Biraz geciktik ancak önemli istihbaratlar edindik.
Kısa süre zarfında yaptığımız az sayıdaki araştırma Cumhurbaşkanlığı seçiminde “bağımsız aday” fikri ve merkezde yeni bir parti arayışı öne çıkıyor.
Bu araştırma metnini iki gün önce yayınlayacağımızı belirtmiştik ancak biraz geciktik çünkü yaptığımız faaliyetin hiç de kolay olmadığını takdir edersiniz.
Kaldı ki gecikmemizin sebebi, masa başında oturup varsayımlar üretmek değil; sahadan bilgi toplamak, farklı çevrelerle görüşmek ve insanların ne düşündüğünü doğrudan dinlemekti.
İstanbul ve Diyarbakır’da gerçekleştirilen toplantılardan dikkat çekici bilgiler edindik. Ankara’da ise farklı sosyal ve siyasal çevrelerden vatandaşlarla birebir görüşmeler sürüyor.
Ortaya çıkan tablo henüz bir seçim sonucu ya da bilimsel bir kamuoyu araştırması değildir. Fakat siyasetin tabanında oluşmaya başlayan bazı eğilimleri göstermesi bakımından dikkat çekicidir.
Ve görünen o ki…
Toplumun bir bölümünde ciddi bir beklenti, değişim arayışı ve yeni bir siyasi seçenek arayışı var.
ANKARA’DA DİKKAT ÇEKEN GÖRÜŞMELER
Ankara’da görüştüğümüz vatandaşlar arasında Iğdır kökenli, her biri ayrı bir iş kolunun patronu, Kürt kimliğine sahip üç kişi de bulunuyor. Üçü de Alevi, ancak mezheplerinin ayrı olduğuna tanık oluyoruz. Şafi mezhebine mensup olduğunu söyleyen İnşaat Mühendisi Metin Yarşi geçmiş seçimlerde DEM Parti’ye oy verdiğini ifade ediyor. Diğer iki görüşmeci ise Caferi olduklarını belirttiler.
Caferi olduklarını söyleyen ikisi işletmeci yerel seçimlerde Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan’a oy verdiklerini söylüyorlar.(Muhtemelen Metin Özarslan’nda Aleviliğinin yanında aynı zamanda Caferi mezhebine mensup olduğunu da öğrenmiş oluyoruz. )
Bu görüşmeler sırasında özellikle bir cümle dikkat çekiyor:
“Milletin canına tak etti, bir kurtuluş yolu bekliyor.”
Bu ifadenin sahibi Metin Yarşi isimli inşaat mühendisi, kendisini Kürt, Alevi ve Şafi olarak tanımlıyor. Geçmişte DEM Parti’ye oy verdiğini, ancak bundan sonraki seçimlerde aynı tercihi yapmayacağını söylüyor.
Kendi ifadeleriyle:
“Ben DEM Partiliyim. Ancak bir daha DEM Parti’ye oy vermeyeceğim. Yeni bir parti kurulursa, hele Mansur Bey genel başkanı olursa desteklerim. Cumhurbaşkanlığı için de aynı şekilde düşünüyorum. Yeter ki mevcut durum değişsin.”
Elbette bu sözler tek bir vatandaşın kişisel görüşüdür. Ancak farklı şehirlerde ve farklı toplumsal kesimlerde benzer ifadelerin ortaya çıkması, üzerinde düşünülmesi gereken bir durumdur.
“MANSUR YAVAŞ DÜRÜST BİR İNSAN”
Aynı görüşmeciye Mansur Yavaş hakkında ne düşündüğünü sorduğumuzda şu değerlendirmeyi yapıyor:
“Mansur Yavaş dürüst bir insan; Cumhurbaşkanlığına aday olursa hemen desteklerim. Ancak parti kurarsa mevcut durumda bazı sıkıntılar olabilir; çünkü bölge sistemi söz konusu. Doğu ve Anadolu’ya yeterince mesaj vermiyor. Genel olarak daha çok adalet ve hukuk sistemi üzerinde değerlendirmeler yapıyor. Bir de ekip meselesi var tabii.”
Burada dikkat çeken nokta yalnızca bir siyasi isme yönelik destek beyanı değil.
Vatandaşın aynı zamanda bölgesel temsil, siyasi kadro ve Türkiye’nin farklı toplumsal kesimleriyle iletişim konusunda beklentilerinin bulunduğunu söylemesi.
Kendisine, Ankara’da bulunmasına rağmen bölgesel çalışmalara katkı sağlayıp sağlayamayacağını sorduğumuzda ise cevabı oldukça net:
“Ne demek! Iğdır’la sınırlı değil. Hiçbir menfaat beklemeden o bölgede faaliyet gösteririm.”
“MERKEZDE GÜÇLÜ BİR PARTİYE İHTİYAÇ VAR”
Caferi olduğunu belirten Gültekin isimli vatandaşın değerlendirmesi ise farklı bir noktaya işaret ediyor.
Onun ifadesiyle:
“Şu anda merkezde güçlü bir partiye ihtiyaç var. Biz seçimlerde zaten hep Mansur Yavaş’a oy verdik. Cumhurbaşkanı olsa yüzde yüz destek alır.”
Bu ifade ile yanında bulunan çalışma arkadaşları bir nevi heyecana gelip kendisini destekliyorlar.
İSTANBUL’DAN GELEN MESAJ
İstanbul’da bu yönde çalışmalar yapan arkadaşlarımızdan gelen bilgiler de benzer bir tabloya işaret ediyor.
Arkadaşları ile tam mutabakata vardıklarını aktaran bir arkadaşımız şöyle diyor:
“Biz Mansur Bey’le iki defa görüştük. Muntazam bir insan, dürüst ve mert. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bağımsız adayı destekleme düşüncesindeyiz. Bu görüşümüzü televizyonda da isim vermeden açıkladık. Ancak gönlümüzde yatan isim elbette Sayın Mansur Yavaş.”
Burada da üzerinde durulması gereken husus, söz konusu görüşün kişisel bir siyasi tercih olmadığı açıkça görülmelidir.
DİYARBAKIR’DA “ÇATI ÇÖKTÜ” SÖZÜ
Asıl dikkat çekici toplantılardan biri ise Diyarbakır’da gerçekleştiriliyor.
Bir evin salonunda yapılan toplantıya oldukça kalabalık bir grup katılıyor. Katılımcılar arasında dört muhtarın da bulunduğu belirtiliyor.
Toplantının zaman zaman oldukça hararetli geçtiği aktarılıyor.
Toplantıyı yöneten arkadaşlarımız iki temel soru soruyor:
Birincisi:
“Geçmişte hangi partiye oy verdiğinizi bir kenara bırakalım, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile işbirliği gündeme geliyor; önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan’a oy verir misiniz?”
İkinci soru ise şu:
“Yakından tanıdığınız, adını kötülüklerle yan yana getirmediğiniz, lider vasfına sahip bir isme merkezde yeni bir parti kurarsa oy verir misiniz?”
Tam da salonda farklı görüşler yükselmeye başladığı sırada, katılımcılardan biri ayağa kalkıyor ve şu sözleri söylüyor:
“Hele sen ne diyorsun! Çatı çöktü, çatı… Biz evi kurtarmaya çalışıyoruz. İster bağımsız Cumhurbaşkanı adayı olsun, ister merkezde bir parti kursun, yeter ki ayrımcılık yapmasın. Kürt, Türk, Laz, Çerkez… Biz bıktık artık bu tür eylemlerden... Her birimizin borcu var, derdi var. Bu şartlarda ödeyebilmemiz mümkün değil. Bunun sorusu mu olur?”
Belki de Diyarbakır toplantısının bütün havasını birkaç cümleyle özetleyen sözler bunlar.
Çünkü burada mesele yalnızca hangi partiye oy verileceği değil.
İnsanların önemli bir bölümü için mesele; geçim, borç, adalet, güven, temsil ve geleceğe dair umut meselesidir.
DAĞLARIN ARDINDA BİR BEKLEYİŞ Mİ VAR?
Bütün bu görüşmeleri, toplantıları ve bize ulaşan saha bilgilerini üst üste koyduğumuzda karşımıza kesinleşmiş bir siyasi sonuç çıkmıyor, fakat inkâr edilemeyecek bir başka gerçek var,
- Bir bekleyiş var.
- Bir umut var.
İnsanlar mevcut siyasi yapıların dışında yeni bir seçenek olup olmadığını merak ediyor.
- Kimileri merkezde yeni bir parti arıyor.
- Kimileri bağımsız bir Cumhurbaşkanı adayı fikrini tartışıyor.
- Kimileri ise artık parti isimlerinden çok adalet, hukuk, ekonomik güvenlik ve ayrım gözetmeyen bir yönetim anlayışı arıyor.
Bu beklentilerin sandığa nasıl yansıyacağını bugünden söylemek mümkün değil. Siyasette bugün söylenen yarın değişebilir. Bugün güçlü görünen bir düşünce, seçim günü farklı bir tercihe dönüşebilir.
Ancak siyasetin nabzını anlamak için yalnızca parti merkezlerine değil, evlerin salonlarına, kahvehanelere, esnaf dükkânlarına ve vatandaşın doğrudan söylediği sözlere de kulak vermek gerekiyor.
Şimdilik söyleyebileceğimiz şu: Dağların ardında bir hareketlilik var.
Gün ola, harman ola, Bekleyelim bakalım, Allah ne gösterecek, zaman ne getirecek?
NOT: Bilimsel çalışmalar yapmakta olan siyat bilimci, politika sahnesinin zirve isimlerinin hazırlamakta oldukları “ Strateji ” çalışmalarını yarından sonra yayına vereceğiz. Mehmet Akyol

Yorumlar (0)
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!