Devletin Tahtı Adalet, Tacı Millettir
Devlet ve siyaset üzerine yapılan tartışmaların büyük kısmı aslında tek bir sorunun etrafında dönmektedir: Devlet kimin içindir?
Tarih boyunca bazı yönetimler halkı devlet için var kabul etmiş, bazıları ise devletin halk için var olduğunu savunmuştur. Oysa çağdaş siyasal düşüncenin, demokratik tecrübelerin ve insanlık birikiminin ulaştığı ortak sonuç açıktır: Devlet halk içindir, halk devlet için değil.
Devletin gerçek sahibi millettir. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Yönetimin meşruiyeti halkın oyundan gelir. Çünkü siyasi otorite kutsal değil, toplumsal iradenin ürünüdür. Devletin gücü de hukuka ve demokrasiye bağlı kalmasından kaynaklanır.
Demokrasi yalnızca bir seçim sistemi değildir; halkın yönetime katılmasının kurumsallaşmış biçimidir. Şûra anlayışının günümüzdeki karşılığı da budur. Halkın yönetime katılması hem modern demokrasinin hem de kadim siyasal ahlakın temel ilkelerinden biridir. Sorunların çözüm yeri sandık ve meşru siyaset kurumlarıdır. Millet son sözü söyler.
Ancak demokratik meşruiyet tek başına yeterli değildir. Tarih bize göstermiştir ki güçlü devletler her zaman adil devletler olmayabilir. Bu nedenle devletin temel görevi güç üretmek değil, adalet üretmektir. Çünkü adalet devletin temelidir. Devletin ayakta kalması adaletle mümkündür. Hukuk karşısında herkes eşittir. Yönetici ile sıradan vatandaş arasında ayrıcalık olmamalıdır. Zayıfın hakkı güçlüden alınabilmeli, mazlum devletin koruması altında olmalıdır.

Siyasetin gerçek amacı da burada ortaya çıkar: İnsan onurunu korumak. Devlet bireyin haklarını ve insanlık değerlerini güvence altına almak için vardır. Özgürlük olmadan siyaset meşru değildir. Düşünce ve ifade özgürlüğü toplumsal gelişmenin şartıdır. İnsanların inançlarını yaşama hakları güvence altında olmalıdır. Din ve vicdan özgürlüğü korunmalıdır.
Din ile siyaset arasındaki ilişki de bu noktada önem kazanır. Din iktidarın aracı olmamalıdır. Din, yöneticileri meşrulaştıran bir araç değil, onları denetleyen ahlaki bir ölçüdür. Laiklik de bu bakımdan devletin tarafsızlığını koruyan temel ilkelerden biridir. Din ve devlet işleri birbirinden ayrılmalı; devlet bütün vatandaşlarına eşit mesafede durmalıdır.
Güçlü bir devlet, vatandaşının hayatına her alanda müdahale eden devlet değildir. Güçlü devlet değil, etkin devlet önemlidir. Devlet her işe karışmamalı, temel görevlerine odaklanmalıdır. Devlet vatandaşın önünü açmalı, hayatını kolaylaştırmalıdır. Bürokrasi halka engel olmamalı; devlet mekanizması vatandaşın işini kolaylaştırmalıdır.
Ekonomik alanda da benzer bir ilke geçerlidir. Refahın kaynağı üretim ve girişimdir. Özel sektör kalkınmanın motorudur. Devlet üretici değil, düzenleyici olmalıdır. Zenginleşmenin yolu çalışmak, üretmek ve yatırım yapmaktır. Köylü ve çiftçi kalkınmanın temelidir. Üretici kesim desteklenmelidir. Ekonomik özgürlük siyasi özgürlüğün de en önemli dayanaklarından biridir.
Bunun yanında devletin geleceği yalnızca ekonomik göstergelerle ölçülemez. Akıl ve bilim siyasete rehber olmalıdır. Devlet yönetimi bilgiye ve bilime dayanmalıdır. Çağdaşlaşma sürekli bir hedef olarak görülmeli, değişim ve yenilik teşvik edilmelidir. Devlet, toplumun dönüşümüne engel olmamalı; medeniyet yarışında ilerlemeyi amaçlamalıdır.
Dış politikada ise barışçı yaklaşım esastır. Uluslararası ilişkilerde güç gösterisinden çok akılcı diplomasiye ihtiyaç vardır. Yurtta huzuru sağlayan bir devlet, dünyada da barışı savunmalıdır.
Bütün bunların merkezinde ise bir ahlak ilkesi bulunmaktadır: Emanet. Yönetim makamı bir imtiyaz değil, sorumluluktur. Kamu malı emanettir. Devlet malı kişisel çıkar için kullanılamaz. Liyakat esastır; görevler ehil ve dürüst kişilere verilmelidir. Yöneticiler hesap verebilmeli, devlet görevlileri denetlenebilmelidir. Kararlar ortak akılla alınmalı, istişare yönetimin vazgeçilmezi olmalıdır.
Sonuç olarak devletin büyüklüğü saraylarının yüksekliğinde, bütçesinin genişliğinde veya bürokrasisinin ağırlığında aranmaz. Devletin gerçek büyüklüğü vatandaşına sağladığı adalette, özgürlükte ve huzurda ölçülür.
Çünkü devletin görevi iktidarı korumak değil; adaleti, özgürlüğü ve insan onurunu gerçekleştirmektir.
Ve unutulmamalıdır ki; yönetimin meşruiyeti güçten değil, adaletten; korkudan değil, özgürlükten; baskıdan değil, emanete riayetten ve halka karşı sorumluluktan doğar. Devletin tahtı adalet, tacı ise millettir.

Yorumlar (0)
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!