olumsuz etkileyebilir.

Bu nedenle siyasi görüşlerimiz farklı olsa bile Türkiye'nin geleceği konusunda ortak hedefler etrafında birleşebilmeliyiz.

Anayasanın Temel İlkeleri ve Toplumsal Yapı

Yeni bir anayasa veya anayasal düzenleme tartışılırken toplumun sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasi yapısı birlikte değerlendirilmelidir.

Tarih boyunca yaşanan dinî, siyasi ve toplumsal çatışmaların bugünkü yapılar üzerinde önemli etkileri olmuştur.

Hz. Ali ile Muaviye arasındaki mücadeleler, Haçlı Seferleri ve Osmanlı dönemindeki din ve devlet politikaları, tarihî gelişmelerin toplumları nasıl etkileyebildiğine ilişkin örneklerdir.

Ancak geçmişte yaşanan olayları yalnızca eleştirmek yeterli değildir. Önemli olan, bugünün şartları içerisinde mevcut sistemin nasıl iyileştirileceğini belirlemektir.

Anayasanın ilk dört maddesi konusunda değişiklik yapılmaması gerektiğini düşünüyorum. Bu maddeler, Türkiye Cumhuriyeti'nin temel nitelikleri açısından son derece önemlidir.

Devletin temel yapısını korurken hukuku, demokrasiyi, toplumsal adaleti ve vatandaşların haklarını güçlendirecek düzenlemeler üzerinde çalışılmalıdır.

Hukukun Üstünlüğü ve İnsan Hakları

Bir ülkede hukuk gerektiği gibi işlemediği sürece insan haklarının tam anlamıyla korunması mümkün değildir.

Hukuk, toplumun bütün kesimleri için eşit şekilde uygulanmalıdır.

İnsanların siyasi düşüncelerine, inançlarına, kökenlerine veya toplumsal konumlarına göre farklı muamele görmesi, toplumdaki güven duygusunu zayıflatır.

Hukuka duyulan güvenin azalması, yalnızca bugünün değil, gelecek nesillerin de karşılaşacağı en büyük sorunlardan biri olabilir.

Bu nedenle hukuk sisteminin güçlendirilmesi, adaletin herkes için erişilebilir olması ve vatandaşların kendilerini devlet güvencesi altında hissetmesi sağlanmalıdır.

Bizlere düşen görev, düşüncelerimizi ve çözüm önerilerimizi sabırla, kararlılıkla ve hukuki yollarla ilgili makamlara iletmektir.

Tıpkı damlaların zaman içerisinde taşı aşındırması gibi, sürekli ve kararlı çalışmaların da toplumsal değişime katkı sağlayacağına inanıyorum.

Ekonomik Kalkınma ve Gelir Dağılımında Adalet

Türkiye'nin ekonomik kalkınmasında planlama son derece önemlidir.

Devlet Planlama Teşkilatı gibi kurumlar, yalnızca ekonomik büyümeyi değil, sosyal gelişmeyi, gelir dağılımını, üretim kapasitesini ve toplumun uzun vadeli ihtiyaçlarını da değerlendiren yapılar olarak düşünülmelidir.

Bir ülkede gelir dağılımında adalet sağlanmadığı sürece ekonomik büyümenin toplumun tamamına kalıcı refah getirmesi zordur.

Ekonomik sistem ne kadar büyürse büyüsün, gelir dağılımındaki dengesizlikler devam ederse toplumsal huzursuzluklar ve ekonomik krizler yeniden ortaya çıkabilir.

Bu nedenle orta gelir grubunun güçlendirilmesi, üretici ile tüketici arasındaki ekonomik dengenin korunması ve toplumun geniş kesimlerinin refah seviyesinin yükseltilmesi gerekir.

Ekonomik kalkınmanın ilk şartlarından biri, halkın temel ihtiyaçlarının karşılanmasıdır.

İnsanların yeterli ve sağlıklı beslenebildiği, barınabildiği, eğitim ve sağlık hizmetlerine ulaşabildiği bir toplumda ekonomik ve sosyal istikrar daha güçlü olur.

Halkın refahını artırmayan ekonomik büyüme, tek başına gerçek kalkınma anlamına gelmez.

Toplumun Bağışıklık Sistemi ve Kültürel Birlik

Bir toplumun ekonomik, kültürel ve sosyal dayanıklılığını, insan vücudunun bağışıklık sistemine benzetebiliriz.

İnsan vücudu nasıl güçlü bir bağışıklık sistemi sayesinde hastalıklara karşı direnç kazanıyorsa, toplumlar da güçlü kurumlar, sağlam bir ekonomi, adaletli gelir dağılımı ve ortak kültürel değerler sayesinde krizlere karşı dayanıklılık kazanır.

Bu nedenle toplumun orta kesimleri güçlendirilmeli, farklı gelir grupları arasında aşırı uçurumlar oluşmasının önüne geçilmelidir.

Kültürel değerlerimiz de bu toplumsal dayanıklılığın önemli parçalarıdır.

Tarihimiz, coğrafyamız, dilimiz, geleneklerimiz, güzel sanatlarımız ve toplumsal yaşam biçimimiz bizi diğer toplumlardan ayıran özelliklerdir.

Bu değerlerin korunması ve gelecek nesillere aktarılması için doğru eğitim politikalarının geliştirilmesi gerekir.

Farklılıkları bir ayrışma nedeni olarak değil, toplumsal zenginlik olarak değerlendirmeliyiz.

Dinî, kültürel ve etnik farklılıklar üzerinden toplumun birbirine karşı kışkırtılması, ülkenin birlik ve beraberliğine zarar verir.

Liyakat, Eğitim ve Devlet Yönetimi

Devlet yönetiminde en önemli meselelerden biri liyakattir.

Görevler, kişisel yakınlıklara, siyasi tercihlere veya başka ilişkilere göre değil; bilgiye, tecrübeye, yeteneğe ve ehliyete göre verilmelidir.

Hz. Muhammed döneminden aktarılan Kâbe'nin idaresine ilişkin örnek de bu anlayışın önemini anlatmak amacıyla değerlendirilebilir.

Bir işi en iyi bilen ve yapabilecek durumda olan kişiye sorumluluk verilmesi gerekir.

Toplumda yetenekli insanların yetişmesi mümkündür. Ancak bunun için doğru eğitim sistemi, fırsat eşitliği ve liyakate dayalı bir yönetim anlayışı oluşturulmalıdır.

Çocukların eğitiminde yalnızca ders kitaplarına değil, masallardan hikâyelere, kültürel yayınlardan bilimsel çalışmalara kadar geniş bir alana önem verilmelidir.

Çocuklarımıza hem kendi kültürlerini tanıtmalı hem de farklı kültürlere saygı göstermeyi öğretmeliyiz.

İyi yetişmiş insan kaynağı, bir ülkenin sahip olabileceği en değerli stratejik güçlerden biridir.

Teknoloji, Bilimsel Araştırmalar ve İdeolojik Körlük

Günümüzde teknoloji alanındaki gelişmeler, ülkelerin ekonomik ve stratejik gücünü doğrudan etkilemektedir.

Bu nedenle teorik araştırmaların yanında uygulamalı bilimsel çalışmalar da desteklenmelidir.

Teknoloji geliştiren, yeni fikirler üreten ve üretim kapasitesini artıran uzmanlara gereken imkânlar sağlanmalıdır.

Ancak bu çalışmaların önündeki önemli engellerden biri, liyakatsizlik ve ideolojik körlüktür.

Kendi düşüncesinin her zaman doğru olduğuna inanan, farklı görüşleri dinlemeyen ve eleştirileri kabul etmeyen anlayışlar zaman içerisinde kendilerini de zayıflatır.

Bilimsel gelişme, sorgulama ve eleştirel düşünce sayesinde ilerler.

Bu nedenle ülkemizin geleceğini belirleyecek kurumlarda bilimsel düşünceye, uzmanlığa ve özgür değerlendirmeye önem verilmelidir.

Devlet Planlaması ve Uzun Vadeli Kalkınma

Geçmişte devlet planlaması alanında edindiğim tecrübeler, bana planlamanın bir ülkenin geleceği açısından ne kadar önemli olduğunu gösterdi.

Devlet Planlama Teşkilatı, siyasi partilerin günlük politikalarının ötesinde, devletin kurumsal hafızasını temsil eden önemli bir yapı olarak değerlendirilmelidir.

Bir ülkenin kalkınması yalnızca fabrikalar kurmak, yollar yapmak veya ekonomik büyüme rakamlarını artırmak değildir.

Aynı zamanda eğitim sistemini geliştirmek, toplumun kültürel yapısını güçlendirmek, ailelerin yaşam şartlarını iyileştirmek ve gelecek nesiller için sağlıklı bir sosyal ortam hazırlamaktır.

Yabancı yatırımcıların bazı projelerde yalnızca ekonomik imkânları değil, yatırım yapılacak bölgedeki insanların kültürel yapısını, eğitim seviyesini, aile ilişkilerini ve sosyal çevresini de ayrıntılı biçimde incelediklerini gördüm.

Bu durum, ekonomik yatırımların sosyal ve kültürel şartlardan bağımsız düşünülemeyeceğini göstermektedir.

Türkiye de kendi kalkınma stratejilerini hazırlarken bütün bu unsurları birlikte değerlendirmelidir.

Planlama yapılırken hedefler önceden belirlenmeli, uygulamalar düzenli olarak denetlenmeli ve ortaya çıkan sonuçlar değerlendirilmelidir.

Böylece devlet politikalarında süreklilik sağlanabilir ve ülkenin uzun vadeli hedeflerinden uzaklaşmasının önüne geçilebilir.

Uluslararası İlişkiler, Dış Etkiler ve Millî Güvenlik

Uluslararası ilişkilerde ekonomik iş birlikleri, ticaret, sanayi ve teknoloji alanındaki ortaklıklar büyük önem taşımaktadır.

Ancak devletler arasındaki ilişkilerde yalnızca ekonomik kazançlar değil, millî güvenlik, toplumsal yapı ve uzun vadeli stratejik çıkarlar da dikkate alınmalıdır.

Geçmişte yabancı ülkelerin yürüttüğü bazı faaliyetlerin yalnızca ekonomik veya kültürel amaçlar taşımadığı yönünde değerlendirmeler yapılmıştır.

Özellikle Barış Gönüllüleri gibi programların Türkiye'deki toplumsal ve siyasi etkileri üzerinde geçmişten beri tartışmalar bulunmaktadır.

Bu tür faaliyetlerin millî güvenlik ve toplumsal birlik üzerindeki etkilerinin dikkatle incelenmesi gerektiğini düşünüyorum.

Bununla birlikte farklı dinlerden, etnik kökenlerden ve kültürlerden gelen vatandaşlarımızın aynı ülkenin eşit bireyleri olduğu unutulmamalıdır.

Toplumun birliğini korumak, farklılıkları düşmanlık konusu yapmakla değil, ortak vatandaşlık bilincini güçlendirmekle mümkündür.

Karar Mekanizmalarına Ulaşmak ve Ortak Sorumluluk


Karar Mekanizmalarına Ulaşmak ve Ortak Sorumluluk
Yıllardır yaptığımız çalışmaların, hazırladığımız raporların ve sunduğumuz önerilerin karar mekanizmalarına yeterince ulaşmadığını düşündüğümüz zamanlar olmuştur.
Ancak bu durum çalışmalarımızdan vazgeçmemizi gerektirmez.
Önemli olan, doğru bilgiyi doğru kişilere ulaştırabilmek ve ülkenin geleceğine katkı sağlayacak önerileri kararlılıkla savunabilmektir.
Siyasi partilerde, devlet kurumlarında, akademik çevrelerde ve sivil toplum kuruluşlarında görev yapan insanlarla iletişim kurulmalıdır.
Hazırlanan çalışmalar yalnızca toplantılarda konuşulup bırakılmamalı, somut öneriler hâline getirilerek ilgili makamlara sunulmalıdır.
Devletin karar mekanizmalarında bulunan kişilerin bilimsel araştırmaları, uzman görüşlerini ve toplumun ihtiyaçlarını dikkate alması gerekir.
Sonuç ve Kapanış
Değerli arkadaşlar,
Türkiye'nin geleceği açısından anayasa, hukuk, ekonomi, eğitim, bilim, teknoloji ve toplumsal birlik birbirinden ayrı düşünülemeyecek konulardır.
Hukukun güçlü olmadığı bir ülkede insan hakları yeterince korunamaz. Gelir dağılımında adalet sağlanmadığında toplumsal huzur zayıflar. Liyakat esas alınmadığında devlet kurumları verimsizleşir. Bilim ve teknoloji desteklenmediğinde uluslararası rekabet gücü azalır.
Bütün bu meselelerin çözümü için uzun vadeli devlet politikalarına, güçlü kurumlara, bilimsel planlamaya ve toplumsal dayanışmaya ihtiyaç vardır.
Ülkemizin geleceğini yalnızca bugünün siyasi tartışmaları üzerinden değerlendirmemeliyiz. Gelecek nesillerin nasıl bir Türkiye'de yaşayacağını düşünerek hareket etmeliyiz.
Farklı düşüncelere sahip olabiliriz. Ancak ülkemizin kalkınması, milletimizin refahı, devletimizin güçlenmesi ve toplumumuzun huzuru konusunda ortak sorumluluk taşıyoruz.
Türkiye'nin geleceğini güçlü kılacak olan; hukukun üstünlüğü, adaletli gelir dağılımı, liyakate dayalı devlet yönetimi, bilimsel gelişme, planlı kalkınma ve toplumsal birlik anlayışıdır.
Bu hedeflere ulaşabilmek için düşüncelerimizi ifade etmeye, araştırmalar yapmaya, öneriler geliştirmeye ve ilgili kurumlara katkı sunmaya devam etmeliyiz.
Hepinize teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum.

 

 Enis Öksüz kimdir? İşte Enis Öksüz'ün biyografisi

 

Enis Öksüz kimdir? İşte Enis Öksüz'ün biyografisi

Enis Öksüz, MHP'den milletvekili olmadan önce sırasıyla öğretim üyeliği, başbakanlık ve ulaştırma bakanlığı müşavirliği, Etibank Yönetim Kurulu Üyeliği, Yüksek Hakem Kurulu üyeliği görevlerini icra etti.

 

1946 yılında Tarsus'da doğan Enis Öksüz, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'ni bitirdi. Aynı üniversitenin İşletme İktisadı Enstitüsü'nde master ve doktora yaptı.

İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyeliği, başbakanlık ve ulaştırma bakanlığı müşavirliği, Etibank Yönetim Kurulu Üyeliği, Yüksek Hakem Kurulu üyeliği, XXI. Dönem İçel MHP milletvekilliği ile Ulaştırma Bakanlığı yaptı.

Evli ve 2 çocuk babasıdır.

 

 

 

 

 

 

Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!