Mehmet Gazioğlu:  Türkiye’de işler iyi gitmiyor ve toplum bunu artık iliklerine kadar hissediyor.

Mehmet Gazioğlu: Türkiye’de işler iyi gitmiyor ve toplum bunu artık iliklerine kadar hissediyor.

Benden önceki bakanlar da dahil İçişleri Bakanlar arasında öz ve öz Türk olan bendim.

Mehmet Akyol
11 Ekim 2026, 00:45
143 görüntüleme

Genel Başkanlığını Gazeteci-Yazar Mehmet Akyol'un yaptığı Ankara Meclisi Anadolu Birliği tarafından düzenlenen " Türk Toplumunun bozulmuş yapısı ve çözüm yolları " toplantısı uzun yıllar bakanlık, milletvekilliği, valilik  yapmış, ayrıca ilim ve irfan sahibi çok sayıda ismin iştiraki ve teşkilat mensuplarının katılımı ile yapıldı. Oturum Başkanlığını Mehmet Akyol'un yaptığı toplantıda açılış konuşmasını  Ankara Meclisi Anadolu Birliği İlmi Araştırma Kurulu Başkanı Hüseyin Kazan'ın açış konuşması ile başlayan toplantının oturum başkanlığını Gazeteci-Yazar Mehmet Akyol yaptı.      Toplantıda ilk konuşmayı yapan Türk Parlamenterler Birliği E.Genel Başkanı, TBMM Meclis Başkan Vekilliği, Grup Başkanlığı yapan Hasan Korkmazcan yaptı.  Sırası ile, Bilge Kadınlar Topluluğu Başkanı Yasemin Güney, Ulaştırma E. Bakanı Prof.Dr.Enis Öksüz, Ankara Meclisi Anadolu Birliği Koordinasyon Kurulu Başkanı Emekli Albay Haşim Efe, Prof. Dr. Esergül Balcı, Genel Koordinatör Ahmet Şerif Bayındır, Prof.Dr. Hayrettin İvgin ve çok sayıda teşkilat mensubu ve iştirakçilerin konuşmaları günün gündemini teşkil eden konuların değerlendirilmesi bakımından fevkalade önem ihtiva etti.

      İçişleri E. Bakanı, TBMM E.Meclis Başkan Vekili ,Ankara Meclisi Anadolu Birliği Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Mehmet Gazioğlu yaptığı konuşmada şunları söyledi: 

     ( Haber: Yasemin Güney, Fotoğraflar Ahmet Memiş ) 

    Ankara Meclisi ve Anadolu Birliği’nin Sayın Genel Başkanı Mehmet Bey ve arkadaşlarının düzenlediği bu toplantıda sizlerle birlikte olmanın mutluluğu içerisindeyim. Hepinize hoş geldiniz diyor, derin saygılarımı sunuyorum. Arkadaşlarımızın da belirttiği gibi, ülke meselelerine gösterdiğiniz hassasiyetten dolayı hepinizi ayrı ayrı tebrik ederim. Bir tatil gününde, mesainin olmadığı bir zamanda vaktinizi bu toplantıya ayırmanız bunun açık bir göstergesidir. Bu zamanı farklı yerlerde değerlendirebilirdiniz. Buna rağmen buraya gelerek “Memleketin meseleleri nelerdir, benim ne katkım olabilir?” düşüncesiyle hareket ettiğiniz için hepinizi tebrik ederim.

   Ankara Meclisi Anadolu Meclisi’nin düzenlediği bu tür toplantıların birçoğunda bulundum; biliyorsunuz. Kendimi de kısaca takdim edeyim. Ben Mehmet Gazioğlu, eski Bursa milletvekiliyim. Parlamentoda bakanlık, komisyon başkanlığı ve Meclis başkanvekilliği gibi görevlerde bulundum. Muhterem hocamın söylediği gibi, ben de gerçek bir Türk’üm. Yönetici kadrosunda bulunanların birçoğunun Türk olmadığını ileri sürdüğünüz için kendi kimliğimi de özellikle belirtmek istedim. Hocam, bu konuda son derece haklısınız. İçişleri Bakanı olduğum dönemde bir kronoloji hazırladım. Benden önceki yirmi beş yılın İçişleri Bakanları arasında gerçek Türk olarak bir tek benim…Maalesef bunu büyük bir üzüntüyle ifade etmek zorundayım. Sayın Başkanım, bugünkü toplantı bana diğer toplantılardan daha güzel geldi. Elbette diğer toplantıların da hepsi çok önemlidir. Zaten siyasette veya sosyal hayatta yapılan çalışmaların hiçbirini önemsiz sayamayız. Buraya gelmemiz, birlikte olmamız, konuşmamız ve selamlaşmamız; bunların her biri başlı başına önemli bir olaydır. Ancak bugünkü toplantının ayrı bir özelliği var. Önceki toplantılarda bu eksikliği oldukça fazla hissediyordum fakat söylemekten imtina ediyordum.

Sayın Korkmazcan bu eksikliği görmüş, tespit etmiş ve toplantının gündemini belirlemiş. Buraya gelirken herkesin küçük de olsa bir hazırlık yaptığını düşünüyorum. İnsan, kendisine söz verilirse ne söyleyeceğini önceden düşünür. Fakat bir gündem yoksa, konuşulacak konu belirlenmemişse bu iş fevkalade zor oluyor. “Orada ne söyleyeceğim, topluma hangi konuda hitap edeceğim?” diye düşünüyorsunuz. Bu nedenle, bozulmaya yüz tutan toplumsal zeminin ve çözüm yollarının gündeme alınması çok yerinde olmuş.

Başta Hüseyin Hoca olmak üzere bütün konuşmacılar bu konuya değindi. Hüseyin Hoca burada mı? Gitmiş. Kendisi hem gündemi belirledi hem de çözüm önerilerini gayet anlaşılır bir biçimde bize anlattı. Sağ olsun. Yazılarını da düzenli olarak okuyorum ve takip ediyorum. Çok değerli görüşler ortaya koyan bir insan. Benim esas mesleğim hukukçuluk. 

sağlamak ve bu refahın önündeki engelleri kaldırmakla yükümlü olduğunu ifade ediyor. Yönetimlerin görevi de budur.

      Bana göre düzen ve sistem yalnızca bozulmaya yüz tutmuş değil; artık bozulmuş durumdadır. Burada yöneticilerin sorumluluğu ortaya çıkıyor. Şimdi şu soruyu soruyorum: Mevcut yönetimimiz, başka bir ifadeyle mevcut iktidar, görevini tam olarak yapıyor mu? Bunu nasıl anlayacağız? Türkiye’de kim hayatından memnun, kim hoşnut? Türkiye’de iyi giden neler var? Eğer iyiler; kötülerden, eksiklerden ve aksaklıklardan daha fazlaysa yönetim muvaffak olmuş, başarılı olmuş demektir.

      Fakat Türk toplumu, “Ne iyi?” sorusuna “Hiçbir şey iyi değil.” cevabını vermek durumundaysa, yönetim başarılı olamamış demektir. Türkiye’de “Ne iyidir?” sorusuna çok olumlu cevaplar verilebildiğini zannetmiyorum. Gerek yaşımız gerekse tecrübemiz itibarıyla artık çok tarafgir değiliz. Olaylara objektif ve tarafsız bir gözle bakabilecek yeteneğe ve birikime sahibiz. Türkiye’de işler iyi gitmiyor ve toplum bunu artık iliklerine kadar hissediyor.

 Dünya sıralamalarına baktığımızda ekonomide kaçıncı sıradayız? Enflasyonda, hayat pahalılığında, dolandırıcılıkta ve düzenbazlıkta hangi durumdayız? Maalesef, üzülerek söylüyorum, olumlu göstergelerde gerilerde kalırken üzücü sonuçlarda ön sıralarda yer alıyoruz. Enflasyonda dünyada birinci olduğumuzu söylüyoruz. Bir Türk vatandaşı olarak bu sonuçlara üzülmemek elimizde değildir. Yazarlar, bir toplumu çökertmenin iki yolu olduğunu söylüyor: Birincisi adalet sistemini bozmak, ikincisi eğitimi geri bırakmak.

 Dünyadaki en büyük tehlikenin cehaletin örgütlenmiş hâli olduğu söylenir. Değerli arkadaşlar, babası bir ilçede otuz beş yıl imamlık yapmış bir kişinin çocuğuyum. Ben de sekiz yıl Kur’an kursuna gittim; babamız gönderiyordu. Böyle bir ailede yetiştim ve dinî bir eğitim aldım. Türkiye’de son yirmi yılda beş binden fazla imam hatip okulu açılmış. Bu okullara karşı olduğumu söylemiyorum. Arkadaşım da imam hatip mezunudur; ona da karşı olamam. Bursa’da 238 imam hatip okulu ve imam hatip lisesi bulunduğunu ifade ediyorum. Türkiye’deki valilerin eğitim geçmişlerine de bakmak gerekir.

[08:06 - 08:50] Seksen birinin imam hatip kökenli olduğu belirtiliyor. Sanki Türkiye’de vali olmanın şartı imam hatip kökenli olmakmış gibi bir durum ortaya çıkıyor. Eğitimi eğitimsizlik hâline getiren bir yaklaşım söz konusu. Başka lise seçenekleri sınırlanınca, öğrenciler normal liselere veya farklı okullara ulaşamayarak imam hatip okullarına gitmek mecburiyetinde bırakılıyor. Hukukta devletin bir tarifi vardır. Fakülteye başladığımızda, birinci sınıfta anayasa kitaplarımızdan bu tanımları okuyorduk.

[08:52 - 09:48] Hepimiz devlet kavramını biliyoruz. Ancak “Devlet nedir?” sorusuna anayasa ve hukuk kitaplarında farklı tarifler yapılmıştır. Bunlardan biri çok basittir: Devlet, kurumlar ve kurallar manzumesidir. Kurumlar vardır, bu kurumların kuralları vardır; bunların bütünü devleti meydana getirir. Bugün Türkiye’de hangi kurumların 

işlevi korunmuştur? Bir hocamızın da söylediği gibi, Devlet Planlama Teşkilatı kaldırılmıştır. Meclis işlevini kaybetmiştir. Asker işlevsiz hâle getirilmiştir. Büyük müesseselerden söz ediyorum. Kurumlar zayıflayınca onların kuralları da etkisini yitiriyor ve bütün yönetim tek elde toplanıyor. Çözüm önerilerimi anlatırken bu konuya da değineceğim.

Bugünlerde televizyonları açtığımızda veya basını takip etmek için bir gazeteyi elimize aldığımızda, asrın en büyük dolandırıcılık meseleleriyle karşılaşıyoruz. Bunun sebebinin bütün iktidarın ve bütün güçlerin tek elde toplanması ile denetimsizlik olduğunu düşünüyorum. İlgili kurumlar ve işleyişleri etkin biçimde denetlenebilseydi, bu olaylar herhâlde meydana gelmezdi. Dokuz yüz milyar gibi, neredeyse Türkiye bütçesine denk geldiği söylenen bir rakamın iç edildiğine ilişkin iddialar konuşuluyor.

[10:43 - 11:27] İnsanların dikkat süresinin en fazla kırk beş dakika olduğu söyleniyor. Biz ise yaklaşık bir buçuk saattir bir aradayız. Ancak şunu iftiharla söylemek zorundayım: Bütün konuşmacılar çok güzel konuştu. Toplum karşısında konuşmak kolay bir mesele değildir. Her arkadaşımız burada düşüncelerini anlattı. Konuşmak, meramını anlatmaktır. Herkes meramını en güzel şekilde dile getirdi ve Türkiye’nin ortak, kanayan meselelerine değindi. Şimdi bu durum nasıl düzelir? Sayın Korkmazcan çözüm önerilerini de istemişti.

[11:28 - 12:27] Öncelikle, tek adamlık anayasal düzeni işlemez hâle getirmiştir. Bundan derhâl vazgeçilmeli ve güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçilmelidir. Bunun zamanı gelmiştir; artık zor değildir. Hiçbir siyasi partinin buna muhalefet edebileceğini düşünmüyorum. Mevcut iktidarın da tek adam sisteminin Türkiye için son derece zararlı olduğunu artık idrak ettiği kanaatindeyim. Böyle bir anayasa değişikliği gündeme geldiğinde, son düzenlemenin 467 oyla kabul edildiği gibi, bu değişikliğin de 567 oyla kabul edilmesi son derece mümkün olabilir. Özellikle şu noktaya dikkat çekmek istiyorum: Partili olmayan hâkimlerin ve partiden emir almayan savcıların bulunduğu bir sistem kurulmalıdır.

[12:28 - 13:33] Parti şapkası giymemiş polis müdürlerinin ve valilerin görev yaptığı bir bürokratik düzen, Türkiye için şarttır ve elzemdir. Hür, eşit ve adil seçimler yapılmalı; iktidarın kansız ve kavgasız biçimde, seçim yoluyla değişebilmesi sağlanmalıdır. Türkiye’nin bugünkü en büyük ihtiyaçlarından biri bu seçimleri gerçekleştirebilmektir. Seçimler yapılırsa meselelerin düzeleceği kanaatindeyim. 1954 yılından beri, daha on yaşındayken başlayan bir ilgiyle seçimlerin içindeyim. Millet hiç yanlış yapmadı; önüne konulan tablodan her zaman en iyisini seçti. Yine milletimizin bu aksaklıkları giderecek düzeni getireceğine inanıyorum.

Devlet yönetiminde tecrübe, bilgi ve dinamizmin temel unsurlar olarak ele alınması gerekmektedir. İşin ehline verilmesi ve liyakatin esas alınması lazımdır. Sözlerimi tamamlarken, adalet ve ahlakın hâkim olduğu bir Türkiye özlemiyle hepinize saygılarımı sunuyorum.

Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!