ANADOLU YOLLARINA DÜŞEN ANADOLU PARTİSİ GENEL BAŞKANI BEDRİ YAYÇIN VE BERABERİNDEKİ HEYET BÜYÜK SEVGİ GÖSTERİLERİ İLE KRŞILAŞIYOR.
" Halkla, milletle Hakk Yolunda beraber olan, düzgün insanlarla her zaman beraberiz ve daima beraber olacağız" dedi
" Bencil, Kibirli, üst perdeden konuşan, ahlaksız, para için kutsal Cumhuriyet değerlerimizi satan, vurdumduymaz siyasetten yana değiliz.. Herkesi yeniden Anadolu İrfanı ile Bütünleşmeye, Bir olmaya, iri olmaya, diri olmaya davet ediyorum. Atatürk ilke ve Devrimlerine özünden bağlı , vatansever yurtaşlarımızla birlik olmaya davet ediyorum." dedi.

Anadolu’nun bağrından kopup gelen o kadim ses, bizlere her daim şunu fısıldar: “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” Bugün siyasetin tozlu koridorlarında, fildişi kulelerin gölgesinde unutulan asıl hakikat, halkın sofrasındaki ekmeğin onuru ve cebindeki paranın izzetidir. Eğer bir nizam kuracaksak; o nizam ne dille, ne dinle, ne de kökenle ölçülür. O nizamın tek terazisi adalet, tek pusulası haysiyettir diyen Yalçın şunları söyledi:
" Bir devletin bağımsızlığı, sadece sınır boylarında nöbet tutan askeriyle değil; çarşıda, pazarda boynu bükülmeyen vatandaşıyla ölçülür. Enflasyon denilen o sinsi canavarı sıfırlamak, sadece iktisadi bir hamle değil, ahlaki bir zorunluluktur. Türk lirasını elin yabancı parasının karşısında "el pençe divan" durmaktan kurtarıp, ona hak ettiği vakarı iade ettiğimiz gün; emekçinin alın teri kurumadan hakkını teslim etmiş oluruz.
Kendi toprağında, kendi parasıyla mülksüzleşen bir halkın devlete olan bağı zayıflar. Ancak cüzdanı tok, yarını umutlu bir fert; bayrağını sadece göklerde değil, kalbinin en derin köşesinde taşır. Sosyal haklar, lütuf değil; her bir bireyin anasının ak sütü gibi helal hakkıdır. Bu hakları gasp etmek yerine baş tacı ettiğimizde, fraksiyonların gürültüsü kesilir, birliğin senfonisi başlar.
Adalet, üzerine nutuklar atılan soğuk bir kavram olmaktan çıkıp; bir mahalle kahvesinde, bir fabrikada, bir okul sırasında nefes alan bir gerçekliğe dönüşmelidir. Kimse "adalet nerede?" diye sormuyorsa, işte orada gerçek demokrasi vardır.

Liyakat: Emanetin ehline verildiği bir düzen.
Eşitlik: Kanun karşısında dev ile karıncanın bir tutulduğu bir terazi.
Vicdan: Yasanın bittiği yerde başlayan o görünmez pusula.
Siyaset ana omurgasından sapıp, halka tepeden bakan bir kibir kulesine dönüştüğünde; ortaya çıkan tek şey kargaşa ve cehaletin hadsizliğidir. Oysa bizim ihtiyacımız olan; Yunus Emre’nin diliyle bir kucaklaşma, Hacı Bektaş’ın sofrasıyla birleşmedir.
Demokrasi; sandıktan sandığa hatırlanan bir usul değil, her sabah "Bismillah" diyerek dükkanını açan esnafın, tarlasını süren köylünün, laboratuvarında sabahlayan gencin can ve mal emniyetidir.
Ayrımı, kayrımı, dili ve ırkı bir kenara bırakıp; "İnsanız ve bu devletin öz sahibiyiz" diyebildiğimiz o gün, ne kavga kalır ne de mutsuzluk. Bizim ihtiyacımız olan şey, yeni bir icat değil; bu toprakların mayasında zaten var olan o adil paylaşım ve mert duruştur. Devlet, milletine sahip çıktığı ölçüde kutsaldır; millet de devletini adaletle gördüğü ölçüde baş tacı eder.
Gelin, bu sofrayı yeniden kuralım: Ekmeği adil, adaleti keskin, parası kıymetli ve insanı hür bir Türkiye için hep birlikte olalım ve Anadolu Birliği Partisi çatısı altında buluşup, Hakk'ın ızası için hep birlikte halkımıza hizmet etmeyi bir görev kabul edelim."
Galeri
Büyütmek için tıklayın

Yorumlar (0)
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!