Afganistan-Suudi Gaz Anlaşması: ABD’nin Rolü Ne, İran Neden Endişeli?

Afganistan-Suudi Gaz Anlaşması: ABD’nin Rolü Ne, İran Neden Endişeli?

Afganistan-Suudi Gaz Anlaşması: ABD’nin Rolü Ne, İran Neden Endişeli?

Mehmet Akyol
27 Eylül 2026, 15:46
2 görüntüleme

Gazeteci Maryam Nawaz, Afganistan-Suudi Arabistan gaz anlaşmasında ABD’nin olası rolünü ve projenin İran açısından taşıdığı stratejik etkileri 

 

Maryam Nawaz

 

Maryam Nawaz

Eylül 2026’nın serin bir akşamında, Taliban yetkilileri ile Suudi Arabistan merkezli özel şirket Delta International Energy’nin yöneticileri Kabil’de mermerlerle kaplı bir salonda el sıkıştığında, dünyaya bunun 200 milyon dolarlık sıradan bir enerji arama anlaşması olduğu anlatıldı. Ancak asıl hikâye sözleşmeye atılan imzalarda değil, törenin ön sırasında oturan yaşlı ve tanıdık bir simadaydı.

Bu isim, 2020’de ABD’nin Afganistan’dan çekilme sürecinin mimarlarından olan deneyimli Afgan-Amerikalı diplomat Zalmay Halilzad’dı.

Resmî belgeler, Delta’ya Afganistan’ın batısındaki Herat ve Badgis vilayetlerinde bulunan Kuşk-Tirpul havzasındaki yedi doğal gaz blokunda arama hakkı veriyor. Ancak haritaya şöyle bir bakmak bile meselenin gerçek boyutunu ortaya koyuyor. Söz konusu havza, İran’ın Razavi Horasan eyaletinin hemen yanı başında bulunuyor.

Washington ile Tahran arasındaki gerilimin açık bir çatışmanın eşiğine yaklaştığı bir dönemde, İran sınırından yalnızca birkaç kilometre uzakta doğal gaz aramak basit bir şirket tercihi olarak görülmüyor. Bu durum önemli bir soruyu gündeme getiriyor: ABD, Halilzad’ın güçlü özel bağlantı ağından ve Suudi Arabistan’da etkili çevrelerle bağlantılı bir şirketten yararlanarak İran’ın hemen arka bahçesinde stratejik ancak gerektiğinde inkâr edilebilir bir alan mı oluşturmaya çalışıyor?

Uluslararası ve bölgesel meseleler, özellikle de Afganistan konusunda uzman Tahir Khan, konuya ilişkin şu değerlendirmede bulundu:

Talibanı heyeti

“Zalmay Halilzad serbest çalışan bir isim. Katarlılar, Suudiler ya da ABD, Afgan Talibanı ile konuşmak istediğinde başvurulabilecek en uygun isimlerden biri. Afgan yönetimi üzerinde nüfuza ihtiyaç duyan her aktör ondan yararlanıyor.”

Khan, bu anlaşmanın herhangi bir gizli amaç taşımayan sıradan bir ticari anlaşma olabileceğini de belirtti. Ancak savaş ortamının öngörülemezliği nedeniyle anlaşmayı göründüğü kadar basit değerlendirmenin mümkün olmadığını ifade etti.

Neden Afganistan, neden İran sınırı?

Anlaşmaya ilişkin öne çıkan bir diğer unsur ise şu sorularda yatıyor: Neden Afganistan? Ve neden tam da bu hassas sınır bölgesi?

İlk olarak, özel bir Suudi şirketin neden hâlâ güvenlik sorunları ve uluslararası izolasyonla mücadele eden Afganistan’a yatırım yapmak istediği sorusu gündeme geliyor. Kabil açısından bunun cevabı hayatta kalmak.

Taliban yönetimi, uluslararası izolasyonu kırabilmek için yabancı sermayeye ve ekonomik meşruiyete ciddi ölçüde ihtiyaç duyuyor. Bu nedenle zengin bir yabancı gücü Afganistan topraklarına bağlayacak büyük altyapı projelerini hızla hayata geçirmeye hazır görünüyor.

Ancak Kuşk-Tirpul havzasının coğrafi konumu, sıradan bir ticari girişimi jeopolitik açıdan çok daha dikkat çekici hâle getiriyor.

Bölgesel güvenlik uzmanları açısından, Suudi Arabistan’ın ulusal güvenlik yapılanmasında önemli konumlara sahip El Ayban ailesine ait Delta International Energy’nin, yalnızca ticari kâr amacıyla İran sınır muhafızlarının hemen yanı başında yüz milyonlarca doları riske attığını kabul etmek kolay değil.

İsminin açıklanmaması koşuluyla konuşan eski bir diplomat da şu değerlendirmeyi yaptı:

“Washington ile Tahran arasında doğrudan askerî bir çatışma çıkması hâlinde, İran’ın doğu sınırı boyunca faaliyet gösteren uluslararası bir şirket varlığı son derece önemli bir satranç taşına dönüşebilir. Bu geniş doğal gaz sahalarını korumak için kurulması gereken lojistik sistemler, iletişim ağları ve yerel güvenlik altyapısı, Batı’yla uyumlu istihbarat unsurlarının İran’ın doğusunu yakından takip edebileceği pasif bir ‘gözetleme kulesi’ işlevi görebilir.”

ABD Dışişleri Bakanlığı ise Kabil’deki imza töreniyle arasına hızla mesafe koydu. Bakanlık, Halilzad’ın yalnızca özel bir vatandaş sıfatıyla seyahat ettiğini ve ABD hükûmeti adına konuşmadığını açık bir dille belirtti.

Ancak yüksek riskli sınır diplomasisinin dünyasında herkesin bu açıklamayı olduğu gibi kabul etmesi beklenmiyor.

Halilzad’ın Delta ile ve tam olarak bu doğal gaz güzergâhıyla ilişkisi yaklaşık 30 yıl öncesine dayanıyor.

1990’ların ortalarında, Taliban’ın ilk iktidarı döneminde Halilzad, Amerikan petrol devi Unocal için yüksek ücretle çalışan bir danışmandı. O dönemde Unocal, Delta Oil ile, yani bugünkü Delta International’ın selefiyle ortaklık kurarak “CentGas” adı verilen ilk boru hattı projesini gündeme getirmişti.

Proje, Herat üzerinden geçerek Pakistan’a ulaşacak bir boru hattı öngörüyordu.

Tarih şimdi yeniden tekerrür ediyor ancak bu kez stratejik boyutu çok daha belirgin.

Taliban Başbakan Yardımcısı Molla Baradar

Halilzad’ın Kabil’de Taliban Başbakan Yardımcısı Molla Baradar ile birlikte bulunması, Washington’ın Taliban’la resmî olarak el sıkışamasa bile bölgede en deneyimli isimlerinden bazılarının sahadaki süreci yönetmesine imkân tanıyabildiğini gösteriyor.

Eski diplomat, Suudi Arabistan-Afganistan anlaşmasını değerlendirirken şöyle konuştu:

“ABD, özel bir vatandaş ve özel bir Suudi şirket üzerinden hareket ederek İran sınırındaki çıkarlarını güvence altına alırken aynı zamanda gerektiğinde bu süreçle bağlantısını tamamen reddedebilecek bir pozisyonu koruyor.”

Halilzad’ın rolü, Taliban hükûmetine yatırım ve iş imkânları bulmak, bunun karşılığında ise diplomatik kanalları üzerinden ihtiyaç duyulan bazı kolaylıkların sağlanmasını istemek şeklinde de değerlendirilebilir.

Yeni enerji koridoru İran’ı nasıl etkileyebilir?

Öne çıkarılması gereken temel unsurlardan biri de projenin İran’ı en hassas olduğu noktadan, yani ekonomisinden etkileme ihtimali.

İran, on yılı aşkın süredir kendi “Barış Boru Hattı”nı, diğer adıyla İran-Pakistan Doğal Gaz Boru Hattı’nı faaliyete geçirmeye çalışıyor. Tahran bu proje üzerinden Pakistan’a ve ardından Hindistan’a doğal gaz satmayı hedefliyor.

Ancak proje, ABD yaptırımları ve bölgesel güvenlik sorunları nedeniyle sürekli olarak sekteye uğradı.

Afganistan-Suudi Arabistan doğal gaz boru hattının hayata geçmesi hâlinde, İran’ın Güney Asya üzerindeki başlıca ekonomik kozlarından biri büyük ölçüde etkisiz hâle gelebilir.

Öte yandan bu ölçekte bir boru hattının güvenliğinin sağlanması, gelişmiş uydu bağlantıları, insansız hava araçlarıyla gözetleme sistemleri ve yerel takip mekanizmaları gerektiriyor. Bu da Batı’yla uyumlu yapıların İran’ın en uzun doğu kara sınırını kesintisiz biçimde izleyebilmesine imkân sağlayabilecek bir altyapı ortaya çıkarabilir.

Bölge uzmanı Tahir Khan ise şu değerlendirmeyi yaptı:

“Günümüz dünyasında bir rakibi izlemek için mutlaka fiziksel bir varlığa ya da kara güzergâhına ihtiyaç duyulmuyor. Gelişmiş teknolojiler sayesinde ülkeler dünyanın neredeyse her noktasından birbirlerine ulaşabiliyor, birbirlerini izleyebiliyor ve etkileşim kurabiliyor. Ancak başka bir ülke üzerinde stratejik avantaj elde etmek ya da belirli bir güzergâh üzerinden erişim sağlamak tamamen farklı bir konu.”

Khan sözlerini şöyle sürdürdü:

“İlk bakışta bu düzenleme yalnızca ekonomik ya da enerji alanında yapılmış bir anlaşma olarak görülebilir. Ancak değişen küresel düzen bağlamında bakıldığında taşıdığı anlam ekonominin çok ötesine geçiyor. Anlaşmanın önemli stratejik ve jeopolitik sonuçları da bulunuyor.”

Kendisini Orta Asya, Orta Doğu ve Avrupa arasındaki temel enerji köprülerinden biri olarak konumlandıran Türkiye açısından da bu anlaşma değişen dengelerin bir parçası olarak öne çıkıyor.

Kuşk-Tirpul havzasının ticari açıdan uygun olduğunun kanıtlanması ve Orta Asya’daki altyapının Güney Asya’ya başarıyla bağlanması hâlinde, bölgenin jeoekonomik dengeleri yeniden şekillenebilir.

Böyle bir hat hem İran topraklarını hem de Rusya’nın kontrolündeki ağları devre dışı bırakan alternatif bir koridor oluşturabilir ve Körfez Arap sermayesini doğrudan Orta Asya’nın kapısına taşıyabilir.

Bu anlaşma yalnızca Herat’ın engebeli topraklarının altından doğal gaz çıkarmakla ilgili değil.

Bu anlaşma yalnızca Herat’ın engebeli topraklarının altından doğal gaz çıkarmakla ilgili değil. Anlaşma, İran’ı hedef alan, sessiz ve gerektiğinde inkâr edilebilir bir çevreleme stratejisinin ilk hamlesi niteliğinde. Aynı zamanda Taliban’ı Batı’yla uyumlu sermayeye ekonomik olarak bağımlı tutmayı ve Çin ile Rusya’nın Kabil’deki hakimiyetini sınırlamayı amaçlıyor.

Kuşk-Tirpul’da sondajlar sonunda doğal gaz rezervlerine ulaştığında, bunun siyasi etkilerinin Tahran’daki yönetim çevrelerinde de hissedileceği değerlendiriliyor.

Bununla birlikte anlaşmanın stratejik sonuçları, resmî olarak açıklanan ekonomik gerekçelerinin önüne tamamen geçmemeli.

Afganistan’ın yatırıma, enerji sektörünün geliştirilmesine ve bölgesel pazarlara erişime ihtiyacı bulunuyor. Suudi şirketleri ise gelişmekte olan enerji pazarlarındaki varlıklarını genişletmek istiyor.

Projenin İran sınırına yakınlığı ve uzun süredir bölgesel bağlantılara sahip isimlerin süreçte yer alması, anlaşmaya kaçınılmaz olarak daha geniş bir jeopolitik boyut kazandırıyor. Ancak bunlar tek başına projenin ABD tarafından yönetilen bir stratejinin parçası olduğunu kanıtlamıyor.

Sonuç olarak anlaşmanın taşıdığı gerçek önem, projenin nasıl ilerleyeceğine, altyapı ve finansman süreçlerine kimlerin dahil olacağına ve projenin ticari bir girişim olarak mı kalacağına yoksa daha geniş kapsamlı bölgesel bir stratejik koridora mı dönüşeceğine bağlı olacak.

Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!