OECD verilerine göre Şubat 2026’da enflasyon 3,4 seviyesinde yatay seyretti. Türkiye ise 31,5 ile ortalamanın yaklaşık 9 katına ulaşarak açık ara en yüksek enflasyona sahip ülke oldu. Raporda, gıda enflasyonundaki artışın OECD genelindeki yükselişte etkili olduğu ve bu artışın büyük ölçüde Türkiye’deki 4,7 puanlık artıştan kaynaklandığı belirtildi. G7 ve Euro Bölgesi’nde ise enflasyon 2 civarında kaldı. (karar Gazetesi 07 Mart 2026)
Maalesef bütün övünmelere, TÜİK’in kısaltılmış ve yuvarlak hesaplamalarına rağmen ülkemizde hayat pahalılığının giderek arttığı, enflasyonun yükseldiği gerçeğini yok edemiyor.
İktidara gelirken üç ‘Y’ ile mücadele edeceğiz demişsiniz (Yolsuzluk, Yoksulluk ve Yasaklar)
ama bunu başaramamışsınız.
Yoksullukta:
Özellikle 2014 yılında dönemin Başbakanı Erdoğan’ın ‘Faiz sebep enflasyon sonuçtur, olayı kura bağlamak yanlıştır. Nass varken size ne oluyor faizi “yükseltiyorsunuz” dediği günden beri Türk ekonomisi bu enflasyon belasından bir türlü kurtulamamıştır.
Erdoğan ve ekibi son 10 yıldır enflasyon tek haneli rakama inecek söylemlerine karşılık bu rakamı bir türlü tutturamadılar. Bu gidişle tutturamazlar da.
Çünkü;
Bütçe her açık verdiğinde çeşitli vergi dilimlerine zam yaparak bu işin olmayacağını bir türlü öğrenemediler.
Bakan Mehmet Şimşek ikinci kez göreve geldiğinde “Artık reel politikalar uygulamaktan başka çaremiz kalmamıştır’ demesine rağmen bunu uygulama fırsatı bulamamış o da zam yaparak günü kurtarmaya çalışmıştır.
Nitekim daha dün Sayın Bakan diyor ki: Gelir dağıtımındaki farklılıklar büyük ölçüde giderilmiştir ama bu ülkede en düşük emekli aylığının 20.000TL iken milyon liralar aylık alan bürokratları unutmuş görünüyor.
Bakın bu politikalar sonucu:
Peki neden böyle oldu derseniz:
Devletin 80 yılda biriktirdiği bütün yatırımlar satılarak paraya çevrilmiş ancak sonuç değişmemiştir.
Köylü ve çiftçiye yeterince destek sağlanamamış; bu yüzden üretim artmamıştır.
Tarım memleketi olmakla övündüğümüz ülkemiz canlı hayvan ve karkas et ithali ile Avrupa ve Güney Amerika'nın en büyük ihracatçıları arasına girmişiz.
Eğitime yeterli miktarda kaynak ayıramadığımız için çağın gerektirdiği teknolojik eğitimde geri kalmışız. Eğitim çağında olmalarına rağmen iki milyona yakın öğrencinin okula gitmemesine çare bulamamışız.
Askerlik görevini paraya çevirmişiz.
Sanayi de üretim yerine montaj sanayi geliştirmiş, dışarıya satacağımız önemli bir sanayi ürünü geliştirememişiz.
İthalatımız artmış, ihracatımızı karşılayamaz duruma gelmişiz.
Türk lirası değer kaybetmiş, şuan itibariyle bir Euro 51TL,bir dolar 44TL’ye yükselmiş,bir litre Mazot 86TL’ye çıkmış.
Buğdayı savaştaki Ukrayna ’dan, samanı Bulgaristan’ dan alır duruma gelmişiz.
Birçok üniversite açmışız ama mezunlarına iş bulamamışız. Bir milyona yakın mezun olmuş öğretmeni atayamamış, buna karşılık sözleşmeli ve ücretli öğretmenler çalıştırıyoruz.
Mart 2026 itibarıyla TÜRK-İŞ verilerine göre 4 kişilik bir aile için asgari ücretin 28.075 TL olduğu ülkemizde 32.793 TL açlık sınırı;106.000TL yoksulluk sınırına ulaşmışız. TÜİK'in 2025 sonu verilerine göre yoksulluk oranı %13-%15 seviyelerinde ölçülse de, bunun en az iki katı olduğu gerçeğini yaşamaktayız.
Plansız ve reel yatırımlar yerine sadece inşaat sektörünün önünü açmış, ağır sanayi hamlesi yapamamışız.
Borçlanarak büyüme modelini seçmiş ancak borçlarımıza büyük faizler ödemeye devam etmişiz.
İşçi, memur ve memur emeklilerine ücret verirken son derece cimri davranmış ama müteahhitlerin vergi borçlarını defalarca silmekten vazgeçmemişiz.
Yolsuzlukta:
Dünyada 180 ülkenin 122’si, 50’nin altında puan almış ve yolsuzluğa bulaşmıştır. Küresel ortalama puan 100 üzerinden 42. Bu seviye, son on yılın en düşük ortalaması olarak endişe verici bir eğilime işaret etmektedir. Türkiye bu seviyenin altında kalmıştır. Ülkelerin büyük çoğunluğu yolsuzluğu kontrol altına almakta başarısız solurken ülkemizde de bu durum aynıdır. (Transparecy İnternasyonel 2025 Yolsuzluk Algı Endeksi 2025 Şeffaflık Dergisi)
Ne yazık ki ülkede yolsuzluk denilince CHP’li Belediyeler hedef gösterilip kamuoyu algısı yaratılmaya çalışılırken AKP’li Belediyelerdeki yolsuzluk iddiaları hiç konu edilmemiştir. AKP’nin önemli isimlerinden Bülent ARINÇ ,Ankara eski B.Başkanı Melih Gökçek için “Ankara’yı parsel parsel sattılar’ ifadesine ve Mansur Yavaş’ın 94 suç dosyasını Savcılıklara göndermiş olmasına rağmen hiçbir işlem yapılmamıştır.
17-25 Aralık, 2014 (4) Bakan yolsuzluk iddiaları sonucu görevden alınmış ama mahkemeye verilememiştir. Raza Zarrab gibi bir hırsızın bütün yaptıkları görmezden gelinirken aynı kişinin ABD’de tutuklanması bize bir şey ifade etmemiştir.
Bu durum ülkede rakip siyasetçiler için ’siyasi operasyon yapılıyor’ imajını kuvvetlendirmiştir.
Siyasetin yeniden dizayn edilmesi için hukuk kullanılmaya başlandığı yaygın bir kanaat oluşturmaktadır.
Yolsuzlukla mücadelede en önemli hususlara gelince:
Devleti yönetenlerin veya iktidar erkinde görev alanların yolsuzluk karşısındaki tutumları aşağıdan gelenlere örnek olmak zorundadır. Eğer etki ve yetki sahipleri yolsuzluk karşısında sessiz kalır veya görmezden gelirlerse veya işlenen suç karşısında Devlet otoritesi ve onun adına hüküm veren yargı sessiz kalırsa suç unsuru çoğalır ve yolsuzluk yapanlar için bu iştah açıcı bir durum oluşturur.
Yolsuzluk bulaşıcı bir mikrop gibidir, girdiği her bünyeyi hasta eder. Bu mikrobun çoğalmaması için etkin mücadele gerekmektedir.
Bunun için;
1.Yasaların herkes için eşit ve eksiksiz uygulanması;
2.Şeffaflık ve denetimin yerine getirilmesi, hesap verebilirliğin sağlanması;
3. Kara paranın ülke sınırlarından içeri girmesinin önlenmesi;
4.Adalete herkesin güvenmesinin sağlanması;
5.Basının her konuda serbest davranması ve baskı altında tutulmaması;
6.Devletin vatandaştan alacağı vergilerin azdan az, çoktan çok ilkesine göre yaygınlaştırılması, vergi ve cezalarda orantılı davranılması;
7. Sadakat yerine liyakatin öne çıkarılması;
gerekmektedir.
Yasaklar:
Devletin dini adalettir.
Adaletin sarsıldığı veya vatandaşın adalete olan güveninin kaybolduğu durumlarda başarılı olmak imkansızdır.
Adalet yoksa hukuk yoktur.
Hukuk yoksa güven yoktur.
Güven olmaz ise yatırımda , üretimde olmaz.
AKP iktidarının en önemli başarısı en çok oy aldığı başörtüsü meselesidir. Başörtüsü serbest bırakırken gösterdiği cesareti bireysel özgürlükler konusunda ne yazık ki gösterememiş AİHM ve AYM kararlarını uygulayamamış, gösteri ve yürüyüşler konusunda eşit standartlarda davranılmamış, yargı görevini tam olarak yerine getirememiştir.
İktidar ,hep hamasi söylemler ile milleti oyalarken; bunun yerine hukukun üstünlüğü ve bilimin ışığını tercih etmemiş, teknolojik gelişmelere ayak uyduramamıştır.
Üniversitelere rektör- dekan ve bölüm başkanı; üst düzey devlet görevlilerinin atanmasında liyakatin önde gelmesi gerekirken sadece AKP kadrolarının tercih edilmesi, Devlet kadrolarına AKP’li olmayan hiç kimsenin girememesi; THY gibi kurum üst düzey yöneticilerinin ‘arpalık’ olarak yandaşlara dağıtılarak Yönetim Kurulu Başkan ve üyelerine her ay milyonlarca liralık aylık ücretler ödenmesinin Sosyal Devleti çürüttüğünü bu dönemde yaşadık, yaşıyoruz.
Özgürlükler konusunda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisinin eleştirenlerin büyük çoğunluğuna dava açması ve halen mahkemelerde binlerce davanın bulunması ülkemizde özgürlüklerin kısıtlanmasının en iyi örnekleridir.
Değerli dostlarım; Devlet olmanın üç temel unsuru vardır.
Bunlar sırasıyla insan unsuru, egemenlik unsuru ve toprak bütünlüğüdür.
Bu üç unsurun bir devleti oluşturabilmesinin en önemli ögesi ise insanın kültürel varlığıdır. İnsan bu varlığını sürdüre bilmek için kendisini yöneten egemen sınıfın adil ve hakkaniyetle davranmasını ister. Bu bir güven meselesidir. Bireylerin Devlete olan güveninin devam edebilmesinin tek sebebi de ortak kültürel değerler, ortak vatan kavramı ve ortak yaşama arzusudur.
Atalarımız der ki “biri yer biri bakar, kıyamet ondan kopar.”
Herkes için adalet kaçınılmaz gerçek olmalıdır.
Mansur Yavaş’ın 94 suç dosyasını Savcılıklara göndermiş olmasına rağmen hiçbir işlem yapılmamıştır.
Adaletin sarsıldığı veya vatandaşın adalete olan güveninin kaybolduğu durumlarda başarılı olmak imkansızdır.
