Abdulbaki ERDOĞMUŞ

Liderlik siyasi yasaklarla yok edilemez. Aksine yasaklar ve cezaevi mahkumiyetleri toplumsal ve kurumsal değişime rehberlik etmek için bir fırsat oluşturur.
Evet…İmamoğlu'nun önünde böyle bir siyasi imkân bulunuyor. Ancak bunun için önce kendisiyle yüzleşmeli. Ceza evini bir yüzleşme, sorgulama ve yeni fikirlerle kendisini donatma fırsatına çevirmesini sağlamalı.
İddialarında haklı da olsa öfke, gerilim ve gerginliği bir tarafa bırakarak makuliyeti öncelemesi liderlik için en önemli adım olacaktır. CB Erdoğan, Kemal Kılıçdaroğlu veya yargıçlarla kavga etmekten vaz geçmeli. Hukuki mücadelesini avukatlarıyla beraber verirken siyasi mücadelesini kendisi için değil, ülkesi için somut hedeflerle belirlemeli.
Mevcut siyasi ortamda Erdoğan karşıtlığı pirim yapabilir ancak karşıtlık üzerinden vizyoner lider olmak mümkün değildir.
Vizyoner lider, siyasi mesajlarını sadece kendisine oy verenlere ve kedisini destekleyenlere değil, toplumun geneline vermekle olunur.
Vizyoner lider, yalnız kendisine oy verenleri ve kendisini destekleyenleri değil, kendisini desteklemeyen fakat ülkenin gidişatı konusunda kaygı taşıyan insanları da anlaması gerekir.
Örneğin;
Laik seçmenin hassasiyetini anlayacak ama siyaseti yalnızca laik seçmenin diliyle kurmayacak.
Atatürkçülerin ‘Cumhuriyet’ hassasiyetini görecek ama onu başka toplum kesimlerini dışlayan bir siyasete dönüştürmeyecek.
Lider Sünni ise Sünni çoğunluğun hassasiyetlerini bilecek ama din, inanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlık temelinde ayırımı ve ayırımcılığı ortadan kaldıracak bir anlayışa da sahip olacak. Aynı durum Alevi lider için de geçerlidir.
Muhafazakâr demokratların inanç ve yaşam biçimine saygı gösterecek.
Kürt vatandaşın eşit yurttaşlık, adalet ve temsil konusundaki beklentilerini duyacak ve duyarlı olacak.
Yalnız solcu Kürtlerin değil, Muhafazakâr Kürtlerin Türkiye siyasetine bakışındaki farklılıkları ayrıca okuyacak.
Gençlerin sadece iş istediğini sanmayacak. Onların aynı zamanda özgürlük, liyakat, adalet, dünyaya açık olma ve kendi hayatları üzerinde söz sahibi olma isteğini de anlayacak.
Solun ekonomik/sosyal adalet taleplerini, merkez seçmenin istikrar arayışını, milliyetçi seçmenin ülkenin bütünlüğü ve güvenliği konusundaki hassasiyetlerini de görmezden gelmeyecek.
Bütün bunları aynı cümlede eritmek mümkün olmayabilir. Ancak bunların arasında ortak bir siyasi zemin kurmak mümkündür.
--
İmamoğlu'nun siyasi liderlik iddiası açısından asıl mesele burada başlıyor.
Çünkü liderlik, yalnızca kalabalıkların önünde konuşmak değildir.
Liderlik, toplumun farklı kesimlerini doğru okumaktır.
Onların korkularını, beklentilerini, kırgınlıklarını ve umutlarını anlamaktır.
Daha önemlisi, bunları bir siyasi programa dönüştürmektir.
Bu nedenle İmamoğlu'nun, bir parti liderliği veya cumhurbaşkanı adayı olmanın ötesinde bir siyasi liderlik iddiası varsa, daha stratejik, inandırıcı ve vizyoner olması gerekir.
Kendisi de buna inanıyorsa avukatları ile siyasi ekibinin görevleri birbirinden ayrılmak zorunda. Hukuki mücadeleyi hukukçular yürütür. Siyasi mücadeleyi ise siyasetçiler, örgütler ve siyasi kadrolar yürütür. Zira hiç kimse tek başına lider olamaz.
--
İmamoğlu'nun siyasi geleceğini yalnızca hukuki savunmanın belirlemesine izin verilirse, siyaset onun adına başkaları tarafından tanımlanmış olur.
Oysa başka bir yol var.
Kendi davasının etrafında bir siyaset kurmak yerine, Türkiye'nin geleceği etrafında bir siyaset kurmak.
Muhalefetin farklı parçalarını yalnızca seçim zamanı bir araya getirmek yerine, onları gerçek bir siyasi organizasyonun parçası haline getirmek.
Sadece partilileri değil, demokratik değişim isteyen insanları da siyasetin içinde tutacak bir yapının kurulmasına rehberlik etmek.
Farklı toplumsal kesimlerin kendisini içinde görebileceği yeni ve geniş bir siyasi alan oluşturabilmek.
Bunun için de vizyoner lider, siyaset merkezine kendisini değil, toplumu koyması gerekir.
--
Türkiye'deki geniş muhalif kitlenin bugün ihtiyacı yalnızca bir siyasi lider de değildir.
Kendisini ifade edebileceği, taleplerinin karşılık bulacağı ve siyasetin parçası olabileceği bir organizasyona ihtiyacı vardır.
İmamoğlu bunu başarabilirse, siyasi geleceğini kendi davasının sınırlarından çıkarabilir.
Siyaseten mahkûm edilmek ile siyasi olarak etkisiz hale gelmek aynı şey değildir.
Bir siyasetçinin önüne hukuki engeller çıkabilir. Fakat toplumda karşılık bulan bir siyasi fikir, sağlam bir organizasyon ve farklı kesimleri bir arada tutabilecek bir liderlik anlayışı varsa siyaset başka yollar bulabilir.
--
İktidarın ve iktidar seçmeninin de ciddi, örgütlü, programlı ve güçlü bir muhalefete ihtiyacı vardır. Çünkü demokrasi, iktidarın kazanmasından ibaret değildir. İktidarın karşısında onu denetleyen, eleştiren, alternatif üreten ve gerektiğinde iktidara talip olabilen bir siyasi gücün bulunması da demokrasinin temel şartlarından biridir.
İmamoğlu'nun önündeki siyasi imkân belki de burada yatıyor.
Kendisini savunan bir siyasetçi olmak mı? Yoksa Türkiye'deki birbirinden çok farklı kesimleri anlayıp, onların ortaklaşabileceği yeni bir siyasi zemin kuran bir lider olmak mı?
İkincisi başarılabilirse, bugün İmamoğlu'nun karşı karşıya bulunduğu hukuki ve siyasi süreçler onun siyasi hikâyesinin sonu olmak zorunda değil.
Hatta siyasi liderlik açısından asıl başlangıç noktası olabilir.
Çünkü gerçek liderlik, kendisine yönelen kalabalığı yönetmekten çok toplumdaki dağınık beklentileri doğru okuyup onları ortak bir geleceğe dönüştürebilmektir. Farklılıklarına rağmen insanları tek bir hedef etrafında toplayabilmektir.
İmamoğlu'nun önünde böyle bir imkân var mı?
Var.
Ancak bunun yolu yalnızca daha çok konuşmaktan geçmiyor.
*Türkiye'nin bütün kesimlerini gerçekten dinlemekten, onları siyasetin öznesi yapmaktan ve bu büyük toplumsal çeşitliliği gerçek bir siyasi organizasyona dönüştürmekten geçiyor. *
Belki de İmamoğlu'nun siyasi geleceğini belirleyecek asıl soru budur:
*Kendisinin siyasi geleceğini mi kurtaracak, yoksa Türkiye'nin farklı kesimlerinin birlikte kurabileceği yeni bir siyasi geleceğin liderliğini mi üstlenecek? *
Bu imkânı değerlendirebilecek bir lider, Türkiye için zorunlu bir ihtiyaç olacaktır.
