EĞİTİM HER ALANDA OLMALIDIR

Geçtiğimiz günlerde ülkemizde gelen öğrencilerin kendi okullarında silahlı eylem yapmaları, birisi öğretmen diğer sekizi öğrenci olan arkadaşlarını katletmesi üzerine kendi yaşadığım öğretmenlik,yöneticilik ve müfetişlik süreçleri aklıma geldi.

      Öğretmen okulu çıkışlı olmamın benim açımdan çok büyük önemi vardır. Çünkü öğretmen okullarına  daha ziyade  erkenden ekmeğe ihtiyacı olan köy çocukları müracaat eder sonra yazılı ve sözlü sınavlardan sonra kazananlar ortaokul ve lise bir arada olan okullar altı yıl, ortaokul sonrası öğrenciler üç yıl okuduktan sonra notların kaç olursa olsun bitirme sınavlarında başarılı olduktan sonra mezun olabilirlerdi.
Öğretmen Okulunda bize genel derslerin yanında özellikle Eğitim Psikolojisi ve Eğitim Sosyolojisi ve eğitim yönetimi gibi mesleki dersler de verilir bu derslerin  işlenişinde öğrenci-öğretmen; öğretmen veli; öğretmen yönetici modelleri anlatılarak bizleri hayata/mesleğe hazırlarlardı.
Öğretmen Okullarında yetişen öğretmenlerin mesleki görevi sınıf içerisiyle sınırla olmayıp, öğrencilerin günlük yaşantılarına doğrudan etki eder,velilerle yakın işbirliği yapar, gerektiğinde mesai tanımadan öğrencisini eğitmeye- öğretmeye devam ederdi.
Öyle bir öğretmenlik sevdamız vardı ki gündüz verdiğimiz hizmet yetmez tezek sobası sıcağında, gaz lambası ışığında geceleri bile bazı öğrencilere ders vermekten yılmazdık.
Bir zaman sonra köy enstitüleri kapatıldığı gibi Öğretmen okulları da siyasi nedenlerle kapatılarak öğretmen yetiştirmenin köküne kibrit  suyu döktüler.
Denetimlerimiz sırasında  meslektaşlarımızla karşılaştığımızda mesleki düşüncelerinin ideal olamaktan öteye sadece ders saatlerindeki anlatımlarıyla yetindikleri; motivasyonlarını kaybettiklerini hatta bir kısım meslektaşlarımız ‘ben dersimi anlatır çıkarım, isteyen öğrenir, istemeyen öğrenmez’ gibi sözleri kullanmaktan hiç çekinmediklerine tanık oldum.
Değerli dostlarım;
Öğretmenlik mesleki formasyon ve özel alan bilgisi gerektiren  bir uzmanlık mesleğidir.. Bunun için öğretmenlerin öncelikle öğrenci psikolojisini; eğitim felsefesini, aile ve  öğrenci ilişkilerini; sosyal çevre düzenlemesini; eğitimin  üç ana sacayağından birisinin kendisi olduğunu ; sadece öğretmek değil asıl görevinin ‘ öğretirken eğiterek hayata hazırlaması ‘ gerektiğini aklından çıkarmaması şarttır.
Öğretmen, daha çok sınav kazandıran bir  öge durumuna gelmiş,  ne kadar çok sınav kazandırmışsa o kadar başarılı sayılır hale gelmiştir.  Kısa bir anlatım, sonra test sorularını çözmenin derdinde.
Atatürk diyor ki:”Öğretmenler yeni nesil sizin eseriniz olacaktır.”
Peki o nesli yetiştirebildik mi? Hayır.

Anne-babalar çocuğunun eğitilmesinden çok kaç soru çözebileceği; hangi okulu kazanacağından başka bir şey düşünmüyor. Çocuğunun istekleri ve yapabilecekleri değil, kendi isteklerinin yerine getirilmesini istiyor. Eğitim yerine öğretim odaklı bir süreci takip ediyor. Oysa ki  eğitimin ilk ve önemli ayağının öğrencinin kendi evi olduğu gerçeğini unutmuş durumda. Herşeyi okuldan bekler durumda.
Okul idaresi de kendi okulundan mezun olan öğrencilerin ne kadarının bir sonraki okulu kazandığı ile övünme ve gururlanma derdinde. Sadece okulun disiplinine önem vermekte eğitimin asli unsuru olan çocukları yarına hazırlamak gibi bir düşünceyi önemsemektedir.
Herkesin isteği çocuklarının kendi isteklerini yerine getirip getiremediği ile   ilgileniyor.
Peki çocuklarımız ne istiyor?
Son yıllarda eğitimde geliştirilen ve piyasaya sürülen eğitim felsefesi sadece ’öğrenci merkezli’ eğitim deniliyor ve buna göre programlar hazırlanıyor, araç- gereçler ve fiziki imkanlar buna göre düzenleniyor. 
Olan çocuklarımıza oluyor. Nesiller kayboluyor eğitim istenilen sonucu bize bir türlü vermiyor.
Biliyoruz ki eğitimin üretimi İNSAN YETİŞTİRMEKTİR ama yetiştiremiyoruz. Yetiştirdiğimiz insanlar dijital dünyanın anaforunda kaybolup gidiyor.
İktidar siyasi görüşünü  yaygınlaştırmak için sürekli  İmam- Hatip Ortaokulları ve İmam Hatip Liseleri açarak sonuç almaya çalışsa da eğitimi başaramamıştır.
Şehirleşmenin ve teknolojinin en büyük kötülüğü gençlerimizi sevgisiz, hoşgörüsüz , arkadaşı olmayan, hayal kuramayan sokakta oynayamayan ve mutlu olmayan bir nesil yetiştirdik. Herkesin elinde cep telefonu ve tabletler. Evde, sokakta hatta okulda bütün vakitlerini bunlarla geçiren bir nesil.
Pandemi süreci zaten  sallantıda olan eğitim süreçlerini iyice salladı, teknoloji ile bu süreci götürmeye çalıştık ve kendi ellerimizle çocuklara tablet bilgisayarlar dağıtarak dijital eğitimi yaygınlaştırdık. Oysa ki dijital eğitimin getirisinden çok götürüsü olduğunu hesap edemedik.
Atalarımızın güzel bir sözü vardır. 
Ne ekersen onu biçersin.
Sevgi ekemedik,
Saygı büyütemedik,
Fikir üretemedik,
Tarih bilinci veremedik,
Vatan kavramından uzak kaldık,
Paylaşmayı, yardımlaşmayı unuttuk,
Sorumluluk duygusu kazandıramadık,
Kültürel değerlerimizi öğretemedik,
Üretimi başaramadık.
Şimdi oturmuş okullardaki bu öğrenci vahşetini nasıl önleyeceğimizi tartışıyoruz.
Hem de yanlış kapıdan girerek.
Bu iş polis ve jandarmanın okulu beklemesiyle, emniyet tedbirleriyle asla çözülemez. Tedbir gerekli ama  sonuç alıcı çözüm değildir.
Daha fazla zaman geçirmeden Önce anne-babaları ve öğretmenleri eğitin ki onlarda  geleceğimizi ellerine emanet ettiğimiz çocuklarımızı eğitebilsinler.
Atatürk diyor ki: “Eğitimdir ki bir milleti ya hür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da milleti esaret ve sefalete terk eder."
Nelson Mandela ‘da diyor ki: “Dünyayı değiştirmek için kullanabileceğiniz en güçlü silah eğitimdir.”