Mehmet Akyol'un Ali Babacan ile görüşmesinin 2.bölümünü sunuyoruz,
ALİ BABACAN İLE GÖRÜŞMEMİZİN İKİNCİ BÖLÜMÜNDE BİRAZ POLİTİK MÜLAHAZALAR ÜZERİNDE DURMAK İSTİYORDUM ki…
Sayın Ali Babacan ile yaptığımız görüşmenin ikinci bölümünde ağırlıklı olarak politik mülahazalar üzerinde durmak istiyordum. Mesela Mansur Yavaş ile ilgili ne düşündüğünü, diğer bazı partilerle ittifak hareketinin ne durumda olduğunu sorup öğrenmeyi hedefliyordum. Ancak öyle bir atmosferin içindeydim ki, siyasi mülahazalar hususunda edinmek istediğim bilgileri bir türlü gündeme getiremedim. Tabii bu duruma bir başka engel daha vardı… O engeli ifade etmeden önce iki isimden söz etmek isterim:
Birisi Çankırı Milletvekili İdris Şahin… Zat-ı âlilerini oldukça eskiden… henüz AK Parti’nin Çankırı İl Başkanı olduğu günlerden tanırım. DEVA Partisi’nden milletvekili ve Genel Başkan Yardımcısı olduktan sonra kendisiyle özel bir görüşme yapmıştık. O görüşmede parti dışından bir siyasetçinin ismini biraz fazla telaffuz edince bana karşı bir tavır aldığını tahmin ediyorum; nitekim o günden sonra ilişkilerimiz biraz rayından çıkmış gibi oldu.

Diğer isim ise Rizeli olmasına rağmen İstanbul’dan milletvekili seçilen Sayın Hasan Kara… Sayın Kara ile eskiye dayanan bir tanışıklığımız mevcut; o günden bu yana birbirimize olan saygı ve muhabbetimiz aynen devam eder.
Az önce bahsettiğim "diğer engel" konusuna gelirsek…
23. Dönem Van Milletvekilliği öncesinde ve sonrasında önemli görevlerde bulunan, hâlen Genel Başkan Yardımcılığı görevini yürüten Sayın Kerem Altun’un mükemmelin üstündeki beyefendiliği beni bir hayli etkiledi. Kendisinin bu nezaketi ve karizması karşısında âdeta acze düştüğümü söyleyebilirim.
Sayın Genel Başkan Ali Babacan ile yaptığımız bu özel görüşmenin mimarı olarak Sayın Altun da bizlerle birlikteydi. Sayın Genel Başkan’ın mütevazılığı ve üstün kültür birikimi yetmiyormuş gibi, görüşme öncesinde ve görüşme anında Sayın Altun’un da varlığı karşısında doğrusu bir hayli eziklik hissettim.
Esas Söylemek ve Sormak İstediğim Konular Boşlukta Kaldı
Genel Başkan’a sormak istediğim, değerlendirmeye değer bazı önemli hususlar vardı. Bir ara “Sayın Mansur Yavaş…” dedim; yüzü güldü ve “Biz Mansur Bey’le sürekli görüşüyoruz” dedi. Hatta sohbetin ilerleyen dakikalarında Mansur Başkan’ın adını tekrar telaffuz etti. O sırada dikkat ettim; yüzünde oldukça naif ve içten bir ifade vardı, doğrusu bu durum beni son derece mutlu etti.
Fakat işin bir başka boyutuna geçip partinin genel durumu ve ittifaklar konusunu bir türlü gündeme getiremedim. Oysa DEVA, Saadet ve Yeniden Refah Partisinin birleşimi ya da farklı bir ittifak modeli hususunda net bilgiler edinmem gerekiyordu.
Daha doğrusu, DEVA Partisi’nin mevcut kabuğunda saklı kalması beni öteden beri rahatsız ediyordu ve bu konuda kendilerine bazı somut öneriler sunmayı planlıyordum.
Genel Başkan’la görüşmeye girmeden önce Sayın Kerem Altun’la yaptığımız kısa sohbet esnasında, “DEVA Partisi’nin halka açılması gerekir” diyerek bir pot kırdım. Haklı olarak Sayın Altun, “Bizim partimiz halktan kopuk mu?” dercesine bir tepki gösterdi. Tepkisinde haklıydı; ancak benim asıl kastım, partinin esaslı bir değişim yaşaması ve kamuoyunda çok özel bir çıkış sergilemesi gerektiği yönünde görüş beyan etmekti. Şüphesiz bu düşüncemi Sayın Genel Başkan’a aktarırken çok daha farklı ve özenli bir üslup kullanmam icap ediyordu.
Nitekim söze, “Zat-ı âlileriniz konumunuz ve ekonomist kimliğiniz hasebiyle kamuoyuna bu minvalde mesajlar veriyorsunuz, fakat…” diye başlayacaktım; ama onu bile diyemedim. Yine de farklı bir ifade tarzıyla maksadımı hasıl ettim ve düşüncelerimi uzun uzadıya anlattım.
Devrim Niteliğinde Bir Anadolu Harekâtı Şart
İşte o görüşmede dile getirdiğim hususlardan bir kesit:
Anadolu Kalkınmadan Türkiye Kalkınamaz
Anadolu denildiğinde şehirleri, ilçeleri ve köyleriyle bir bütün akla gelir. Ne var ki bazı kesimler; köyün hürriyet demek olduğunun, köyün bereket ve bolluk anlamı taşıdığının farkında değiller. Köy; doğayla baş başa kalmak, çalışmak, özgürce yaşamak demektir; tarımdır, hayvancılıktır, üretmektir.
***
Maalesef siyasi partiler, başta da iktidar partileri dahi bu hayati gerçeği ve güzelliği yeterince fark edebilmiş değil. Dolayısıyla burada ciddi bir boşluk doğmaktadır.
DEVA Partisi’nin bu boşluğu doldurması hâlinde kamuoyunda büyük bir itibar göreceği muhakkaktır. Bu alanı sahiplenmek partiye yeni bir ruh ve heyecan kazandıracak, böyle bir çıkış halk nezdinde güçlü bir karşılık bulacaktır.
Şu gerçek çok iyi bilinmelidir ki, iktidar ülkeyi “İstanbul kafası” ile idare etmeye çalışırken hem Anadolu’yu zora soktu hem de İstanbul’u kaybetti. Bu basiretsizliğin sonucu olarak çiftçi toprağa, toprak da çiftçiye küstü; ne yazık ki bunun hâlâ farkında değiller.
***
Şu husus göz ardı edilmemeli: Tarım ve Orman Köyişleri Bakanlığı’nın adından “köy” ibaresinin sökülüp atılması, aklı selim insanlar tarafından tam anlamı ile köye ve köylüye ihanet kabul edildi, köylere önce “mahalle”, bu tutmayınca da “kırsal mahalle” denilmesi halkın gözünden kaçmadı.
Köy girişlerindeki tabelaları bile olarak değiştiremediler; hâlâ “mahalle” yazıyor. Bu sorumsuzluktur ve bunun farkına varan köylüler ihanet olarak kabul ediyorlar. Devlet bu kadar aciz bir duruma düşürülmeli miydi? Ancak oldu ve onlara göre bunlar önemsiz şeylerdir, çünkü Hakk'tan yanayız derken böylesine önemsizmiş görünen unsurlar yüzünden halkı da kabul ediyorlar da farkında değiller.

Şu hususu lütfen göz ardı edilmesin; Tarım, Orman ve Köyişleri Bakanlığı’nın adından “köy” unvanının söküp atılması, köylerin unvanına önce “Mahalle” denilmesi, tutmayınca bu sefer de “Kırsal mahalle” denilmesi halkın gözünden kaçmadı. Hatta köy girişindeki tabelaları bile değiştiremediler. Hâlâ mahalle yazıyor, devlet bu kadar aciz durumda mı?

Büyükşehir Belediye Yasası yürürlüğe girince köylerimiz ve köylülerimiz büyük bir dram yaşadı. Asırlardır atalarının ekip biçtiği araziler, köylülerin elinden sorgusuz sualsiz alındı. Bir kısmı Milli Emlak’a, bir kısmı belediyelere verildi. Onlar da parsel parsel satıp harçlık yaptılar.
Köy tüzel kişiliğine ait bağlar, bahçeler, meralar, devletleştirildi. İmece usulüyle atalarının getirdiği suları belediyelere devrettiler; şimdi belediyeler köylülerin kendi sularını asıl sahibine yani köylülere satıyor.
Özellikle kırsal alanlardaki Köylerde ekip biçen, üreten kalmadı. Okul kalmadı, öğretmen kalmadı, öğrenci kalmadı. Topraksız ve sahipsiz kalan köylü, kahredip şehre göçmek zorunda kaldı.
* Büyükşehir Belediye Yasası ile köylerden alınan tüm mal varlıkları – ekilir-biçilir araziler, meralar, köylülerin imece usulü ile yaptıkları köy odaları, konak, çeşme, gölet – derhal köy tüzel kişiliğine iade edilmeli.
* Vatandaşlardan haksızca alınan araziler ECRİMİSİL olarak ödenmelidir.
ŞU GERÇEK İYİ BİLİNMELİDİR Kİ: Tarım ve hayvancılık ülkesi olan Türkiye, bu iki alanda akıl almaz ithalat yapıyorsa burada yanlışlık, ihmalkârlık ve beceriksizlik var demektir.
Mehmet Akyol

Yorumlar (0)
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!