Dost Suriye'den genel haberler ve önemli gelişmeler
SDG’nin feshiyle hızlanan entegrasyon sürecini, İsrail saldırılarını, ekonomik krizi ve bu gelişmelerin Türkiye açısından taşıdığı önemi değerlendiriyor.
Ümran Stratejik Araştırmalar Merkezi, Suriye’de Temmuz-Eylül 2026 döneminde yaşanan siyasi, güvenlik, diplomasi ve ekonomi başlıklarını üç aylık değerlendirme raporunda inceledi. Dönemin en belirgin gelişmeleri arasında Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kendisini feshetmesi ve kuzeydoğudaki yapıların merkezi yönetime entegrasyonunun hızlanması, İsrail’in Suriye topraklarındaki askeri faaliyetlerinin sürmesi, Şam’ın uluslararası alandaki temaslarını artırması ve enerji krizinin toplumsal protestolara dönüşmesi yer aldı.
Temmuz-Eylül dönemi, bir yandan siyasi ve kurumsal entegrasyonun somutlaştığı, diğer yandan ekonomik baskılar ile dış güvenlik tehditlerinin aynı anda yönetilmeye çalışıldığı bir süreç oldu. ABD ve Avrupa ülkeleriyle yürütülen temaslar, bazı yaptırım ve kısıtlamaların kaldırılması ve Birleşmiş Milletler ile Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü (OPCW) gibi uluslararası kuruluşlarla ilişkilerin yeniden kurulması Şam yönetiminin diplomatik hareket alanını genişletti. Buna karşılık İsrail’in güney Suriye’de yeni askeri noktalar kurması, Ebu Zuhur Hava Üssü’nü hedef alması ve Hermon Dağı çevresindeki varlığını sürdürmesi dış güvenlik alanındaki başlıca gerilim kaynakları arasında yer aldı.
Ülke içinde ise akaryakıt fiyatlarına yapılan zamlar, elektrik üretiminin ihtiyacı karşılamaması ve petrol ile doğal gaz arzındaki açıklar yeni hükümetin karşı karşıya kaldığı en ciddi toplumsal sınavlardan biri haline geldi. Eğitim müfredatında Kürtçe ve Türkçenin konumuna ilişkin düzenlemeler de hem Kürt hem Türkmen çevrelerde protestolara yol açtı.

SDG kendisini feshetti, entegrasyon süreci hızlandı
Kuzeydoğu Suriye’deki entegrasyon süreci, Temmuz-Eylül döneminin en kapsamlı başlığını oluşturdu. Haseke’deki İşçi Sendikasının devlet kurumlarına entegrasyonu tamamlanırken, SDG’nin sözde özerk yönetimi bünyesinde görev yapan 40 hâkimin Haseke Adalet Teşkilatına katılım süreci başlatıldı. Haseke’deki Ziraat Bankası şubeleri yeniden açıldı, insani ve sosyal alanda çalışan kurumlar Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı bünyesine alındı. Kamışlı’daki “Rojava Üniversitesi” ile El-Fırat Üniversitesinin birleştirilmesi için çalışma başlatılırken, Şam yönetimi Rojava Üniversitesi tarafından verilen diplomaları tanıyacağını da açıkladı.
Entegrasyon süreci yalnızca sivil kurumlarla sınırlı kalmadı. SDG’ye bağlı idari yapılarda görev yapan 4 bin sağlık ve tıbbi personelin Sağlık Bakanlığına katılımı başlatıldı. Eski SDG mensuplarının Suriye ordusuna entegrasyonunun tamamlandığı açıklanırken, SDG’ye bağlı kadın YPJ güçlerinin İç Güvenlik Güçlerine katılması konusunda da anlaşmaya varıldı. Mazlum Abdi, Haseke’nin istikrarı ve entegrasyon sürecini Cumhurbaşkanlığı temsilcisi ve 2. Kolordu Komutanı ile görüştü. Türkiye’nin eski SDG üyesi ve Suriye Savunma Bakan Yardımcısı Sipan Hemo’yu, diğer adıyla Semir Asu’yu terör listesinden çıkardığı ve hakkındaki 425 bin dolarlık para ödülünü kaldırdığı da değerlendirme dönemindeki gelişmeler arasında yer aldı.
Sürecin siyasi boyutunda Mazlum Abdi, Şam’da SDG’nin resmen feshedildiğini duyurdu. Karar ABD başta olmak üzere birçok devlet tarafından memnuniyetle karşılandı. Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Abdi’yi Kürt İşlerinden Sorumlu Cumhurbaşkanı Danışmanı, İlham Ahmed’i ise milletvekili olarak atadı. Devlet kurumlarında Mazlum Abdi için pasaportundaki “Mustafa Halil Abdi” isminin kullanılmaya başlanması da yeni dönemin sembolik adımlarından biri oldu. Şam yönetimi ayrıca 49 eski SDG üyesini cezaevinden serbest bıraktı.
Buna karşın kuzeydoğuda yerel gerilimler tamamen sona ermedi. Ayn el Arap halkı, hükümetin “Kobani” yerine resmî isim olan “Ayn el Arab” ifadesini kullanmasını protesto etti. PKK’ya bağlı “Devrimci Gençlik” hareketinin IŞİD üyesi oldukları iddiasıyla Haseke’de çok sayıda Arap sivili tutukladığı belirtilirken, Suriyeli aşiretler devletin ülke genelinde kontrolü sağlaması talebiyle savaş çadırları kurdu. Hükümet yetkilileri gerilimi azaltmak için Haseke’deki aşiret liderleriyle görüşürken, Ayn el Arap, Haseke ve Kamışlı’daki olayların ardından İç Güvenlik Güçlerinin bölgedeki varlığı artırıldı.
Yerinden edilmiş 400 Kürt ailenin Rasulayn’a dönüşünü sağlayacak ilk konvoy, kimliği belirsiz kişilerin saldırısı nedeniyle geri dönmek zorunda kaldı. Ayn el Arab ve Haseke’de İç Güvenlik Güçleri karargâhlarına düzenlenen saldırılarda Suriye bayrağı indirildi ve güvenlik güçleri operasyon başlattı. Arap Harb aşireti, “Devrimci Gençlik” yapısının uygulamalarının sona erdirilmesini ve Haseke kırsalında güvenliğin artırılmasını istedi. Ayn el Arab’daki bir cezaevinde mahkûmların çıkardığı yangında 9 kişi hayatını kaybederken olayların büyümesi üzerine güvenlik güçleri müdahale etti. Mustafa Halil Abdi, entegrasyonun tamamlanması ve yerinden edilenlerin geri dönüşünü Halep Valisi ile görüştü; Nusaybin-Kamışlı Sınır Kapısı’nın yeniden açılması için de altyapı ve teknik çalışmalar başlatıldı.
Ümran, Ocak 2026’da Suriye ordusu ile YPG/SDG arasında yaşanan çatışmaların ardından varılan entegrasyon anlaşmasının ilerlemesi ve SDG’nin kendisini feshetmesini Suriye açısından yeni bir dönüm noktası olarak değerlendirdi. Merkeze göre SDG tarafı fesih kararını yıl sonuna doğru açıklamak isterken Şam daha erken bir takvimde ısrar etti. Mustafa Halil Abdi ile İlham Ahmed’in SDG içindeki rollerinden ayrılarak devlet sistemi içinde görev almaları da yapısal dönüşümün bir parçası olarak değerlendirildi. Mart 2025’te Abdi’nin Cumhurbaşkanı Yardımcılığı, İlham Ahmed’in ise Dışişleri Bakan Yardımcılığı görevlerini talep ettiğinin medyaya yansıdığı hatırlatılırken, iki ismin daha düşük profilli görevlere atanması Şam’ın karar alma bağımsızlığı açısından yorumlandı.

İsrail saldırıları ve diplomatik temaslar
İsrail’in Suriye’deki askeri faaliyetleri dönemin ikinci ana başlığını oluşturdu. İsrail güçleri Kuneytra’ya bağlı Kodna’da yeni bir askeri nokta oluşturdu, Dera yönündeki ilerleyişi yerel silahlı direnişin ardından geri çekildi ve Saida el-Golan’da iki askeri kontrol noktası kurduktan sonra bölgeden ayrıldı. Kodna’ya daha sonra yeniden giren İsrail güçleri sivilleri aramak için geçici kontrol noktası kurarken, işgal altındaki Hermon Dağı yakınındaki Dürzi kasabası Kalat Candal’da bir sahra hastanesi inşasına başladı. İsrailli “Pioneers of Bashan” adlı yerleşimci grubunun Suriye topraklarına girmeye çalışması ise İsrail ordusu tarafından engellendi.
Kuneytra’da Birleşmiş Milletler Ateşkes Gözlem Gücü (UNDOF) ile Suriye Kızılayı gezici tıbbi kamplar kurulması için ortak mekanizma başlattı. Kuneytra Çiftçiler Birliği ile UNDOF arasında da çiftçilerin ateşkes hattındaki arazilerine ulaşmasını sağlayacak bir düzenlemeye varıldı. İsrail Hava Kuvvetleri, Hermon Dağı’ndaki İsrail askeri mevzisine doğru uçan bir insansız hava aracını imha ederken, Başbakan Binyamin Netanyahu Aralık 2024’ten bu yana işgal altında tutulan Hermon Dağı’nı ziyaret ederek askeri üniformalı bir video yayımladı. İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz da İsrail’in Hermon Dağı ve tampon bölgeden çekilmeyeceğini açıkladı.
Şam yönetimi aynı dönemde uluslararası diplomatik temaslarını artırdı. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron Şam’ı ziyaret ederek İsrail saldırıları karşısında Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğüne desteğini açıkladı. Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Ankara’daki NATO toplantıları kapsamında ABD Başkanı Donald Trump, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ABD’li senatörlerle görüştü. Trump, Suriye’nin terörü destekleyen devletler listesinden çıkarılması için Kongre’ye resmî bildirimde bulunurken, OPCW Suriye’nin sözleşme kapsamındaki hak ve ayrıcalıklarını iade etti. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) Yönetim Kurulu da Suriye’nin uyumsuzluk statüsünü sona erdiren kararı kabul etti.
ABD Dışişleri Bakanlığı, Suriye’yi 1991 Kimyasal ve Biyolojik Silahların Kontrolü Yasası kapsamındaki kalan silah satışı kısıtlamalarından muaf tuttu. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), İsrail’in güney Suriye’deki ihlallerini ve bölgedeki durumu görüşürken, Suriye Savunma Bakanı İngiliz ve Fransız askeri heyetleriyle savunma sanayisi ve askeri iş birliğini ele aldı. Japonya, Suriye İçişleri Bakanlığı dahil bazı Suriyeli kurumlara uyguladığı yaptırımları kaldırdı. Şara, Birleşmiş Milletler konuşmasında Golan Tepeleri’nin Suriye toprağı olduğunu vurgulayarak İsrail güçlerinin işgal ettikleri bölgelerden çekilmesini istedi.
Suriye ile Rusya arasında Rus askeri varlığını yeniden tanımlayan bir mutabakat zaptı imzalanmasının ardından Suriye Dışişleri Bakanı ile Genelkurmay Başkanı Hmeymim Hava Üssü’nü ziyaret etti. Suriye ayrıca Kolombiya’nın İsrail’in Golan Tepeleri üzerindeki egemenliğini tanımasını kınadı. İsrail Diaspora Bakanı Amichai Chikli’nin Suriye’yi “Gazze’nin büyütülmüş bir versiyonu” olarak nitelendirmesi ve savaşın kaçınılmaz olduğunu söylemesi de dönemin sert açıklamalarından biri oldu.
Türkiye açısından en dikkat çekici güvenlik gelişmelerinden biri, İsrail Hava Kuvvetlerinin Türkiye’nin Ebu Zuhur Hava Üssü’ne yerleşeceği iddiasıyla Türkiye sınırına yaklaşık 70 kilometre mesafedeki üssü bombalaması oldu. Söz konusu iddia ABD tarafından yalanlandı. ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi İsrail’in hava saldırılarını eleştirirken Türkiye’nin sağduyulu tutumunu olumlu karşıladı. Axios, Trump’ın Netanyahu’dan güney Suriye’den çekilmesini istediğini iddia ederken, Middle East Eye İsrail tarafının Türkiye’nin Şam ve Halep havalimanlarına gece inişini mümkün kılacak sistemler yerleştirmesine karşı çıkmadığını yazdı. Aynı dönemde Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında Suriye’ye olumlu yansımaları olacağı belirtilen Mekke Paktı imzalandı.
Ümran’a göre Esed rejiminin devrilmesinden sonra yeni Suriye hükümetinin karşı karşıya olduğu en önemli dış güvenlik tehditlerinden biri İsrail oldu. Suriye’nin önce ABD, Birleşik Arap Emirlikleri ve Azerbaycan üzerinden, daha sonra doğrudan İsrail ile yürüttüğü görüşmelerde bir güvenlik mekanizması anlaşmasına ulaşılamadığı ve İsrail’in anlaşmayı son aşamada imzalamaktan vazgeçtiği belirtildi. Merkez, Suriye’nin uluslararası kuruluşlarla ilişkilerinin güçlenmesiyle dışlanmış konumunun zayıfladığını, Rusya’nın ülkedeki askeri varlığının ise yeniden düzenlenip sınırlandırıldığını değerlendirdi. ABD’nin silah satışı kısıtlamalarını kaldırmasının ardından Şam’ın, Fransa ve İngiltere başta olmak üzere egemenliğini diplomatik olarak destekleyen Avrupa ülkeleriyle askeri ve güvenlik iş birliği arayışını artırdığı kaydedildi.

Enerji krizi ve toplumsal baskı
Ekonomik başlıkların merkezinde enerji krizi yer aldı. Birleşmiş Milletler verilerine göre Suriye’de yaklaşık 1,2 milyon kişi acil insani yardıma ihtiyaç duyarken, Hürmüz Boğazı’ndaki kriz, Ukrayna’nın Rus dizel rafinerilerine yönelik saldırıları nedeniyle uluslararası enerji fiyatlarında yaşanan yükseliş ve Banyas Rafinerisi’nin bakım çalışmaları için üretimi durdurması akaryakıt tedarikinde ciddi sıkıntılar yarattı. Elektrik üretimi ülke genelinde 3 bin 500 megavata çıkarılmasına rağmen yerel ihtiyacı karşılamaya yetmedi.
Suriye’nin günlük petrol üretiminin yaklaşık 112 bin varil, tüketiminin ise 300 bin varil düzeyinde olduğu; günlük doğal gaz üretiminin 8 milyon metreküpte kalırken talebin 24 milyon metreküpe ulaştığı belirtildi. Akaryakıt fiyatlarına yüzde 25 ile yüzde 40 arasında yapılan zamların ardından Rakka, Haseke, Deyrizor, İdlib, Halep, Hama ve Humus’ta geniş çaplı protestolar düzenlendi. Enerji ve Eğitim bakanları mecliste halka açık dinleme oturumlarına katılırken, Enerji Bakanı istifa baskısıyla karşı karşıya kaldı. Enerji Bakanlığı ile Suriye Petrol Şirketi daha sonra akaryakıt tedarikine yönelik acil önlemler açıkladı ve fiyatlarda indirime gidildi.
Ekonomik sıkıntılara rağmen altyapı yatırımları da sürdü. İdlib Valiliği 8 milyon doların üzerinde 36 altyapı projesi başlatırken, Humus Valiliği 4,5 milyon dolarlık projeleri devreye aldı. Lazkiye’de çalınan yaklaşık 2 milyon dolar değerindeki ağır petrol pompaları güvenlik güçleri tarafından geri alındı. Suriye Petrol Şirketi Genel Müdürü Yusuf Kablavi ise Suriye halkını sosyal medyanın peşinden giden “koyun sürüsüne” benzeten sözleri nedeniyle kamuoyundan özür diledi. Hükümet, 2026’nın ilk yarısında 1 milyar dolarlık bütçe açığı oluştuğunu açıkladı.
Eğitim alanındaki düzenlemeler de toplumsal tartışmaları beraberinde getirdi. Kürtçe derslerin zorunlu değil seçmeli olması nedeniyle bazı Kürt öğrenciler okulları boykot ederken, Kuzey Suriye’deki Türkmen Meclisi zorunlu Türkçe derslerinin kaldırılmasını protesto etti. Ümran, yeni eğitim yılıyla birlikte müfredatların birleştirilmesi ve ana dil tartışmalarının hem Suriyeli Kürtler hem de Türkmenler açısından yeni bir toplumsal gerilim alanı oluşturduğunu değerlendirdi.
Merkez, akaryakıt fiyatlarındaki ani yükselişi yeni hükümetin karşılaştığı ilk büyük iç sınavlardan biri olarak tanımladı. Nüfusun yüzde 90’dan fazlasının yoksulluk sınırının altında yaşadığı bir ortamda enerji maliyetlerinin artması halkın günlük yaşamını doğrudan etkiledi. Ümran’a göre Esed rejimi döneminde temel gıda ve enerji ürünlerine verilen sübvansiyonların bir bölümü uyuşturucu ticaretinden elde edilen kayıt dışı gelirlerle finanse ediliyordu. Yeni hükümetin uyuşturucu üretimini tasfiye etmesi ve sübvansiyonları geçmiş ekonomik modelin bir parçası olarak görmesi nedeniyle bu yapı sürdürülemedi. Hükümetin benimsediği neoliberal ekonomi politikaları, küresel enerji fiyatlarındaki artış ve Banyas Rafinerisi’nin bakıma alınmasıyla birleşince fiyatlar halkın alım gücünü zorlayan seviyelere ulaştı.

Türkiye açısından hangi başlıklar önem taşıyor?
Ümran, SDG’nin feshedilmesi ve eski örgüt mensuplarının Suriye devlet yapısına entegrasyonunun ilerlemesini Türkiye’nin ulusal güvenliğini doğrudan ilgilendiren bir gelişme olarak değerlendirdi. Merkeze göre PKK terör örgütünün Suriye kolunun resmen tasfiye edilmesi ve Suriye devletine entegrasyon sürecinin ilerlemesi, Ankara’nın güvenlik endişeleri açısından önemli bir aşama oluşturuyor. Bu süreç, “Terörsüz Türkiye” ve “Terörsüz Bölge” yaklaşımıyla da ilişkilendiriliyor.
PKK’nın kendisini feshetme kararının ardından Suriye sahasının silah bırakma sürecindeki en önemli alanlardan biri haline geldiği belirtilirken, kuzeydoğudaki entegrasyonun Türkiye açısından süreci kolaylaştırabileceği ifade edildi. Ümran, SDG projesini Ankara’nın Türk, Kürt ve Arap toplumları arasındaki kardeşlik yaklaşımının karşısındaki bir yapı olarak tanımlarken, yaşanan dönüşümü Türkiye’nin Suriye vizyonunun İsrail’in Suriye vizyonuna karşı güç kazandığı bir gelişme olarak değerlendirdi.
Türkiye-İsrail hattında ise Ebu Zuhur Hava Üssü’ne yönelik saldırı özel bir önem taşıyor. Türkiye, Suriye ve ABD’nin Ankara’nın bölgede üs kurma niyeti bulunmadığını açıklamasına rağmen İsrail’in saldırı düzenlemesi, Ümran tarafından Türkiye açısından ciddi bir meydan okuma olarak değerlendirildi. Merkez, Türk makamlarının saldırıyı Netanyahu hükümetinin İsrail’deki seçimler öncesinde bir provokasyon girişimi olarak gördüğünü ve konunun İsrail ile ABD arasındaki diplomatik gündeme taşındığını belirtti. İleride Suriye’de kurulabilecek olası Türk üsleri açısından İsrail faktörünün de hesaba katılması gerektiği değerlendirmesi yapıldı.
Enerji fiyatlarındaki yükseliş, petrol ve doğal gaz tedarikindeki sıkıntılar ve toplumsal olaylar ise Türkiye açısından Suriye’nin ekonomik toparlanması ve sığınmacıların geri dönüşüyle bağlantılı görülüyor. Ümran, yeniden imar ve ekonomik kalkınmanın uzun ve sancılı ilerleyeceğini, Suriyelilerin ülkelerine dönüş hızının yavaşladığı mevcut koşullarda ekonomik bozulmanın Türkiye’ye yönelik yeni düzensiz göç baskısı oluşturabileceğini öngördü. İran savaşının yakın dönemde sona ermemesi halinde enerji fiyatlarının Suriye ekonomisi üzerindeki enflasyonist baskısının artabileceği ve Türkiye’nin sınır güvenliğinde yeni risklerle karşılaşabileceği değerlendirmesine yer verildi.
Bir diğer başlık ise eğitim politikaları oldu. Kürtçe eğitimin kapsamının netleşmesi ve Türkçenin Suriye’nin kuzeyinde seçmeli ders olarak sürdürülmesi Türkiye açısından takip edilmesi gereken konular arasında gösterildi. Ümran, Kürtçe eğitimin Türkiye kamuoyundaki tartışmalara nasıl yansıyacağının iç siyasi ve toplumsal dengeler bakımından önem taşıdığını, Türkçe eğitimin ise Suriye’deki Türkmenlerin yanı sıra Türkiye’de eğitim görmüş ve Türk kültürüyle temas etmiş yüz binlerce Suriyeli çocuk açısından da dikkate alınması gerektiğini belirtti.
Önümüzdeki döneme ilişkin öngörüler
Ümran, SDG’nin fesih ilanıyla birlikte Suriye’nin zorla federal ya da ademimerkeziyetçi bir yapıya dönüşmesi ihtimalinin zayıfladığını ve entegrasyon sürecinden geri dönüş olasılığının sıfır noktasına yaklaştığını değerlendirdi. Eski SDG yöneticilerinin Şam karşıtı aktörlerden, merkezi yönetimin kuzeydoğudaki hâkimiyetini kolaylaştıran figürlere dönüştüğü belirtilirken, YPJ mensuplarının İçişleri Bakanlığına entegrasyonu gibi henüz tamamlanmamış süreçlerin de önümüzdeki dönemde sonuçlandırılması bekleniyor.
Anayasal ve yasal tartışmaların meclis zeminine taşınması da yeni dönemin temel eğilimleri arasında gösterildi. İlham Ahmed’in SDG kökenli bir isim olarak mecliste temsil edilmesi ve Suriyeli Kürtlerin Suriye Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) tarafından temsil edilmesi, Kürt siyaseti açısından yeni bir aşama olarak değerlendirildi.
İsrail’in Suriye’ye yönelik askeri tutumunun seçimlere kadar sürmesi ve ciddi provokasyon girişimlerinin yaşanması ihtimali de raporun öngörüleri arasında yer aldı. Suriye ile İsrail arasındaki gerilimin düşmesi ve olası bir anlaşma zemininin oluşmasının İsrail seçimlerinden sonraki siyasi tabloyla bağlantılı olabileceği, Türkiye ile İsrail arasındaki bölgesel güç mücadelesinin de seçimlerin ardından yeniden şekillenebileceği değerlendirildi. Bununla birlikte, Suriye ve Türkiye açısından İsrail’le mevcut yapısal sorunların seçim sonucuyla tamamen ortadan kalkmasının beklenmediği vurgulandı.
Ekonomik sorunların ve toplumsal huzursuzlukların ise kısa vadede sona ermesinin beklenmediği belirtildi. Ümran, halka erken dönemde sunulan refah beklentisinin hayal kırıklığını artırabileceğini, özellikle ülkeye umutla dönen Suriyelilerin ekonomik sorunlar karşısında hükümeti sorumlu tutabileceğini değerlendirdi. İran savaşının yakın dönemde sona ermemesi halinde enerji fiyatlarının Suriye ekonomisi üzerindeki enflasyonist baskısının ve neoliberal ekonomi politikalarının yaşam koşulları üzerindeki olumsuz etkisinin daha da artabileceği öngörüldü.

Yorumlar (0)
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!